Oya Baydar'ın son romanı
Çöplüğün Generali, çıktığı ilk günden itibaren büyük ses getirdi. Alegorik bir roman olan
Çöplüğün Generali'nde, olaylar hayali bir ülkede, hayali bir zamanda geçiyor. İç içe iki romandan oluşan kurguda ilk olarak 'Unutmanın ve Hatırlamanın Beyin Hücrelerindeki Diyalektik Etkileşim Süreçleri' adlı tezini sunmak için başka bir şehre gitmek üzere yola koyulmuşken, yolunu kaybedip kendisini bir anda şehrin hiç tanımadığı bir bölgesinde, dikenli tellerle çevrili bir alanda bulan, bir bilim adamıyla tanışıyoruz. Kitabın ikinci bölümünü ise büyük felaket öncesi yaşadığını ve son romanını yazarken ortadan esrarengiz bir biçimde kaybolduğunu (ya da kaçırıldığını) öğrendiğimiz bir yazarın söz konusu romanının müsveddeleri oluşturuyor. Birkaç bölümden oluşan romanın her bölümünde bağımsız bir öykü ve kahramanın başından geçenler anlatılıyor. Her öykü ilk bakışta birbirinden bağımsız görünse de birbiri ardına okudukça, aralarındaki bağları ve ortak noktaları görmeye başlıyoruz. Her bölümün sonunda yer alan yazarın çalışma notlarında da belirtildiği gibi ilk iki gruptakiler sistem tarafından zararsız olarak nitelendirilirken, sonuncu grupta olanlar bir süre sonra esrarengiz bir biçimde ortadan kayboluyorlar. Tıpkı romanını etrafında yaşanan gerçek gazete hikâyelerinden yola çıkarak yazan ve kimi kurgularının gerçek hayatta tekrarlandığını gördükçe dehşete kapılan, ülkenin sonundan endişe duyan yazarın da romanını bitirmeye fırsat bulamadan ortadan kaybolması gibi...
KOLEKTİF BELLEK KAYBI
Bu bölümün ardından tekrar gelecekteki bilim adamıyla karşılaşıyoruz. O tuhaf arazinin gizeminin peşine düşmesiyle gizemli 3M virüsünün varlığından da haberdar olan kahramanımızın öğrenmek istediklerinin anahtarı ise yazarın yok olduğu düşünülen romanının müsveddesindedir. Ve sürpriz bir şekilde müsvedde eline geçer. Yoksa bu virüsten kaçmayı başaran ve tüm olanları hâlâ hatırlayan birileri var mıdır? Ana temasının unutma, unutturulma ve kolektif bellek kaybı olduğu kitapta, yazar aslında bir toplumun geçmişini unuttuğu ve çevresinde yaşananları merak etmediği takdirde başına neler gelebileceğini anlatıyor. Unutkanlığı kabullenen bir toplumun yaşadığı tüm bir şehrin hatta ülkenin bir anda yıkılıp, ortadan silinebileceği konusunda uyarırken, yanı başımızda olmadığı için görmediğimiz, çeşitli nedenlerden ortadan kaybolan insanların gerçeğine de dikkat çekmeye çalışıyor. Ergenekon'u anımsatan bir kitap yazdığı için ince bir çizgide yürüdüğünün farkında olan Baydar, tüm hikâye boyunca her karakterine eşit mesafede yaklaşmayı ve objektif bir anlatım geliştirmeyi başarıyor. Kasvetli bir öykü anlatıyor olsa da, umudun toplumun üç maymun virüsünden kurtulmasında yattığına dikkat çekiyor.