Gazeteci ve haber programcısı Ferhan Şaylıman, öykü kitapları ve ardından gelen ilk romanı
Zaman Geriye Dönmez ile okurlar kadar, edebiyat çevreleri tarafından da ilgiyle izlenen ve beğenilen bir isim. Eserlerinde özellikle kadın erkek ilişkilerini ve aşkın hallerini anlatan yazar, bir roman kıvamında yazdığı güncesi
Kırılma Noktası ile Türkiye'yi bugünlere getiren ipuçlarını verdiği bir gözlemleme çalışmasına da imza atmıştı. Şaylıman, son romanı olan
Hiçlik'te de, bir kadın ve iki erkekten oluşan bir aşk üçgeni çerçevesinde hem ertelenmiş yaşamların anlatıcılığına soyunuyor hem de yan planda, romandaki gazeteci karakteri Haluk aracılığıyla kenarından da olsa Türkiye'nin yakın dönem politikaları üzerine gazeteciler ve aydınlar çerçevesinde bir eleştirmenliğe bürünüyor. "Tepeden bakarak, küçümseyerek, dalga geçerek olmuyor bu işler. Bunları yazanların okuyucuları Ankara'da Çankaya'da, İstanbul'da Nişantaşı'nda yaşayanlar; emekli askerler, yargıçlar, bürokratlar falan. Ben de dahil gazeteci takımı, tepeden baktıklarımızla aramızdaki ortak dili, güvene dayalı ilişkiyi yitirdik. Yalnızca kızdık. 'Artık buralarda yaşanmaz, ülkeyi terk ediyorum,' diyen sanatçıları, gösterdikleri cesaretten dolayı kutlayıp, hüzün gözyaşları döktük. İçimizden kimse, ucuz kahramanlıklara alkış tutmaktan zaman ayırıp, 'Ülkeye borcunuzu ödemeden, tabanları yağlamış nereye kaçıyorsunuz?' diye onlardan hesap sormadı. Kuzuyu kurda kendi ellerimizle teslim ettik. Bundan sonra ağzımızla kuş tutsak, boşuna." Canan ve Esat, uzun süredir evli olan, görünürde uyumlu ancak aslında birbirlerine karşı tüm ilgilerini yitirmiş olan bir çifttir. Bilgisayar mühendisi olan Esat ve İngilizce öğretmeni olan Canan, üniversite yıllarında tanışmış ve evlenmişlerdir. Esat karısını seviyor olsa da Canan için bu bir aşk evliliği değildir. Son derece soğuk ve mesafeli bir anne baba tarafından yetiştirilen Canan, onlardan kaçmak için İstanbul yerine Ankara'da okumuş ve bu kaçışın son noktası olarak Esat ile evlenip Ankara'ya yerleşmiştir. Esat ise doğu kökenli, sıcak ve kalabalık bir aileden gelmektedir. Ancak Canan'ın ailesinden genlerine geçen soğukluk ve mesafeli duruş kendi evliliklerinin de üstüne sinmiş ve çift giderek hem ailelerinden hem de arkadaşlarından koparak, içe kapalı bir yaşam sürdürmeye başlamışlardır. Biricik kızlarının doğumu bile Canan'ın üstündeki soğukluğu kırmaya yetmemiştir. Ancak Canan'ın ülkenin başarılı ve tanınmış gazetecilerden Haluk'la tanışması, içindeki onca senenin tüm bastırılmışlıklarının kendisini bile şaşırtan bir şiddette boşalmasına neden olacak ve Canan kendisini Haluk'la tutkulu bir ilişki yaşamaktan alıkoyamayacaktır. Ancak Esat'ın beklenmedik bir şekilde büyük ve ciddi bir ameliyat geçirmesi tüm dengeleri bozar. Canan, yanında refakatçi kaldığı kocasıyla birlikte günler geçirmek zorunda kaldığı, sessiz hesaplaşmalarla dolu hastane günlerinde sevgilisinin aramalarını yok sayarak, kendini yalnızca kocasına şefkat göstermeye adar. Karısından yıllardır görmediği bu sıcak ilgi karşısında şaşıran Esat ise yaşamla ölümün kıyısında kendi sessiz hesaplaşmalarını yaşamaktadır. Esat'ın ameliyatıyla başlayan öykü boyunca ise Canan'ın Haluk'la ilişkisini anımsadığı geri dönüşleriyle yasak bir ilişkinin tüm detaylarını ve gelişimini en incelikli detaylarına dek izlerken; yaşamla ölüm arasındaki bir hastanın tüm korkularına, ameliyat sonrası yaşanan zorlukların en küçük detaylarına, rahatsız edici bir gerçeklik duygusuyla birlikte tanık oluruz.
GERÇEK AYRINTIDA GİZLİDİR
Ferhan Şaylıman'a öncelikle bir detay ustası diyebiliriz. Ateşli bir sevişme, bir ameliyat ertesi, hastane koridorları, bir tren yolculuğu ya da bir garsoniyer... Durumlar ya da mekânlar ne kadar değişirse değişsin Şaylıman hepsini aynı incelikte detaylandırıyor. Ertelenmiş, tetikte yaşamları anlattığı
Hiçlik' te, hiçlik metaforunu birkaç boyutta kullanıyor. Narkoz altında, ölüm yolculuğunda, kalplerde, yaşamlarda ya da kişiliklerde yaşanan hiçlik... Gündelik yaşam kendi çizgisinde ilerlerken, akışta beklenmedik oynamalar olduğunda, yaşamların ve ilişkilerin geçirdiği evreleri mercek altına alıyor. Bir ameliyat yüzünden, yemek yemekten yatakta rahatça yatmaya dek vücudunun en basit ihtiyaçlarını bile yerine getirmekten aciz olan Esat, hayatta her zaman beklenmedik dalgalara karşı tetikte durmak gerektiğini ve sahip olduğumuz her şeyin aslında kaybedilmeye hazır olduğunu kavrıyor. Canan ise önce beklenmedik bir aşkla çarpılıp, kendisinde varolduğunu bilmediği yönleri keşfederken, ardından gelen kocasının ani hastalığıyla bu kez de bambaşka bir yöne savruluyor. Böylece yazar önce "Gündelik hayat kendi çizdiği işleyişin dışındaki dayatmaları cezasız bırakmaz," derken, ardından "Ama madalyonun diğer yüzünde başka gerçekler de var. Her şey yolunda, alabildiğine dümdüz gitseydi, hikâyelerini yitirmiş insanların oluşturduğu bir dünyada yaşamak tat verir miydi?" sorusunu soruyor.
Hiçlik, gerek irkiltici hastalık ve hastane detaylarıyla gerekse de kişilerin içinde yitip gittikleri bunalımlarla kimi zaman oldukça kasvetli bir tona bürünüp, aynı kahramanı Canan'ın asansör korkusu gibi klostrofobik bir duyguda ilerlerken, belki "Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak," diyor ama her şeye rağmen ümitten bahsedebilmek için "hayata kör topal bir yerinden tutunup yola kaldığı yerden devam etmenin güzellikleri"ni anımsatmaktan da geri kalmıyor. Ve "Ertelemek, yaşamın mayasını kaçırır," diyor yazar. "Kızdıysan bağır, sevindiysen söyle, acıktıysan ye, uykun geldiyse yat, özlediysen arkasından koş, sıkıldıysan çarp kapıyı çık. Sonraya ertelenen ne varsa ruhunu, kokusunu, tazeliğini, özsuyunu yitirir."