Geçmişle yapılan hesaplaşmalar hiç dinmez. Bu hesaplaşma ister kişisel ister toplumsal düzeyde olsun, sürekli tekrarlanır ve her tekrarlanışında yeni bakış açıları, yeni gerçekler çıkar ortaya. Selim İleri, gerek seçtiği hikâyeler gerek diliyle hep bu tür hesaplaşmalara yakın duran, bir usta yazarımız. Yazarlık yaşamının 41. yılını kutladığı bugünlerde yayımladığı son romanı
Bu Yalan Tango da yine bir geçmişle hesaplaşma ve hatırlayış öyküsünü anlatıyor.
Bu Yalan Tango için kısaca, 90. yaşını karşılamaya hazırlanan yazar Fatma Asaf ile bir nehir söyleşi gerçekleştirmek için bir araya gelen 50'lerindeki yazar Ufuk Işık arasında, bir gün içinde geçen bir öykü diyebiliriz. İlk kitabı büyük bir talihsizlik içinde Atatürk'ün ölüm gününde yayımlanan, annesi-babası tarafından anneannesine terk edilmiş, neredeyse kimsesiz ve fakir genç kızın, kurduğu büyük edebiyat düşlerine rağmen para kazanmak için basit melodramlar yazmak zorunda kalması ve daha sonra çok zengin bir adamla evlenmesine rağmen yine de istediği türde bir yapıt ortaya koyamayıp, hep o basit melodramlarla anılması, şimdi 90'larında olan yazarın hem en büyük acısı hem de en büyük pişmanlığıdır. Geçmişte takılıp kaldığı tek şey yazdıkları da değildir üstelik. Evlenmeden önce, tangolu bir gecede tanıştığı ve yaşamı boyunca birlikte yaptıkları o tango dansını unutamadığı eleştirmen Demiray'a duyduğu platonik aşk da evliliğine rağmen sürecek, Demiray farklı kimliklerle olsa da hemen her romanına sızmayı da başaracaktır. Üstelik Demiray onu en zayıf yanından vuran, eserlerini sürekli acımasızca eleştiren biridir de. Yine de aralarındaki bu tuhaf ilişki yıllara yayılır.
ZAMANLA YİTİRİLEN MASUMİYETLER
Bu marazi aşk ve yazarlık yaşamında yaşadığı kırgınlıklarla geçen ömrü boyunca, Türk edebiyatının önde gelen hemen her yazarıyla tanışacak, birlikte aynı sofralarda bulunacaktır Fatma Asaf. Birbirini çekemeyen yazar ve aydınların kısır tartışmalarına da, toplumumuzun geçtiğimiz yüzyılda geçirdiği tüm sosyo-kültürel değişimlere ve siyasal çalkantılara da tanık olmuştur o. Ve şimdi onun en büyük hayranlarından biri olan Ufuk Işık'ın karşısında oturmuş, hem kendi kişisel hem de toplumsal geçmişimizi anımsamaktadır. Söyleşileri iki kanallı gerçekleşmektedir aslında. Fatma Asaf, bir yandan kırık dökük bir şekilde, daldan dala atlayarak konuşurken, asıl hesaplaşmasını sözlere dökmeden, sessizce içinden yapmaktadır. Ufuk Işık'ın da ondan aşağı kalır yanı yoktur. Bir yandan onun zihnini de takip ederiz. Sessiz ve derinden, duygusal yükselişler ve büyük düşüşlerle geçen söyleşinin sonunda ise yazar Fatma Asaf'ı derinden sarsacak, hem yazarlığının hem de kendi psikolojisinin derinlerine inen asıl büyük yüzleşmesi gerçekleşecektir. Selim İleri, yalnızca yaşlı bir kadının değil, toplumumuzun geçmiş yüzyılının acı tatlı hatıralarını da dile getirdiği romanı aracılığıyla, medenileşmeyi tangoyla simgeleyen bir toplumun yaşadığı travmaları ve zamanla yitirilen masumiyetleri anlatıyor aslında. Ve yine bir bakıma,
Bu Yalan Tango, bir anlamda Türk edebiyatının 50-60 yıllık bir tarihçesi olarak da okunabilir. Ahmet Hamdi Tanpınar, Sabahattin Ali, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Aliye Berger, Sevgi Soysal, Esat Mahmut Karakurt ve Kerime Nadir; Fatma Asaf'ın anıları aracılığıyla roman içinde ete kemiğe bürünen yazar ve aydınlarımızın ancak küçük bir kısmını oluşturuyor çünkü. Bu kişilere dair kimini bildiğimiz kimini de ilk defa duyduğumuz küçük anekdotlar ve bilgi kırıntılarını okumak ise romanın kuşkusuz en zevkli yanlarından biri. Bu aydınlar arasında yaşanan içi boş çekişmeleri, kıskançlık ve küçümsemeleri okudukça insan aslında yaşananların günümüzden pek de farkı olmadığını görüyor ve bu parlak yaratıcıların boşa harcadıkları enerjiye hayıflanmadan edemiyor. Öte yandan Gide, Lorca, Virginia Woolf, Katherine Mansfield gibi yabancı yazarların da isimleri geçiyor, öykünmelerde yer alıyorlar zaman zaman. Evet,
Bu Yalan Tango çok renkli, çok karakterli, kısacası çok zengin bir roman. Ancak okunmasının çok da kolay olduğunu sanmayın. Tam tersine satış kaygısının öne geçirildiği, iyice yavanlaştırılmış ve içi boşaltılmış romanlara inat, İleri; diliyle okuyucuyu zorlayan ve ondan çaba bekleyen bir yapı çıkarmış ortaya. Bilinç akışı tekniğinin, gerçek düşünce akışını en bire bire yakın biçimiyle izlediği roman, üstelik bir de 90 yaşındaki bir kadının bulanık zihnini takip ettiği için iyice zorlayıcı olabiliyor. Zihinde yaşanan tüm o savrulmaları ve keskin iniş çıkışları yansıtmak için İleri, belli ki her satırla ince ince uğraşmış, iç akışımıza uygun bir biçimde cümleleri bozmak için çaba göstermiş, çoğu yerde eksiltili cümleler kurarak gerisinin tamamlanmasını okuyucusuna bırakmış.
ANONİM BİR KARAKTER
Peki hikâyesini anlattığı Fatma Asaf gibi, kendisinin de eserlerinde otobiyografik öğelere yer verdiğini bildiğimiz Selim İleri, bu romanın nerelerinde karşımıza çıkıyor acaba? Verdiği röportajlarda kendisinin de belirttiği gibi, yazar Ufuk Işık karakterini kendisinden yola çıkarak oluşturmuş. Yine kendi hayatından yola çıkarak eklediği mekânlar da var romanda. Mesela Fatma Asaf'ın çalıştığı Altıyol'daki kitapçı, aslında kendi dedesinin kitapçısıymış. Fatma Asaf karakterinin gerçek yaşamdaki karşılığına gelince... Orada belli ki tek bir yazar yerine dönemin birçok yazarının özelliklerinden yola çıkarak, anonim bir karakter yaratmış. Bir parça Kerime Nadir, bir tutam Suat Derviş, bir esinti Esat Mahmut Karakurt...
Bu Yalan Tango Selim İleri, Everest Yayınları, 375 s., 16 TL