FİGEN YANIK
Hıncal Uluç ve Okan Bayülgen, atv’de yayınlanacak Çek Bakalım isimli kısa film yarışmasının jüri üyeleri olacak... Programda keyifli tartışmaların olacağı kesin. Hatta tartışmalar, bu söyleşilerle başlayacak gibi
Okan Bayülgen
Ne şarkıcı yarışması ne de artist... Yakında atv’de başlayacak Çek Bakalım adlı yarışmada son zamanlarda sosyal medyada da çok konuşulan kısa ama etkili filmlerin benzerleri yarışacak. Kaç yaşında olursanız olun, en fazla beş dakikalık kısa filmin senaryosunu yazın, çekin ve gönderin. Ünlü jüri üyeleri 14 hafta boyunca en iyileri seçip, ekibe verilecek bütçeyle filmi yeniden çekebilme şansı sunacak.
Sinema tutkunu gençlere hayatlarının fırsatı gibi görünebilir, ama jüri Okan Bayülgen, Hıncal Uluç ve Hülya Avşar’dan oluşursa, en iyi ve farklı olanı arama uğruna uzun tartışmalar olacağı da belli. “Alışılmadık bir jüri üyesi olacağım,” diyen Okan Bayülgen, “Sinema sıkıcı olmamalı, çirkin çirkin gıdıklayarak güldürmemeli,” diyerek yarışmacı adaylarına ilk tüyoları da veriyor.
- Geçenlerde ‘Gençlere yol açmalıyız,’ demiştiniz. Çek Bakalım sizin fikriniz mi?
- Hayır, ben ne yapımcıyım ne de teklif benden geldi. atv içinde yapılan bir prodüksiyon. Benim sanat yönetmeni olmamı; dekor, görsellik, içerikle ilgili çalışmamı istediler. Altın Kelebek Ödülü’nü alırken, ‘Bu ödülü artık almayacağım.
Ama sosyal medyada filmlerini paylaşan yönetmen adayları, kameraman, yazar, oyuncular, bu yarı profesyonel durumdakiler için televizyon, reklam, medya dünyasına adım atmak için güzel bir fırsat. Çünkü biz artık televizyondaki yetenek ya da şarkı yarışmalarından çıkanların sanat dünyasına kazandırılamadığını, çok fazla üzerlerinde tepinilip, dedikodularının üretilip, sakız gibi çiğnenip çok genç yaşta atıldığını görüyoruz.
- Sosyal medyadaki kısa film patlamasının yarışmanın oluşumunda etkisi var mı?
- Çok var. Sosyal medyada şarkıdan çok film, insanların kendi aralarında hazırladıkları işler paylaşılıyor.
- Sinemamızın uluslararası sulardaki başarısını da unutmayalım...
- Türk Sineması’nın uluslararası başarıları, dijital olanaklarla çekilen filmler var. Sinemada oynamayan, ama internet için yapılmış çok film var. Bu filmlerin her biri aynı kabiliyetteki ekipler tarafından yapılmıyor. Ama 10 saniyelik çok basit bir video bile o günün neşe kaynağı olabiliyor.
- Yarışmaya katılacak filmlerin en fazla beş dakikayla sınırlanması bu yüzden mi?
- Televizyonda yarıştırabilmek için en uzun beş dakika olmalı. Çünkü 35 bin Facebook kullanıcısının arasında paylaştığı videolar bir, bir buçuk dakikalık işler. Reklam dünyası da oraya kaydı. Bu konuda bütün dünyada çok yetenekli gençler ortaya çıktı.
- Her yaştan amatör sinemacı katılabilir mi?
- Yaşlı ya da genç farkı yok. Gelen filmlerin kalitesi, içeriğindeki zenginlik ya da eğlenceli ya da dramatik oluşu bizi yönlendirecek.
Alışılmadık bir yarışma gibi görünüyor...
- Bu yarışma, yurtdışından alınmış, basit ve kaba bir iş değil. Çünkü bizim Türkler yurtdışından her zaman güzel formatlar almıyor. Kaba, en basit, en gerizekalı işleri getiriyorlar. Yurtdışında sadece Türkiye’ye gelen formatlar yok. Halkın bunu bilmesi gerekiyor. Yurtdışında çok akıllı formatlar da var. Gerizekalılar format almaya giderse, en gerizekalı formatları alıp, gelirler.
İzleyicilerin tercihleri sonucu etkiler mi?
- Amaç zaten internetten gelen filmleri halka da izletebilmek... Bu filmlerin medya üzerinde ne kadar tıklandığı da önemli. Bir film jüri üyeleri tarafından beğenilmemiş, ama internette çok beğenilmiş ve pozitif eleştiriler almış olabilir. O yüzden film bize tekrar gelecek. Bir halk oylaması durumu da var aslında. Biz sosyal medya üzerinden de filmleri tartışacağız.
- Yıllar sonra yeniden atv stüdyolarına döndünüz. Heyecanlı mısınız?
- Bunca sene sonra çok heyecanlı tabii ki. atv, benim ilk göz ağrım. Kanal D’ye daha sonra geçtim. atv’de patronlar, binalar değişmiş. Ama televizyonun gerçek emekçileri, kameraman, ışıkçılar hâlâ duruyor. Aslında televizyonun gerçek sahipleri hiç para kazanmayan, arkadaki isimler.
HÜLYA AVŞAR’LA TARTIŞMAYA HAZIRIM
- Yarışma sırasında Hülya Avşar’la tartışmaya hazır mısınız? İkiniz de sivri dillisiniz çünkü...
