41 ülkede satış rekorları kıran kitaplarının başarısını göremeden 50 yaşında hayata veda eden İsveçli gazeteci Stieg Larsson'un Millennium serisinin ilk kitabı Ejderha Dövmeli Kız, sürekleyicilik ve devamlılık açısından pek çok sorun barındıran bir polisiye. ALAİN MATALON, kitabı değerlendirdi
Her ne kadar sıklıkla olmasa da kimi zaman bir kitap hakkında çıkarılan 'hype', normalde filmler ve müzik albümleri için görmeye alıştığımız o çok yüksek seviyelere çıkabiliyor. Önce kendi ülkesi İsveç'te, ardından da Kıta Avrupa'sında eşine az rastlanır bir başarı kazanan Stieg Larsson'un Millennium Üçlemesi'nin ilk romanı olan Ejderha Dövmeli Kız da işte o hakkında çok konuşulan ender kitaplardan bir tanesi. Ejderha Dövmeli Kız ilk olarak İsveç'te Kadınlardan Nefret Eden Erkekler adıyla yayımlanmış. Uluslararası baskılarda ise bu isim ile ilgi görmeyeceğinden endişe edildiğinden olsa gerek, kitabın adı değiştirilmiş. Oysa, eğer kitapta anlatılan bütün ana ve küçük hikâyelerin ortak bir paydası olduğundan bahsedebilirsek, kitabın orijinal başlığı bunu sağlıyor. Zira bu roman temelde hayatları erkekler tarafından kötü yönde değişime uğratılmış kadınları anlatıyor. 'Ejderha Dövmeli Kız' ise kitabın iki ana karakterinden genç bilgisayar dâhisi Lisbeth Salander'a bir referans. Aslında kitaptaki iki ana kişilik karşılaştırıldığında Salender her açıdan daha ilginç ve derinliği olan karakter olmasına rağmen genelde ikinci planda kalmış. Buna rağmen, bu romanın üç kitaplık bir serinin ilk eseri olduğunu ve yazarın -en azından- ikinci kitapta Lisbeth'in geçmişine daha çok eğilmiş olduğunu düşünürsek, kitabın uluslararası çevirilerdeki adının bu antisosyal karaktere dayandırılmasının doğru bir karar olduğunu söylemek de pekâlâ mümkün. Ejderha Dövmeli Kız'ın konusu kısaca şöyle özetlenebilir: İsveç'te sol eğilimli Millennium adlı derginin editörü olan Mikael Blomkvist, ülkesindeki yolsuzlukları araştıran ve bu yolsuzluklara karışanların ipliğini pazara çıkartan bir gazetecidir. Güçlü bir işadamına karşı yürüttüğü kampanya sonucunda işadamının kendisi hakkında açtığı davayı kaybetmesi sonucu hapis cezasına çarptırılır ve gazeteciliğe bir süre ara vermek zorunda kalır. Tam bu sırada ilginç bir iş teklifi alır. İsveç'in en köklü ailelerinden birinin başında bulunan Henrik Vanger, Blomkvist'i ailesinin ayrıntılı tarihini yazması için yüklü bir ücret kaşılığında kiralar. Fakat Vanger'in asıl amacı, Blomkvist'e daha sonra açıklayacağı gibi, seneler önce kaybolan torununun akibetini öğrenmektir. Gazeteciyi de bu konuda araştırma yapması için tutmuştur. Blomkvist önce itiraz etse de Henrik Vanger'in ısrarlarına karşı gelemez ve İsveç'in ücra bir kasabasında yaşayan yaşlı adamın kendisine evinin yakınında tahsis ettiği kulübeye taşınarak işe koyulur. Araştırmaları esnasında Vanger ailesinin fertleriyle tanıştıkça karmaşık bir aile yapısı ve bununla beraber senelerdir gizli kalmış karanlık sırlar ortaya çıkmaya başlar. Kitaptaki ikinci ana karakter olan bilgisayar korsanı genç kız Lisbeth Salander ise bir yanda kendi hayatındaki sorunlarla boğuşurken, Blomkvist'in hayatına ara ara girerek gazeteciye araştırmalarında yardımcı olur. Blomkvist, Vanger'in ortadan kaybolan torununun akibetini ortaya çıkarmak için yaptığı araştırmalar sonunda kitabın ana çekim noktası olan bu sır perdesini aralamayı başarıyor. Ama bu perdenin ardındaki gerçeklerin neler olduğunu öğrendiğinizde ve bu aile felaketinin nasıl bir sonuca bağlandığını okuduğunuzda büyük bir hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Olayların aydınlatılma aşaması şüphesiz kitabın büyük bir kısmını işgal ediyor. Fakat Larsson'un bu kritik bölümlerdeki roman kurgulaması oldukça tekdüze ve okuyucuyu heyecanlandırmaktan bir hayli uzak. Bilakis oldukça yavaş ilerleyen ve sadece Blomkvist'in bulduğu eski bir fotoğrafa dayalı araştırmalar, romanı sadece ana karaktere odaklı tutuyor ve gazetecinin Hedestad'da kaldığı süre boyunca tanıştığı sayısız karakterlerin çoğuna romanda hiçbir rol düşmüyor. Oysa hikâyedeki gizem Vanger ailesiyle ilgili olduğundan bu insanları daha yakından tanıma hakkınız olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz.ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
'Masumiyet Müzesi' İngiliz basınında
ORHAN Pamuk'un The Museum of Innocence adıyla İngilizce'ye çevrilen Masumiyet Müzesi kitabı ABD'den sonra İngiltere medyasında...
.com.trÜye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.