- Romanda geçen Nişantaşı Starbucks, Bizimkiler'den Yaprak Dökümü'ne televizyon dizileri, dağda çocuklarıyla ölen Esat Edin haberleri... Bunlar bir gazeteci-edebiyatçı-popüler kültür takipçisi olarak senin dünyanı da ören şeyler mi? - Elbette gazeteciyseniz zaten bundan kaçış yok. Her alanda her şeyi sürekli takip edeceksiniz. Televizyon dizileri, özellikle önemli
Üç Noktalar Sarayı'nda. Hem içerik, hem kurgusal olarak... Romanı da biraz dizi gibi kurgulamaya çalıştım. Bu da benim
Yaprak Dökümü'müm!
Yaprak Dökümü,
Aşk-ı Memnu gibi romanların günümüz dizi hallerinin de izleri var romanda. Dizilerin en büyük eğlencesi televizyon olan bir sınıfın hayatında yeri büyük. Olumsuz tarafları olduğu gibi olumlu yanları da var.
Bizimkiler bence çok önemli bir kırılma yarattı Türkiye'de. İnsanları eğitti. Popüler kültür, şimdiye kadar yazdıklarım arasında kendisine en fazla bu romanda yer buluyor. Yazar kabuğunu kırıyor...
İÇKİM ŞİİR ASLINDA
- Nasıl yazıyorsunuz, kitaptaki karakter gibi çok içerek ve bilgisayarınızın masaüstündeki belgeler üzerine düşüncelere dalarak mı? - Benim içkim dolunaylı zamanlar, romanlar, iç sıkıntısı, zaman zaman kaygı, zaman zaman bir kocaman mutlu an; bir adam belki topallayan, geçip giden yağmurdan... Bakın nasıl şiirsel oldu! Benim içkim şiir aslında. O da en iyi sarhoşken yazılıyor. Ama ben bir roman yazdım, şiir değil. Romanın serserilikle arası iyi değil pek. Bayağı çalışmak gerektiriyor. Ama sarhoşluk metinleri de konuk geleceklerse, pek tabii ki gelebilirler... Onlara her zaman bir yer bulunur. Şiire her zaman yer alacak romanlarımda.
- Kapaktaki resim size aitmiş, ressamlık sizin için önceliği olan bir şey mi? - Kapaktaki resim benim evet. İlk kitabım
Sidre ve ilk romanım
Hayalhane'nin de kapağındaki resimler benim. Bu böyle bir gelenek olsun istiyorum. Kendime bir ressam diyemem tabii. Bazen kelimeler susup renkler konuşuyor diyelim. Resim yapan çok yazar ve de şair var. Demek ki bir bağlantı var arada. Yazı olmasaydı portreler yapan bir ressam olabilirdim. En çok portreleri seviyorum.
- Bir gazeteci olarak, romanınızdaki karakterleri çizerken, söyleşilerde edindiğiniz izlenimler ve bu yolla tanıştığınız kişiler size 'faydalı' oluyor mu? - Artık herkes birbirine benzediğinden belki de, yaşayanlardan çok ölülerin faydası dokunuyor bana. Filozoflar, romancılar, karşılıksız yardıma hazırlar. Roman karakterlerini incelemek daha faydalı. Mesela şu sıralar
Büyülü Dağ'ın Hans Castorp'uyla yakın arkadaşız. Sonuçta Thomas Mann oturmuş, bir acayip tip yaratmış. Normal gündelik hayatta böyle bir tiple karşılaşma olasılığım düşük gibi. Bu yüzden okumak daha faydalı.
- Son bir soru: Kitabın ismi, Üç Noktalar Sarayı ne anlam ifade ediyor sizin için? - Bu sizin de hikâyeniz, üç noktaları dilediğinizce doldurup, sarayınıza yerleşiniz
diyorum okuyucuya...