Özellikle öyküleriyle son yılların dikkat çeken yazarlardan biri Sibel K. Türker.
Öykü Sersemi adlı kitabıyla 2005'te Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü,
Ağula ile 2006'da Haldun Taner Öykü Ödülü'nü alan yazarın
Kalp(Y)azan adlı öykü kitabı, ayrıca
Şair Öldü ile
Meryem'in Biricik Hayatı adlı romanları da dikkat çekmişti. Doğan Kitap'tan Turkuvaz Kitap'a geçen Türker'in son kitabı
Benim Bütün Günahlarım, yeni yayınevinin etiketiyle bugün okurla buluşuyor. Turkuvaz Kitap'ın ilk e-kitabı da olan roman, Türkiye'de aynı anda kağıda basılı ve dijital olarak yayımlanan ilk kitap.
Benim Bütün Günahlarım taşradan büyük kente, deyim yerindeyse 'kaçan' Toros adlı bir erkek karakterin, kentin ona sunduğu sürprizlerle, kendi benliğiyle, bedeniyle, kadınlarla yaşadığı sorunlarla ve hayali karakterleriyle kurduğu ilişkiler ve yüzleşmeleri üzerine kurulu.
Gerçi kitap üzerine sohbet etiğimiz Türker, kitabı başta, Toros karakterinin neredeyse zıddı diyebileceğimiz, uniseks bir adı olan Canan Bey adlı karakter üzerine kurduğunu söylüyor. "Kitabı Canan Bey üzerine kurmuştum ama sonra hikâye başka bir yere gitti. Canan Bey, saflığıyla, gözünüzde kolayca canlandırabileceğiniz ilginç bir karakter. Bu dünyadan değil gibi. Kıytırık bir kişisel gelişim uzmanı. Başkalarına ders veriyor ama kendi hayatı, eşi ve çocuğu adeta bir sorun yumağı. Karısı daha baskın ve annesine aşık bir adam. Şanssız ve mutsuz ama bir şekilde hayatına devam ediyor" diyor.
GÜÇLÜNÜN DÜNYASI
Roman boyunca bütün hikâyeyi ağzından dinlediğimiz Toros karakteri ise geleneksel bağları kuvvetli genç bir erkek. Otoriter zengin babasının istediği kızla evlenen, baba parası yiyen ama bütün bunlardan sıyrılacağı umuduyla ne aradığını bilmeden büyük kente kaçan Toros, Türker'in deyimiyle "Roman boyunca gücün ve güçlünün dünyasını kendi bedeninde gerçekleştirmek istiyor. Sonra aşkı aramaya başladığını fark ediyor. Evliliğinden kaçışın yollarını arıyor. Ezici bir babanın fiziksel olarak da zayıf bir oğlu. Bu kodlamalarla ters takla atıyor."
Kitap boyunca Toros'a eşlik eden Sorum ve Muamma Bey adlı hayali karakterlere de değinen Türker, "Özellikle Sorum önemli. 'Sorular bizlere işkence mi eder yoksa yol arkadaşlığı mı yapar?' Bu gerçek hayatta da hepimizin cevabını aradığı bir soru."
Kitapta erkekler dünyasına bir tür eleştiri getirildiğinden bahsedilebileceğini söyleyen Türker, büyük kentlerin insanların iştahını kamçıladığının altını çiziyor ve "Büyük kenrtler, kıyıcılık ve hızlılık gibi özlellikleriyle daha erkeksi özellikler taşıyor. Bu nedenle de kadınlar bu tür kentlerde varlıkları net olmayan birer hayalet gibi gözüküyor" diyor. Türkiye'de erkeklerde ve kadınlarda gelenekle modernite arasındaki sıkışmışlığın devam ettiğine de değinen Türker, iki taraftan birinde yer alanların daha mutlu olduklarına dikkat çekiyor.
Romanı bir erkeğin ağzından anlatmanın sorun olmadığını belirtiyor yazar ve "Bir edebiyatçının her iki cinsi de hatta üçüncü cinsi de anlattığında ustalaştığını düşünüyorum. Edebiyatın bunu halledebileceğini düşünüyorum" diyor.
Teknolojinin uzağında kalamazsınız
Benim Bütün Günahlarım
romanının e-kitap olarak da yayımlanmasını ilginç bir deneyim olarak gören Türker, "Teknolojinin uzağında kalamazsınız. İnternet yayıncılığı zaten epeydir yapılıyor. Orada da bambaşka bir okuryazar dünyası var" diyor. Türker, Türkiye'de edebiyatın genel olarak düzeyinin düştüğünü düşünüyor ve ekliyor: "Herkes hayatının yazılabilir olduğunu sanıyor. Edebiyatta yola böyle çıkılmaz. Gerçekten söyleyecek bir şeylerin olmalı. Üstelik bunca yazılmış şeyin üzerine hâlâ yeni bir şey yazılabilir. Ayrıca edebiyat sadece duygularla yapılmaz. Zihinsel bir süreçtir."
Kadınlar erkeklere tepkili
Edebiyat ortamının bir yanıyla fazlaca 'piyasalaştığını' ama diğer yanıyla da eskiden daha fazla kibre sahip bu ortamın biraz daha demokratikleştiğinin altını çiziyor Türker: "Kadın yazarların sayısı bu yüzden eskiye göre artış gösterdi. Kadınlar eskiye göre daha fazla okuyor ve biriktiriyorlar. Erkek dünyasına da bir tepkileri var haliyle. Öte yandan yazar denilince akla hâlâ erkekler geliyor. Bu yüzden kadın yazar olmanın dezavantajları devam ediyor. Varoluşsal, felsefi metinleri ya da büyük romanları hâlâ erkekler yazabilir gibi bir algı var. Bunu böyle olmadığı daha fazla ortaya çıkıyor. Ancak kadın yazarların çoğunun edebiyatın güzel cümleler kurularak yapıldığını sanmalarını da bir engel olarak görüyorum. Hâlbuki fikirlerini ve kalplerini özgür bırakmaları lazım.