SONAT BAHAR
Vildan Atasever, yeni bir diziyle ekranlara döndü. Yaklaşık 10 yıl önce çektirdiği çıplak fotoğraflarını internetten sildirmek için hukuki yollara başvurmasıyla gündeme gelen Atasever, suskunluğunu bozdu
Vildan Atasever uzun zamandır ortalıklarda yoktu. En son atv’de yayınlanan Samanyolu dizisinde gördük onu. Dizi boyunca zaman zaman acımasızca eleştirildi. Bu süreçte sessiz kalmayı tercih etti. Dizi final yaptıktan sonra yine sessizliğe gömüldü. Bu arada, 10 yıl önce verdiği çıplak pozlarını internetten sildirmek için hukuki işlem başlattı.
Belli ki, çok eskilerde kalan bu görüntüler onu rahatsız ediyordu; her projeye başladığında bu fotoğrafların kare kare yayımlanmasını içine sindiremiyordu. Ama bu girişimi bile fotoğrafların tekrar tekrar yayımlanmasına neden oldu. Hatta reklam yaptığını bile iddia edenler çıktı.
Tüm bunların ardından TRT 1’de yayınlanan bir sit-com’a ‘Evet,’ dedi. Başrolde Aşk isimli dizide Öykü karakterini canlandıran olan Vildan Atasever’le İstanbul’un Garipçe köyünde buluştuk. Yaşadıkları onu biraz ürkek, kırgın ve duygulu yapmış. Röportaj boyuncu sık sık gözleri doldu... İşte tüm yaşadıklarından sonra Vildan Atasever...
- Neden?
- Çok uzak kaldığımı düşündüm. Sonra bu proje geldi. Oyuncu kadrosunun isimlerini duydum, Bülent Kayabaş, Nevra Serezli, Dolunay Soysert... İsimler beni çok etkiledi. Senaryoyu okudum, çok eğlendim. Karakterim de çok dolu ve anlamlı geldi. Şartları da çok uygundu, haftada iki gün çalışıyoruz.
TRT 1’de, devlet memuruyum (gülüyor). 60 dakika. Ben tiyatro ve sinema filmi yapmak istiyorum, bu diziyle aynı
zamanda yürütebilirim, iyi bir proje geldiğinde kafa patlatabileceğim bir vaktim de olacak. Bir anlamda egzersiz benim için.
- Sizi dizi yapmaktan soğutan ne oldu?
- 90 dakika diyoruz ama 120 dakikaya çıktı televizyon dizilerinin süreleri. İnsanüstü çaba gösteriyoruz. Sabahın erken saatlerinden, diğer sabaha kadar çalışıyorsunuz. Ne enerjiniz, ne duygunuz, ne yüzünüz, hiçbir şey olmuyor.
Huzur da çok önemli. Bu şartlarda huzur olabilir mi? Çok yoruldum. Bu kadar ağır koşullarda çalışırken aynı zamanda karşılaştığım bazı durumlar ve eleştiriler beni çok yordu gerçekçi olmak gerekirse ‘Ben durmak istiyorum,’ dedim.
KADINLARIN CİNSEL OBJE OLMASINA KARŞIYIM
- Samanyolu dizisi döneminde çok acımasız eleştirildiniz. Bunu kastediyorsunuz değil mi?
- Ben belki iyi bir performans göstermemiş olabilirim ama bir oyuncunun tipolojik olarak eleştirilmesine karşıyım. Biz orada işimizi yapmaya çalışıyoruz. Saçımızla, başımızla, tipimizle, görüntümüzle değil de yaptığımız işle eleştirilmek çok daha doğru geliyor bana.
Bir de çok kırıldım. Ben bir kadınım, 15 yaşımdan beri bu işi yapıyorum. Duyduğum bir şey canımı çok yaktı. Bir yönetmen bana gazetelerin şiddete, televizyonların cinselliğe hizmet ettiğini söyledi. Ama biz kadınlar cinselliğe hizmet etmiyoruz. Ben bir kadın olarak, bunu söylerken utanıyorum. Bir kadının cinsel obje gibi kullanılması beni çok rahatsız ediyor.
- Böyle bir tercihleri varsa, bu yönde bir oyuncu tercih edebilirlerdi...
- Bunu Samanyolu için söylemiyorum. O benim için çok önemli ve özel bir iş. Ben çok iyi insanlar tanıdım, tecrübeler kazandım. Maddi, manevi güzel şeyler kazandırdı. Genel olarak söylüyorum. Kadınlar cinsel obje olarak kullanılmamalı televizyonda. Hikayelere de bakıyorum, kadın karakterlerin doğru anlatılmadığını düşünüyorum.
- Yeni dönem dizilerini mi kast ediyorsunuz?
