X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yumruk yedim, düşmedim
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yumruk yedim, düşmedim

  • Giriş Tarihi: 6.12.2014
Yumruk yedim, düşmedim
Yumruk yedim, düşmedim

Fatih Akın'ın, Ermeni 'tehciri'ni anlattığı tartışmalı filmi Kesik Türkiye'de gösterimde. Akın, filmle ilgili eleştiriler karşısında sağduyulu ama tepkiler öngördüğü gibi olmamış. Akın "Bu işin tarafı yok. Ortada bir gerçek var ve ben ona inanıyorum. O da o yaşanan büyük acı" diyor

Toplumlar için kimi tabu konular vardır. Bu konulara el attığınız zaman türlü tepkilerin gelmesi de olağan. Yönetmen Fatih Akın da Ermeni 'tehciri'yle ilgili Kesik/The Cut filmiyle böylesi bir tabuya el attı ve şimdilerde de ona yönelen eleştirileri göğüslemekle uğraşıyor. Aslında bir Türk yönetmenin yakın tarihimizin karanlık sayfalarından birini açması, Ermeni meselesiyle ilgili bir söz söylemek istemesi, bu konuyla ilgili kırılma noktalarından biri olarak görülebilir. Böylesi bir filmin Türkiye'de gösterime girmesi de bir diğer önemli gelişme. (Kesik 25 kopya ile şimdi seyircinin önünde.) Çünkü ne Ararat ne de Tarlakuşu Çiftliği Türkiye'de gösterildi. Filmi izledikten sonra bir sinema yazarı olarak hem sinemasal hem de politik anlamda yapılan kıyasıya eleştirileri aşırı bulduğumu söylemeliyim. Akın 1915'te yaşanan bu büyük acıyla empati kurmamızı istercesine bir Mardinli demirci olan Nazarat Manukyan'ın 'tehcir'le parçalanan hayatını anlatıyor. Meselenin hassas olması, toplumlar arasındaki gerginlik, Akın'ın temkinli ve dengeli olmasına neden olmuş anlaşılan. Lakin Akın, David Lean, Kurosawa, Sergio Leone, Coppola, Bertolucci ve Yılmaz Güney gibi büyük yönetmenlerin kimi filmlerinin izinden giderek, eli yüzü düzgün bir film ortaya koyuyor, derdini anlatıyor ve bu önemli konuyla ilgili olarak sinemada önemli bir kapı aralıyor. Belki bu kapıdan daha sonra geçen kimi sinemacılar da 'tehcir'e karşı çıkan Konya Valisi Celal Bey'in, ya da Kütahya Mutasarrıfı Faik Ali'nin (Ozansoy) hikayesini de anlatır. Kesik'le ilgili olarak belki de, Ermeni meselesinin hep tek boyutlu tartışılması, yaşananların tam olarak bilinmemesi, bir taraf olma zorunluluğunun hissedilmesi gibi nedenlerden dolayı türlü iddialar ortaya atıldı. Akın'ın hepsine bir cevabı var.

KESİK FİLMİNİN FRAGMANI İÇİN TIKLAYIN



- Sizin, Ermeni diasporasının tetikçisi olduğunuz iddia ediliyor. Ne diyorsunuz bu tür iddialara?
- Değilim tabii (Gülüyor). Filmde bir kuruş Ermeni parası yok. Lojistik destek bile almadım. İlginç olanı bu filmde Türk parası var. Ama insanların bu tür çıkışlarını, iddialarını anlayabiliyorum. Ne de olsa komplo teorisi üretme konusunda Türkiye şampiyon bir ülke. Bu tür iddialar da bu şampiyonluğun bir göstergesi. Temelde benim için bu filmi çekmek bir vicdan meselesiydi. Yani bu tür filmler çekerken illa ki birilerinin adamı olmanız gerekmiyor, vicdanınız sizi böyle bir yola götürebiliyor.

- Vicdanınız sizi Hrant Dink'in öldürülmesiyle mi dürttü?
- Yok öncesi var. 20'li yaşlarımdan beri Ermeni meselesiyle ilgileniyorum. Her türlü kitabı okuyorum. Bir gün bu konuyla ilgili film yapma fikri vardı. Ama Hrant Dink'in öldürülmesi beni çok etkiledi. Hrant'ı biliyordum ama yazılarını okumamıştım, fikirlerini bilmiyordum. Öldükten sonra okudum. Onun hümanist bakışından ve kişiliğinden çok etkilendim. Hrant, Ermeni diasporasına karşı çıkmıştı. Şöyle demişti: "Türkiye ve Ermenistan arasındaki sorunu sadece biz çözeriz dış ülkeler değil." Çünkü diğer ülkeler bu sorunu siyasi bir koz olarak kullanıyor. Mesela İsrail ile Türkiye'nin arası başka nedenlerden dolayı bozulunca İsrail hükümeti, Türklerin canını sıkmak istiyor ve "Ermeni soykırımını tanıyabiliriz" diyor. Yani bu büyük acıyı, bu büyük travmayı kimi ülkeler hep böyle koz olarak kullanageldi. Hrant işte buna karşıydı.

