Memet Baydur'un öykülerini bir araya getiren Gözün Kahverengi Suyu, Iletisim Yayınları tarafından yayımlandı. Edebiyat profesörü Jale Parla, kitap hakkında sunları söylüyor: "Memet Baydur'un öykülerini topladıgı Gözün Kahverengi Suyu'nun okura verdigi ilk izlenim bu öykülerin yazarının yazma teknigiyle ne kadar severek, eglenerek, âdeta bir çocuk keyfiyle oynadıgıdır. Okura dogrudan hitap eden, sık sık bakıs açısı ya da anlatıcıyı degistiren, bu öykülerde klasik, modernist, fantastik ve postmodernist teknikler ustaca harmanlanmıstır..." 1951 yılında Ankara'da dogan, 2001 yılında hayata veda eden Memet Baydur, uzun yıllar Londra ve Paris'te yasadı. 1980'den itibaren yazmaya basladıgı Limon, Cumhuriyet Kızı, Kadın Istasyonu gibi oyunları Devlet Tiyatroları ve çesitli illerdeki Sehir Tiyatroları'nda sahnelendi. Gözün Kahverengi Suyu'nda 16 öykü bulunuyor. Bunlardan biri olan Kuyu'yu tadımlık olarak sunuyoruz... "Kuyu, bahçenin bitip kumsalın basladıgı yerdeydi. Kalın ciltli kitap büyüklügünde taslarla örülmüstü çevresi. Bu tasların üstüne oturup çakıl tasları atardık içine. Karanlıgın içinde yitip gitmelerini, kulagımızı o serin yosun kokulu bogluga yaslayarak dinlerdik. Çok derindi. Orada yerdik cebimize doldurdugumuz erikleri. Otuz yıl sonra bir agustos gecesi, orada, kuyunun yanında sevismistik; kekik kokuları, bir soprano saksofon. Kırk yıl sonra (elli yasına girdigim gün) seni yitirdigim gün, yencecik bir tüy gibi bıraktım kendimi kuyuya sevgilim, salınarak, hiçbir yere degmeden indim kuyunun dibine. Kuyu derin, su sıgdı. Belime geliyordu ve sensiz, bu kuyunun dibinde, bir metre derinlikte bir suyun içinde dikiliyordum iste, gece yarısı. Yukarıda, çok yukarılarda lacivert bir yuvarlagın içinden belli belirsiz görüyordum gece bulutlarının geçisini. Ceketimin cebinden tabakamı çıkardım. Sigaralar kuru, çakmagın ıslaktı sevgilim. Yine de bir sigara koydum dudaklarımın arasına. Sonra sevgilim, sol elimle oksayarak o siyah suyun yüzüne, sarkımızı söyledim uzun uzun. 'Kapsız suyun çagrısını dinle, kar kuyularının balosu Suyun içindeyim sevgilim, kara göründü oysa Demir ve sülfat burada, Baki bir Nimbüs'e binmis Geçiyor üstümden benim ve kuyunun üstünden sevgilim Ben bir fırtına kusuyum sanırdım oysa ayakta duruyorum Iste bir kuyunun dibinde, senin için bu sarkı senin için Durum çok karanlık, aksam oldu varılacak yere varılmadan Kırlangıç geldi gitti, melez bir agustos böcegiyle baslıyor Tırmananların gecesi.' Gün dogarken çıktım kuyudan. Ellerim (her zamanki gibi) yara bere içindeydi. Kuyunun kenarına oturup, kurumus çakmagımla agzımdaki sigarayı yaktım ve denize bakar bakmaz kıyıdaki balinayı gördüm sevgilim."