Malum 'derin devlet' olgusu son yıllarda iyice ortaya dökülmeye başladı. Nedir, ne değildir tartışılıyor. Sinemacılar, edebiyatçılar da meseleye farklı perspektiften bakarak, 'derin devleti' bir bir didikliyor. Özellikle 90'lı yıllardaki karanlık ilişkilerin, topluma ve bize, vicdanımıza zararlarını ele alıyorlar.
Radikal Kitap'ın editörü, gazeteci Derviş Şentekin de ilk romanı
Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi adlı, Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkan kitabında, eski bir istihbaratçının yaşadıkları üzerinden 90'lardaki o karanlık ilişkilerin, sıradan insanların yaşadıklarına nasıl etki ettiğini anlatıyor. Günlük hayatımızdan, edebiyatımıza varıncaya dek hem de... Şentekin SABAH'ın sorularını yanıtladı.
O BİLGE NEREDE?: "Son 15-20 yıldan beri yalan romanlar okuyoruz. Kalitesiz pop şarkıları tadında romanlar okutuyorlar bize. Bu, yalnızca bizim ülkemize has bir durum değil, tüm dünyada kötü romanlar okuyor insanlar; okutuyorlar. Üç-beş yıl önce elimizden düşürmediğimiz, o son model arabasını satan bilge nerede şimdi? Kitabım, bir anlamda, isminden başlayarak, bu romanların alayına isyan ediyor."
EN BÜYÜK BABA DEVLET BABA: "Baba, benim için önemli bir metafor. Kim o baba? Devlet. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne, son 50-60 yıldan beri de giderek artan bir ağırlığı var 'devlet baba'nın. Bizim yerimize düşünen ve bizim adımıza karar veren, varlığımızı varlığına armağan ettiğimiz bir baba! Öyle ki bizim iyiliğimiz için bizi öldürmekten dahi kaçınmayan bir baba bu. Böylesi bir babanın çocuklarının büyümesini, aklı başında birer olmalarını düşünmek bile imkansız. Bizim, aklımızı kullanmamıza asla izin verilmiyor. Düşünemeyen, düşünemediği için de sorgulayamayan bir topluma dönüştük. O nedenle de çocuk-insanlar yığını olarak kaldı bu ülke."
90'LARDA AKLIMIZI KAÇIRDIK: "Muktedirlere göre biz toplum olarak koyun sürüsüyüz. Bu duruma itiraz edenlerse yıllarca işkence tezgahlarından geçirildi, idam edildi, kim vurduya gitti. Bir korku imparatorluğu kuruldu. 12 Eylül, bu imparatorluğun başladığı yerdi, 90'lar ise aklımızı kaçırdığımız dönemdir. Derin devlet, bu toplumun kafasına sıktı, aklını yok etti. Biz ülke olarak 90'larda, en büyük hazinemizi, aklımızı kaybettik. 'Yüzleşme yaşanacaktır', diyenleri ben iyimser buluyorum. Devlet, her türlü ilerlemenin önündeki hantal bir yapıysa, ki bizde öyle; Türkiye'nin önünün açılacağını falan da düşünmüyorum."
SANTRANÇ AKLI TEMSİL EDİYOR: "Romanda satranca sürekli vurgu yapılmasının sebebi satrancın, 'aklı' temsil etmesi. Onca akıllı adamın, devlet karşısında nasıl da önemsiz olduğunu anlatır bu. Aklın önemsizleştiği bir toplumda en değersiz şeyin insan hayatı olduğunu biliyoruz artık. Çünkü toplum olarak yüzlerce olay yaşadık... Bir nedeni daha var: Romanda olaylar birer satranç hamlesi gibi ilerler. Kurguyu da öyle yapmaya çalıştım. Satrançta açılışlar klasiktir, üç aşağı beş yukarı aynıdır; benim romanım da klasik bir açılışla başlar. Sonrası karmaşık bir hale gelir. Ve finalde aklın mat edilişine tanıklık ederiz.
Yüzde 90'ımız çok satmak için yazıyoruz "
Herke s kitap yazıyor; ben bile yazdığıma göre... Evet, sayı giderek artıyor ama bu iyi bir şey. Bu kitapların içinde iyi, hatta çok iyi olanlar da var. 10-15 yazar öne çıkıyor; kötü olanlar, edebiyat çöplüğüne doğru gidecek. Yazmak elbette ki bir anlamda görünür olma isteğidir aynı zamanda. Yüzde 90'ımız çok satmak için yazıyoruz. Çok satınca, görünür olup öne çıkacağımızı düşünüyoruz. Benim böyle bir derdim var mı? Aklımın bir köşesinde vardır illa ki. Ama benim esas derdim bir itirazdan ibarettir. Yalan zamanların yalan kitaplarına itiraz etmek için yazdım."