Akademisyen yazar Murat Belge; 1980'lerde yayımlanan ve yayın yönetmeni olduğu Yeni Gündem dergisine Sadık Özben imzasıyla yazdığı yazıları, bir kitapta topladı. Türkiye'nin 'düzenli olarak kendi hayatından söz eden ilk yazarı' olan Sadık'ın gündelik hayat eleştirileri; 'Sadık Özben'in Toplu Eserleri-I' adıyla yayımlandı. Yeni Aktüel, 'Sadık Özben'in yaratıcısı Murat Belge'yle konuştu...
HAYATI ELEŞTİRİYORDU
İnsanların artık hep kendinden söz ederek yazması, dış hayata abanmanın yarattığı bezginlikten kaynaklanıyor olabilir mi?
Biraz, evet. Normalde kendini bilen, kendini yazmaz. Millete ne, salı günü tırnaklarımı kesip kesmediğimden! Sadık'ın döneminde artık magazin de başlamıştı ama...
1980'lerde bireyselleşmeden ziyade bireycileşme başlamıştı...
Gerçi Sadık Özben kendini yazarken ciddi bir gündelik hayat eleştirisi de yapıyor. Ama şimdinin 'benci' yazarlarında böyle bir eleştirellik de yok. Zaten bütün bunları eleştirmek için Sadık Özben karakterini yarattım.
Tekrar Sadık Özben yazıları yazmayı düşünür müsünüz?
1990'da yazmayı bırakmıştım. Aradan 20 yıl geçti ve Sadık bir yerlerde yaşıyordur. Belki oradan başlayıp tekrar yazılabilir diye aklımdan geçmişti...
ORTA SINIF ÇOCUĞU
20 yılda nasıl bir dönüşüm yaşamıştır Sadık?
Boşanmış olması lazım bir kere! Kızı evlenmiştir; dolayısıyla bir de damat problemi çıkmıştır ortaya...
Oğuz Atay'ın 'Tutunamayanlar'ındaki Turgut Özben de tıpkı Sadık Özben gibi, bir düzen adamı. Siz Sadık Özben ismini bulurken Turgut Özben'den etkilendiniz mi?
'Tutunamayanlar'ı çok önceden okumuştum ama Sadık Özben ismini onu düşünerek bulmadım doğrusu.
Sadık Özben tam olarak kimdi?
Alt-orta sınıf bir ailenin çocuğu. Karısı kendisinden daha zengin. Geçtiği tüm tezgahlara sadık, Kemalist öğretmen çocuğu.
Bu karakter, şimdinin alt-orta sınıf mensuplarına genellenebilir mi?
Sanırım pek çok şey değişti. Eskiden eğitim sınıf değiştirmek için daha açık bir kapıydı. Şimdi o epeyce daraldı. O gün ODTÜ'yü bitiren Sadık, şimdi muhtemelen giriş imtihanını bile kazanamazdı. Sınıf ayrımları daha da keskinleşiyor.
BEZGİN FALAN DEĞİLİM
Öğrencilerinize bakınca, kuşak değişimini nasıl gözlemliyorsunuz?
70'lerin solcu gençliği, devrim dışında bir hayatla ilgilenmeyi ayıp bulan insanlardı. Bir kere onun kırılması iyi oldu. Tamam, kendilerini feda etmeye hazırlardı ama kendini feda etmek iyi bir şey değil. Biraz bencil olmakta yarar var. Ama tabii kafasında üç tane ciddi düşünce barındıramayan bir kitle de var ortada. Bu da gazetelerin magaziniyle besleniyor.
Her yönüyle dolu dolu yaşadığınız bir yaşam öykünüz var. Bir doygunluk mu hissediyorsunuz yorgunluk mu?
Yoo, bıkmadım. Tabii yaşım 70'e yaklaştığı için eskisine nazaran daha sık 'Hay Allah, ölüm de yaklaşıyor, ne yapacağız' diyorum ama onu düşününce de acelem varmış gibi gelmiyor. Daha bitirmediğim bir sürü işim var. Bezgin mezgin değilim.
Neler yazıyorsunuz şu an?
Almanya, Japonya ve Türkiye'yi karşılaştırdığım bir militarizm kitabını yazıyorum. Yarısını geçtiğim başka bir kitap var. Yurtdışı gezilerini yazdığım 'Başka Kentler Başka Denizler'in üçüncü cildini bitiriyorum. Oğuz Atay'ın 'Tutunamayanlar' incelemesine girişeceğim. Bir de milli edebiyat eleştirisi var, henüz bitmedi.