- Diziler ve sinemada da. Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisini hayranlıkla izliyorum. Orada Ayça Bingöl’ün (Cemile) oynadığı rol çok doğru geliyor bana. İçimi titreten bir projedir.
- Piyasa içinde yalnızlık hissediyor musunuz?
- Piyasanın içinde yalnız olduğumu düşünmüyorum. Ben insan olarak yalnızım zaten. Hepimiz yalnızız. Bu sektörde arkadaşlarım var konuşabildiğim. Yapımcıyönetmen arkadaşlarım, eşim var. İnsan olarak yalnızız zaten.
Niye hâlâ 10 yıl öncesi konuşuluyor?
- İnternetteki bazı fotoğraf ve görüntülerinizi sildirmek istediniz. Bu yolla reklam yaptığınız iddia edildi...
- Benim üzüldüğüm nokta bu. Biz oyuncuyuz, işimiz bu. Oyuncu engeller koyduğunda ‘Oyuncu böyle şeyler yapmaz,’ diyorsunuz. Üzerinden 10 küsur yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlâ bunu konuşuyor olmak çok acı (ağlıyor). Niye benim 10 yıl önceki konum konuşuluyor? Ne öğrenmek istiyorsunuz? Yetmedi mi? İnsanlar bunu malzeme olarak görüyorlar, reklam amaçlı görebiliyorlar.
- Sorulur ama filme başlarken ‘Şevişme sahnelerinde oynar mısınız?’ diye...
- Tek derdiniz bu mu? Sinema sadece bunu mu anlatıyor? Geneline baktığınızda görebildiğiniz tek şey bu mu?
- Yaptıklarınızdan pişmanlık mı duyuyorsunuz?
- O Allah’la benim aramdaki durum. Ama gerçekten illallah etmiş durumdayım. Mevlana diyor ki: ‘Hayattaki her şey değişmede ve dönüşmede.’ Biz sadece insanız, düşünceden ibaretiz. Çok güzel insanlar gelmiş bu dünyaya, Mevlana Cellaleddin-i Rumi gibi, Şems-i Tebrizi gibi, Abdülkadir Geylani gibi... Çok güzel şeyler söylemişler.
- Çok yormuş bu süreç sizi.
- Ben üzgün değilim, yorgun da değilim. Hep hamdediyorum. Üzülmüyorum. Dedik ya dönüşüyor her şey. Başka bir tarafa bakmaya başlıyorsunuz. Allah kuluna bir acı çektirir, sonra kendine döndürür.
- Neden görüntüleri sildirmek istiyorsunuz?
- Bu, hakkımsa sildirmek istiyorum. Bunu nasıl yapabileceksem yapacağım.
- Hukuki yola başvurmuşsunuz.
- Gayet iyi gidiyor. 600 yerden silindi. Doğru bir avukatla anlaştık, doğru gidiyor.
- Çocuk sahibi olmak istediğiniz için sildirmek istediğiniz yazıldı...
- Herkes kafasına göre bir şey yazıyor. ‘Yakın arkadaşlarından aldığımız bilgeye göre’ deyip, yalan yanlış şeyler yazıyorlar. Benim bunu söyleyebilecek bir yakın arkadaşım yok. Ben kimseyle bunları konuşmuyorum ki. Hayretler içinde okuyorum. Hayal ürünü hepsi. Ben kimseye nedenini, sebebini, ne yapacağımı açıklamak zorunda değilim.
İsmail’le karşılaşmam tesadüf değil, ilahi bir tevafuktur
- İsmail Hacıoğlu’yla nasıl bir ilişkiniz var?
- O benim özelim. Çok özel benim için o. Bu hayatta sadece bana ait olan tek şey. Sadece bana ait. O yüzden onu böyle uluorta anlatmak zor geliyor. O herkese anlatabileceğim bir şey değil. Çok özel bir değeri var benim için.
- Benzetiyorum ben sizi de... Kariyeriniz, tarzınız...
- Çok benziyoruz. Annelerimiz de aynı şeyi söylüyor. ‘Bu kadar mı iki insan birbirine benzer, tencere kapak olur,’ diyorlar. Allah nazarlardan saklasın. Biz aynı mahallede büyümüşüz biliyor musunuz? Onun ilkokul sıra arkadaşı benim arkadaşım falan. Böyle tevafuklarla karşılaştık, tesadüf değil, tevafuk. Hayatta tesadüf yoktur, tevafuk vardır.
- Ne zamandır tasavvufla ilgileniyorsunuz?
- Uzun zamandır ilgileniyorum. Sinan Yağmur’un kitaplarını okuyorum. Aşk’ın Gözyaşları, Tennure ve Ateş, Mesnevi‘yi mümkün olduğunda okumaya çalışıyorum, çünkü onu edepli bir şekilde okumak gerekiyor. Alıp elinize okuyabileceğiniz bir kitap değil o.