- Hrant Dink'in o hümanist bakışını filme yansıtmaya çalışmış gibisiniz.
- Şöyle bir şey duydum. Ama gerçek mi bilemiyorum. Hrant, Cannes'da Atom Egoyan'ın Ararat filmini izliyor ve bir hayal kırıklığı yaşıyor. Bu filmi çekerken, acaba nasıl bir film yaparsam Hrant'ı hayal kırıklığına uğratmam diye düşündüm. Böyle bir motivasyonum oldu. Sonrasında filmi Rakel Dink izledi, çok etkilendi ve beğendi. Yaşasaydı ve izleseydi belki Hrant da beğenirdi. Ama bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

- Bu hümanist bakışı görenler olduğu gibi görmeyenler de var. Meseleyi tek taraflı anlattığınız da düşünülüyor.
- Türklerle Ermeniler arasında çok katı bir nefret var. Bunun için bu konuya kinle yaklaşmak çok kolay. Çok kanlı, çok şiddetli sahneler koyarsınız filme ve bu kini artırabilirsiniz. Ama hem katliamı anlatıp hem de o kini azaltmak çok zor bir şey. Ben bu zoru seçtim ve zaten bu filmin yedi yıl süren macerası boyunca da hem Ermeni diasporasında hem de Türkiye'de, o katı nefretin gittikçe azaldığını gördüm. Bunun için Türk toplumu bu filme hazır demiştim. Hâlâ da böyle düşünüyorum. Çünkü, ufak tefek tehditler olmakla birlikte ne bana dava açılıyor ne de büyük protestolar oluyor. Film Türkiye'de gösterime girebiliyor. Bu önemli bir şey. Bunu gözden kaçırmayalım.



BATI ÇOK ŞAŞIRDI

- Filmin tepki alacağını öngörmüşsünüzdür. Buna rağmen sizi şaşırtan tepkiler oldu mu?
- Mesela Batı dünyasından gelen eleştirilere çok şaşırdım. Yüzde 95'i bu filmin Türkiye'de gösterilemeyeceğini düşünüyordu. Açıkçası ben şöyle bir refleks bekledim: Bu filme Türkler ve Ermeniler karşı çıksalar bile Batı alkışlar, cesaretimi takdir eder. Ama öyle olmadı. Batı, bana dava açılmadığı, film Türkiye'de gösterime girdiği zaman şaşırdı. Refleksleri, beklentileri boşa çıktı. Batı'dan gelen ağır eleştirilerin bir sebebinin bu olduğunu düşünüyorum.

- Diğer sebepler neler?
- Batı'da şöyle bir tavır var: Biz kafamızda bir Fatih Akın kurduk, senden beklentimiz var. Bizim kafamızdaki Fatih Akın'ın dışına çıkma, senden beklediğimiz filmleri çek. Çekmezsen biz de seni sevmeyiz şeklinde özetlenebilir. Filmde Ermenilerin İngilizce konuşmasına takıldılar. Ama Bertolucci Son İmparator'u çekti, karakterler Çinli, olaylar Çin'de geçiyor ama İngilizce konuşuyorlar. Ona laf yok. Ama bana laf söylüyorlar. Anladığım bu filmle ben, onların aklındaki Fatih Akın ile ilgili beklentilerini boşa çıkarttım. Bunun için üstüme geliyorlar.

- Ermeniler, Türk yönetmenin böylesi bir film çekmesine şaşırmadılar mı?
- Diasporadaki Ermeniler şok oldu. Hatta filmden önce görüşmek istediğim kimileri "Sen Türksün seni boykot ediyoruz" dediler ve benimle sadece Türk olduğum için görüşmediler. Bu bir ırkçılık, ki ben ırkçılığa hep karşı oldum. Lakin öte yandan Ermenistan'a gittim Soykırım Müzesi'ni gezdim. Müzenin yöneticisi bana şunu söyledi: "Bu konuyla ilgili film yaparken sadece soykırımdan bahsederseniz eksik olur. Çünkü bu süreçte bize yardım eden Türkler de oldu. Bu yardımlar da bizim hikayemizin çok önemli bir parçası. Biz varsak o yardımlar sayesinde varız. Böyle bir film yapacaksan bunu da anlatmalısın." Ben de Mehmet karakterini yarattım. Mehmet, Nazarat Manukyan'ın boğazını kesmek zorunda kalan hem de onu kurtaran insan.

- İzleyince Ermenilerden gelen tepkiler nasıldı?
- Hem diasporada hem de Ermenistan'da izleyen Ermeniler filmi beğendi. Açıkçası onların daha çok eleştireceğini düşünmüştüm. Ama sevdiler filmi.

