Londra, moda haftalarının en yenilikçi, en genç ve en dinamik durağı olarak bilinir. Birçok tasarımcının ilk çıkışını yaptığı, keşfedildiği ve dünyaya açıldığı ilk yer, Londra’dır.
Yetenek konusunda fazlası bile vardır şehrin. Ama yetenek bir ülkenin modasının gelişmesi için yeterli değil. Bunu en iyi bilen ve sektöre her fırsatta destek olmaya çalışan en önemli isim ise İngiltere First Lady’si Sarah Brown.
HABER: Yaprak Aras ŞAHİNBAŞ
Bu sezonki moda haftasının açılışını da yine first lady yaptı. Etkinliğin açılışında şehirden çıkan en ünlü isimlerden biri olan Alexander McQueen de unutulmadı. Her zaman olduğu gibi yine Türk tasarımcı Erdem Moralıoğlu imzalı bir elbiseyle halkın karşısına çıkan Brown açılışta önce McQueen’i andı, daha sonra da herkesi bir dakikalık saygı duruşuna davet etti.
McQueen’in anısı defilelerin büyük bir kısmının gerçekleştiği Somerset House’ta da yaşatılıyor. Thames Nehri’ne bakan bu neoklasik binanın içinde, tasarımcının anısına büyük bir pano yapıldı. Panoda 40 iPod Touch yer alıyor ve modacının ünlü tasarımcıları gösteriliyor. Ziyaretçiler de taziye notlarını ve yorumlarını bu duvara yazabiliyor. Notlar daha sonra bir kitap haline getirilecek ve McQueen’in ailesine teslim edilecek…
Londra Moda Haftası’nın ilk günü, Türk günü gibiydi. Hakan Yıldırım’ın defilesi bütün şehrin ve hatta moda dünyasının konuştuğu yegane konu oldu. Birçok kişi bol topmodelli, ‘Ricardo Tisci benzeri’ dedikleri tasarımlardan oluşan şovu, haftanın en iyisi seçti.
Yıldırım’ın defilesinin bittiği dakikalarda ise bir diğer Türk tasarımcının şovu başlıyordu. Uzun zamandır Londra’da defile yapan Bora Aksu, esin kaynağını 'Marie Antoinette ve Edward Scissorhands (Makas Eller) olarak açıkladı. Bundan da anlaşılabileceği gibi romantik gotik bir hava hakimdi koleksiyona.
Somon, lila, pembe, mavi gibi renklere siyahlar eşlik ediyordu. Stiller ve renkler kadar dokuları da karıştıran Aksu şifonu kenevirle, kroşeyi şifon ve ipekle beraber kullanmıştı. Doğal dokuları tercih eden ve hatta ekolojik markalarla işbirlikleri de yapan tasarımcı bu koleksiyonunda ise Brezilya balık derilerinden faydalanmıştı. Metalik yünle örümcek ağı benzeri parçalar yapan Aksu bunları tül, şifon ve ipeğin üzerine kat kat yerleştirmişti.
Günün son defilesi ise Sass&Bide idi. Siyah, beyaz ve grinin hakim olduğu koleksiyona yer yer altın ve gümüş de eşlik ediyordu. Balıkçı yaka trendinin New York’tan devam ettiği görülen defilede tünikler, bol pantolonlar, geometric desenli elbiseler ve tulumlar ön plandaydı. Yarı Aztek yarı Eski Mısır esintili temada dar pantolon-ceket takımlar ile vücudu kavrayan elbiseler de dikkat çekti.