Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Din dersinin kapısı

Zorunlu din dersini mi tartışıyoruz, önce biraz laiklik tarihine bakalım. Adım adım yaklaşalım.
Laikliği Fransa'dan öğrendik. Lamı cimi yok. O laiklik deneyimi felsefi bir tanımı arkasına almıştı. Ama pratiğe dönüktü. Dinle devlet işlerini ayırmak kadar dini devlet kontrolü altına almak amacındaydı. Aynı yaklaşımı benimsediğimizden hâlâ kuşkusu olan var mı?
Fransa laikliğe mesela İngiltere'ninkinden daha farklı bir tarihle geldi. İngiltere'de kilise (din de diyebilirsiniz) belli bir tarihten başlayarak zaten devletin yani krallığın denetimi altındadır. Krallık dediğime bakmayın. İngiltere Kilisesi (Church of England), Roma'dan 16. yüzyılda ayrıldı ve parlamento kararıyla kuruldu. İngiliz Reformasyonu (English Reformation) denen dönemin anlamı, işlevi budur.
Bunun ne kadar önemli ve "demokratik" bir adım olduğunu kim anlamaz? Daha da ileri gidildi. 16. yüzyılda I. Elizabeth çağında kilisenin Katolik (yani eski) ve Reformatif (yani Protestan) unsurları bünyesinde birlikte barındırması kabul edildi. Şunu da belirteyim, can alıcı bir nokta olarak: İngiltere kilisesi, dinsel reformu gene dinsel referanslarla yapmıştır. Dini protesto etmek diye okumasın kimse Protestanlığı. O yüzden o ülkede hiç yoktur demem ama bizdeki ve Fransa'daki gibi bir din dersi yoktur.
Fransa'da laisizm burjuvazinin hamlesi. Fransız burjuvası önce ekonomik iktidarı, ardından da siyasal iktidarı alıyor. Maksadı laiklik yoluyla yani kiliseyle ilişkisini kopararak, aristokrasiyi zayıflatmak. Burjuvazi, bu konuları tartışan, bizde kendi öneminden daha fazla önemsenen, Aydınlanma felsefesini, kendisine ait bir araca dönüştürmeyi başardı. Uzun sözün kısası laiklik ve din ilişkisi Fransa'da burjuvazinin doğrudan muhatap olduğu, hatta moda deyimle bizzat öznesi olduğu bir gelişme, bir açılım, bir yönelimdir.
Türkiye'de de tarih aynı şekilde cereyan etti. Tarih bizde bütün modernleşme sürecini burjuvazinin güçlenmesi için yarattı ve kullandı. Bizatihi bu manasında bir burjuva devrimi olan Kemalist devrim kaçınılmaz biçimde laikliği benimseyecekti, benimsedi. Fransız deneyimi doğrultusunda hareket etmeye mecburdu, etti. Dini devlet kontrolü altına almak bu anlayışın doğal sonucuydu. Öyle de oldu. Zorunlu din dersi eğitimi işin içine bu yoldan girdi. Bizde de, Fransa'da da.
Ne var ki, öteden beri aklıma takılan bir sorudur: Fransa'da laiklik, daha o eğitimi zorunlu laiklikle bütünleştiren Ferry yasalarının çıktığı 1881-1882'de bile (gene son zamanlarda pek bir severek kullandığımız kelimeyle söyleyeyim) kadim rejime (ancien regime) karşı savaşıyordu. Eski rejim derken de sembolik bir kavramdan değil, kanlı canlı bir sınıftan, aristokrasiden bahsediyoruz. Peki biz ne yapmaya çalışıyorduk laiklikle?
İlk cevabı verdim burjuvaziyi, olmayan bir sınıfı, o sınıfın ideolojisini ithal ederek kurmaya çalışıyorduk. Üstelik bizim laikliğimizin bir eski rejim sorunu yoktu. O bakımdan biraz da spekülatif olarak söylersem, bana göre laikliği biraz da, eski rejim icat etmek için kullandık. İkincisi, laikliği hangi burjuvazi savunacaktı?
O zaman hem katı bir laikliğe hem de zorunlu din dersi eğitimine gidildi. Çünkü din dersi dini "rehabilite etmek" maksadıyla kullanıldı. Din dersinin olduğu bir laiklik yadırganmadı da olmadığı bir laiklik şaşkınlık yarattı.
Sanıyorum bugün yaşadığımız din eğitimi sıkıntılarını bu tarihsel fon üstünde yaşıyoruz. Yani, burjuvazi yeni gelişiyor ve o burjuvazi din eğitimini istiyor. Veya tersinden söyleyeyim, giderek artan oranlarda, burjuvazi dini eğitimden geçerek oluşuyor. Ama bu burjuvazi artık Cumhuriyetin Batılı olması hedeflenen burjuvazisinden farklı, çünkü daha dindar. O zaman da din dersinde ısrar eden bir iktidar siyaseten güç kazanıyor. Fakat...
Bu konunun bir tek yazıyla biteceğini düşünmüyorsunuz herhalde?..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA