Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Çılgın Proje üzerine..

Çılgın Proje, ülkemizdeki gazeteciliği de bir kez daha sorgulamamıza yol açtı..
Bakın.. Bu ülkede gazete satmıyor.. En kabadayı gazetenin tiraj ortalaması 400 bin küsurlarda.. 72 milyonluk ülkeyi geçin.. Pek çok Avrupa ülkesinin iki, üç misli nüfusa sahip 15 milyonluk İstanbul'da 300 bin satan gazete yok.. Hep örnek veririm.. Japonya'da tirajı on milyonun (10 000000) üzerinde üç gazete var.. 500 bin nüfuslu Göteborg'un gazetesi Goteborg Morgen Post 500 bin satıyor..
Niye?..
İşte iki sebepten ilki..
Türkiye'de haber gazeteciliği öldü.. Haber peşinde koşan muhabirlik sanatı bitti. En ünlü, en para kazanan gazetecilerin muhabirler olduğu dönem bitti.. Haber şimdi ajanslardan geliyor. En rakip gazetelere bakıyorsunuz.. Fotoğraflar ayni, yazılar ayni.. Fark yok.. O haberler de zaten bir gün evvel, sabahtan akşama, haber kanallarında döne döne ezberlenmiş. Gazete, bir gün evvelin haberine tek satır yeni unsur eklememiş..
Şimdi bakın.. Ben "Çılgın proje" dediğimde 22 Eylül'dü. Başbakan bu projeyi açıkladığında 27 Nisan.. Aradan tam yedi ay geçmiş.. Proje açıklanınca görülmüş ki, bu tek kişinin beyninde oluşup gelişecek bir şey değil.. İstanbul Anakent Belediye Başkanı işin içinde.. Tabii Anakentten bir yığın adam.. Kabinede mutlak bilen bakanlar ve o bakanların uzmanları, bürokratları var.. Hepsini geçin.. Ekranda izlediğimiz o bilgisayarlı çizgi filmi yapan ekip var.. Yani olaydan haberdar en az, ama en az 100 kişi var ve Türkiye Cumhuriyeti'nde tek, ama tek bir gazeteci bu 100 kişiden birine ulaşamıyor yedi ayda..
Gazetelerde haber diye çıkanlar, tahminlerden ibaret. Akıllarına gelen her şeyi yazmışlar.. Onca tahminden birisi, o da uzaktan yakından ilgisi yok, ama andırıyor diye "Biz yazmıştık" oluyor..
Şimdi soruyorum. Siz olsanız, "Haber" için gazete alır mısınız?.
Peki niçin alırsınız?. Köşe yazarı okumak için..
Çılgın projeyle ilgili yığınla eleştiri yayınlandı, köşelerde.. Hâlâ da yayınlanıyor..
En güzeli Ahmet Hakan'dan geldi..
Ahmet "Gazete iktidar taraflısıysa, köşe yazarları projeyi göklere çıkardılar. Muhaliflerse yerin dibine batırdılar" dedi.. Büyük çapta doğru.. Tabii bu doğruda, projeyi "Bir AKP üretimi" olarak sunan Başbakan'ın da payı vardı. Tarihe geçecek, dünya coğrafyasını değiştirecek bu "İnsanlık" projesini, bu kentte, bu ülkede, bu dünyada yaşayan herkesi kucaklayarak açıklama yerine "Biz ve ötekiler" ayrımının altını fena halde çizerek yaptığı bir konuşma ile sununca, muhalifler "Madem bizim değil, o zaman 'Tu kaka' demeleri gerektiğini düşündüler.. Bir ay sonra seçim var. Bir seçim malzemesi olarak sunulan projeyi nasıl överler..
Buna karşılık iktidar yanlıları "Seçim vaatlerinin en büyüğü, burun kıvıramayız" diye kaleme sarılmak zorunda kaldılar..
Böyle olunca, daha gazeteyi alırken, daha köşedeki imzaya bakarken, yazının içeriğini yüzde 95 olasılıkla doğru tahmin etme durumundasınız demektir. Peki içeriğini bildiğiniz yazı için gazete alır mısınız?.
Haberciliği bu kadar bitmiş, yorumculuğu bu kadar şekillenmiş gazetelerin bugünkü tirajları mucize
aslında..

***

En hoşuma giden eleştiriyi Murat Bardakçı yaptı..
"Ben biliyorum ki Mimarlar Odası, Mühendisler Odası dava açacaklar. Mimarlar Odası, İstanbul için neye karşı çıkarsa o proje İstanbul'un hayrınadır."
İki cümle içinde bu kadar çok şey ifade edilir.. İstanbul Mimarlar Odası'nın yıllardan beri ne projelere karşı çıktığını, davalar açtığını, yürütmeyi durdurma kararları çıkardığını biliyorum.. Tabii bu isim bir simge.. Bu ülkede Sivil Toplum Örgütü adı altına sığınan bazı kurumların neleri engellediğini çok iyi bilenlerdenim.. "İstemezükçüler" derim ben bunlara yıllardır.
İzmir'de neler durduruldu. Hâlâ da duruyor, yıllardır..
AKM niye kapalı?. Sanırsınız iktidar?. Hayır?.. Bir sendikanın açtığı dava.. Bu dava yüzünden çivi çakılamıyor, kapı açılamıyor..
Bardakçı "İnsanlar anlamadıkları işlerle meşgul olmasalar, dünya büyük bir sessizliğe bürünürdü" diyen İngiliz sözünü naklederek, Montrö'yü okumadan tartışanlara da yanıt verdi, bir televizyon sorgulamasını örnekleyerek. Ne soruyu soran gazeteci (!) nin, ne yanıtı veren uzman (!) ın. dünyadan haberi var.. Ama konuşmuş Allah konuşmuşlar. Bardakçı, ortak hocamız, bu ülkenin en önde gelen Devletler Hukuku uzmanlarından Seha Meray'ın (Nur içinde yatsın) iki ciltlik Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nden kaynaklanarak "Sözleşme ile kanal projesinin hiçbir ilgisi yoktur" diyor.
Bir başka çok şık eleştiriyi Ahmet Altan yazdı.
"Bu ihtiraslı cesaret, bize Türkiye'nin nerelere geldiğini de gösteriyor.
İsmiyle "müsemma" böyle "çılgın projeyi" hayata geçirebilecek bir düzeye varmış bir ülke Türkiye.
Kimse, "Biz böyle bir projeyi gerçekleştiremeyiz" demedi.
Herkeste Türkiye'nin bunu yapabileceğine güven tam.
Projenin yapılıp yapılamayacağı değil, yararlarıyla zararları tartışılıyor."
Doğru.. Gerçekten ismiyle müsemma, yani adına cuk oturan bu proje için "Yapamayız" diyen tek kişi yok. Daha dün, Avrupa'dan "Yolcu beraberi" toplu iğne getirdiğimiz Türkiye, dünya coğrafyasını değiştirecek, fevkalade teknolojik ve fevkalade pahalı bir projeyi gerçekleştirebilecek düzeye gelmiş ve buna herkes, en başta da Ahmet Altan inanıyor..
Bir hafta evvel "Bu münasebetsiz ülkede yaşamam ne talihsizlik.. Keşke Avustralya'da çoban olsaydım" diyen yazısının mürekkebi henüz kurumayan Ahmet'in, bu noktaya gelmesi, ülkesinin değerini ve gücünü anlaması da ayrıca güzel.. Sevgili dostum yakında nasıl bir cennet ülkede yaşama talihi içinde olduğumuzu da itiraf edecektir. İnanıyorum..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA