Popüler müzik topluluklarının ya da şarkıcılarının çoğu, kendilerini 'frontman'lik müessesinin kollarına bırakıyor. Mevzu böyle işliyor. Son 10 yıldır müzik sektörü bu klişeyi yeniden üretirken, bir yandan da 'müzik tüketicisi'nin algı yönetiminde yeni araçlar kullanıyor. 21. yüzyıla yeni girdiğimiz günlerde bunlardan birine şahit olduk. Grup üyelerinin gerçek yüzünü göremediğimiz ve çizgi roman kahramanlarından oluşan Gorillaz sayesinde, nur topu gibi bir sanal müzik topluluğumuz oldu. İngiliz topluluk Blur'dan tanıdığımız Damon Albarn'ın şefliğinde kurulan Gorillaz, konserlerinde bile yüzünü göstermiyor. Boş zamanının çoğunu siber âlemde harcayan ve çizgi roman kahramanlarıyla haşır neşir olan bir kuşağı, fazlasıyla cezbetmeyi başaran ticari başarı öyküsü olarak addedebiliriz Gorillaz'ı. Tabii tüm bunlar grubun müziğine haksızlık etmemizi gerektirmez. Müziğe geniş bir pencereden bakmak Gorillaz'ın en büyük silahı. Her kuşaktan dinleyici bulması ve beş yıl aradan sonra çıkardıkları
Plastic Beach albümü de bunun göstergesi.
PLASTİK SAHİLDEN MESAJ
Hip hop, funk, dub, elektronik türleri harmanlayan albümdeki şarkıların hiçbiri diğerine benzemiyor. Ortadoğu ezgileriyle başlayıp hip hop'la birleşen
White Flag, Snoop Dogg'un eşlik ettiği
Welcome to the World of Plastic Beach'le sarsılıyorsunuz. Albümün ilk single'ı
Stylo'nun 70'ler funk müziğine gönderme yapan ritmi ve şarkıdaki synthesizer kullanımı, Lou Reed'in kırılgan sesini kattığı
Some Kind of Nature,
Broken,
Rhinestone Eyes'ın melankolik havası ve yazaçok yakışacak
Superfast Jellyfish şarkıları ilk dikkat çekenler.
Plastic Beach ile pop müziğe nefes aldıran grup, 21. yüzyıl popüler müziğinin gideceği noktalar ve takip edebileceği imajlar konusunda yol gösterici gibi. Plastik bir sahilden hikâyelerini savuran kahramanlara kulak verin.