- Her zaman hazırım. Aslında yarışmalarda, bir yarışma formatı altında talk şov olması istenir. Yarışmacıların enteresan hikayeleri olması ve bunun halka mal olabilmesi istenir. Bir de ürettikleri işlerin iyi olması... Biz kimseyi sahnede rezil edeceğimiz bir şey yapmıyoruz. Bu, ‘Göster amcana becerini,’ yarışması değil.
Hülya Avşar da Çek Bakalım’ın
jüri üyesi olacak.
- Televizyonda bu ilk jüri üyeliğiniz değil mi?
- Evet, ama alışılmış bir jüri üyeliği gibi de değil. Biraz da moderatör gibiyim; programın akışıyla ilgili söz sahibi olacağım.
- Yaz tatili yok mu?
- Benim için yok gibi...
- Çalışarak dinlenenlerden misiniz?
- Benim için çalışmakla eğlence aynı. Tatili bir otelin havuzunda öküz gibi yatmak olarak görmedim.
BİR ÇOCUK DAHA İSTİYORUZ
(RÖPORTAJIN BU ANINDA YANIMIZA KIZI GELİYOR...)
- Kızınız size ne kadar benziyor...
- Aslında anneye benziyor, ama gözlerinin ifadesi aynı ben.
- İlk kez ‘baba’ dediğinde akan sular durdu mu?
- Aslında ben de her erkeğin geçirdiği süreci geçiriyorum. Doğanın kanunu. Nasıl, yiyorsanız, içiyorsanız, sevişiyorsanız ve ölüyorsanız, çocuk da kendi müthiş kanunlarıyla geliyor.
- Çok sakin görünüyor...
- Hayır, evde aktif bir çocuk. Bütün ev düzenimiz ona göre kurulu. Onunla bir cennetteyim ben şu anda evde.
- Bir çocuk daha istiyor musunuz?
- Evet. Bu benim için harikulade bir şey. Ben bu aileyi çok seviyorum. Artık dışarıdaki herhangi bir şeyi arzu etmiyorum. Teknelerim, uçaklarım, villalarım yok ama...
- Kızınızın geleceği için şimdiden kaygı duymaya başlamışsınızdır siz...
- Kızım bir birey olarak ne kadar donanımlı olursa, bahtının o kadar açık olacağını, arzu ettiklerini elde edebileceğini düşünüyorum. Zengin ailelerin anne baba göçüp gittikten mirası har vurup harman savuran, perişan olan çocukları görüyoruz. Ben çocuğumun kişiliğinin kuvvetli olması için uğraşacağım.
- İstanbul, ünlü bir babanın kızı olduğunun farkında mı?
- Hayır. Çünkü hiç televizyon izlemiyor. Ama onun dünyasında ayısı, palyaçosu ya da herhangi bir mekanik oyuncağı kadar meşhur olmak isterdim. Bizim çocuk dijital oyunlar oynamıyor, televizyon seyretmiyor, internete bakmıyor. Mümkünse sadece film seyredecek. Çocuğu cumburlop dijital dünyanın içine atmak çok tehlikeli. Artık yetişkinler sanal dünyayla gerçek dünyayı ayırt edemiyor, bir de çocuk yaşta düşünelim. Bizim çocuğun kütüphanesi var.
NURİ BİLGE’NİN FİLMİ, BENİ HEYECANLANDIRMIYOR
- Nuri Bilge Ceylan’ın mı, yoksa Semih Kaplanoğlu’nun filmleri mi?
- Bir mayıs ayı boyunca, Mayıs Sıkıntısı‘nı izleme tecrübem var, evimde yalnız başıma. Nuri Bilge’nin kendi dili olan müthiş bir adam olduğuna inanıyorum. Ama bir Nuri Bilge filmi beni heyecanlandırmıyor. Yaptığı işlerle bu ülke sinemasına, insanlara örnek olması müthiş. Ama ben onun filmlerindeki adamlarla özdeşleşemiyorum ve dilini sıkıcı buluyorum. Beni Reha Erdem, Ferzan Özpetek gibi adamlar açıkcası çok eğlendirmiyor.
- Ya Fatih Akın?
- Fatih çok eğlendiriyor. Hayran olduğum bir sinemacı varsa, Fatih Akın’dır. Kendini değiştirebilen, entelektüel bir budalalık içinde olmayan bir adam. Ama bir taraftan da bana internetten ulaşmış, amatör bir adamın yaptığı bir iş de bende hayranlık uyandırıyor. Artık bu işlerin kamera arkasında olduğunuz zaman Hitchcock, Tarkovski ya da Kubrick’in tutkunu olmuyorsunuz. Her adamda sizi hayran bırakan bir şey olabiliyor. Fatih Akın, bence dünya sineması için çok önemli bir adam, çok eğlenceli.
- Sinema, eğlence mi?
- Sinema, her zaman eğlence için yapılır. Sıkıcı olmaya başladığında ya da sadece çirkin çirkin gıdıklayarak güldürüyorsa, bunlar bana, sinema zevkim açısından fena geliyor.
- Semih Kaplanoğlu’nun filmlerinden etkilendiniz mi?
- Kaplanoğlu çok ilginç bir adam. Dünyada bir Türk sinemasından söz edilmesini çok isterim. Nasıl bir Yunan yönetmen bütün Yunanistan sinemasını oluşturamıyorsa, birçok Fransız yönetmen bir Fransız, İtalyan, Hindistan, İran sineması oluşturabildiyse... Bireysel karizmatik çıkışlar yerine bir Türk sineması oluşmasını dilerim.