- Genelde beklentileriniz karşılığını bulamamış.
-
(Gülüyor) Benim beklentim şöyleydi: Filmi görünce insanlar, işte beklenen film bu, olağanüstü, böylesi çetrefilli, vahşet dolu bir konu kovboy filmi janrında anlatmak iyi bir fikir, türünde tepkiler alacağımı düşünmüştüm. Sinemasal anlamda başka bir başarı bekledim. Ama hayat istediğin gibi gitmiyor. Çünkü hayat senaryo değil!!! Ama ben yumruk yemeye alıştım (Gülüyor). Önemli olan yumruk yemek değil, ayakta kalmak. Rocky felsefesi. Tamam yumruk yedim ama yere düşmedim.

- Sizin Ermeni meselesine dışarıdan baktığınız iddiasına ne dersiniz?
- Bu işin dışarısı içesi yok. Tarafı da yok. Futbol maçı değil. Ortada bir gerçek var ve ben de ona inanıyorum. O da o büyük acı.

ELEŞTİRİLERİN ÜSTESİNDEN GELİRİM

Filmin politik tavrını sığ bulanlar var. 'Tehcir'in neden yapıldığı anlatılmıyor' diye eleştiriliyor. Ne dersiniz?
-
Dünyada insanlar Ermeni meselesiyle ile ilgili çok az şey biliyormuş. Filme gelen tepkilerden bunu fark ettim. Yahudi soykırımı ile ilgili insanlarda önbilgi vardır. Olaylar nasıl gelişti ne oldu ne bitti, bilinir. Mesela Piyanist filmini düşünün, filmin hiçbir yerinde Nazilerin Yahudileri neden yok etmek istedikleri anlatılmıyor. Çünkü insanlarda bu bilgi var. Ben de Ermeni meselesi dünyada biliniyor diye Türkler ve Ermeniler arasında olayların nasıl geliştiğini anlatma gereği duymadım. Hani filmle ilgili bir naiflik aranıyorsa bu yaklaşımdır. Ama gördüm ki gelen tepkilerden insanlar, toplumlar olayların nasıl geliştiğini bilmiyor. Filmin bu yönden eleştirilmesi beni ilgilendirir, ben bunun üstesinden gelirim. Ama konu bunun ötesinde. Anlattığım sosyolojik bir durum ve ciddi bir konu.

- Peki bunun böyle olduğunu daha önce fark etseydiniz, olayların perde arkasını anlatır mıydınız?
- Bunu düşünmem lazım ama açıkçası bilemiyorum.

Siyasi slogan atmadım


- Ermeni 'tehciri'yle ilgili Ararat, Tarlakuşu Çiftliği'ni izlemişsinizdir. Onlardan dersler çıkardınız mı?
- Bu filmlerden öğrendiğim şey olayı basit anlatmanın gerektiği. Ayrıca iki film de siyasi slogan atıyor. Ben, nasıl olsa bu konu ister istemez siyasi hale getirilmiş, sloganla bozmamalı diye düşündüm. Hikayeyi öne çıkartmak istedim. Hep Nazarat Manukyan'ın yerinde olsaydım ben ne yapardım diye düşünerek hareket ettim. Şimdi beklentiler nedeniyle filme çeşitli tepkiler geliyor ama 10 yıl sonra insanlar filme daha soğukkanlı bakacaktır. O beklentiler unutulacağı için filmin hikayesinin gücü görülür.

BATI'NIN KARANLIK NOKTALARI DA VAR

- Duvara Karşı ile Altın Ayı alıp başarılı olunca Türkiye'de çok sevildiniz, el üstünde tutuldunuz. Ama Ermeni 'tehciri' gibi tabu bir konuya el atınca rüzgar tersine döndü. Bu tavır değişikliği ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
- Kendimi bu topluma ait görüyorum. Bu toplumu seviyorum. İnsan sevdiğini eleştirir. Eleştirmek kötülemek demek değil. Eleştiri her zaman insanı da toplumu da daha iyi noktalara getirir. Ortada yaşanmış büyük bir acı, soykırım var. Öncelikli mesele kabul edip etmemek değil. Önce insanların o büyük acıyı bilmesi, anlaması gerek. Bunlar bizim geçmişimiz. Maalesef geçmişimizde böyle karanlık sayfalar, bu tür olaylar da var. Her şey Gelibolu değil yani. Çünkü bu tür olaylar sonucu yaşanan büyük travmaların etkisi bugüne kadar sürüyor. Ama Türkiye'deki hikayelere belki ara versem iyi olur. Açıkçası biraz yoruldum. Acaba Almanların ya da Batı'nın karanlık noktalarıyla uğraşsam mı diye düşünüyorum.

- Ne gibi?
- Batı'daki demokrasi anlayışı eriyor. Demokrasi dört yılda bir sandığa gidip oy kullanmak değil. Bazı kazanılmış değerler var. Onları korumak gerekiyor. Batı da bunları kaybediyor. Çünkü sermayesi bitiyor.