5 günlük hava durumu
15 Temmuz 2012, Pazar

40 yıl önce işlenen 'Sandık Cinayeti'nin sırrı hâlâ çözülemedi

  • Giriş Tarihi : 15.07.2012

1972'de Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Banu Ergüder, Paşabahçe'de polisler tarafından gözaltına alındı. Yanında taşıdığı ve "İçinde kitaplarım var," dediği sandık açıldığında, ortaya gizemini bugüne kadar koruyan bir cinayet çıktı. Sandıktaki ceset, sol görüşlü Adil Ovalıoğlu'na aitti. Polis tarafından aranan biri olan Ovalıoğlu'nun cinayeti, 'sol örgüt içi ilk infaz' olarak tarihe geçti. Ama o günlerde ağabeyinin yanında olan ve ilk defa Pazar Sabah'a konuşan Muhittin Ovalıoğlu aksini söylüyor

1968'de Fransa'da başlayan ve tüm Avrupa'ya yayılan özgürlük hareketinin rüzgarı, öylesine güçlüydü ki Türkiye'ye kadar geldi. Tabir uygunsa gençlik ateş almıştı; ortalık 'ilerleme', 'özgürlük' diye haykıran öğrencilerle doluydu. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi, ardından gelen 12 Mart 1971 muhtırası, Türkiye'yi 12 Eylül 1980'e götüren yolun taşlarını döşüyordu. Öğrenciler sınıfları terk etmiş, sokaklarda, tarlalarda başka türlü bir mücadelenin içine girmişti. Sol gruplar artık fikir ayrılıkları yaşıyor, başka bir değişle yollar ayrılıyor, herkes tarafını seçiyordu. Tam da böyle bir zamanda, kamuoyunu dehşete düşüren bir cinayet işlendi. Güzeller güzeli, iyi eğitimli, geleceği parlak bir genç kız, genç bir adamı öldürmüştü. Katil 21 yaşındaki Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Banu Ergüder'di. Olay basit bir cinayet gibi görünüyordu ya da gösteriliyordu. Zaman ilerledikçe gerçekler ortaya çıkmaya başladı. Katil zanlısı ve kurban, Doğu Perinçek etrafında örgütlenen siyasi bir çevrenin içindeydi. Maocular diye adlandırılan oluşum, Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) ve Şafak grubu olarak ikiye ayrılmak üzereydi. Ve belki de bu cinayet bütün bunlarla ilgiliydi.

BANA TECAVÜZ ETMEK İSTEDİ
15 Haziran 1972: Üniversite öğrencisi Banu Ergüder, beraberindeki sandıkla birlikte Bebek'ten taksiye bindi. Şoför şüphelendi: "Ne var o sandıkta?" diye sordu. Banu, soğukkanlı bir şekilde: "Kitaplarım var," diye yanıtladı soruyu. Paşabahçe'de taksiden indi. Bir arkadaşı ona yardım edecekti. Bir kayık kiralayıp sandığı Boğaz'ın serin sularına gömmekti amaçları. Banu, bir süre bekledi, fakat ona yardım edecek arkadaşı gelmedi. Banu'yu yolda bırakan arkadaşı Zeynel Aydındağ'dı. Genç kız beklemeye devam etti, ama Zeynel hiç gelmedi. Banu'nun kendi ifadesiyle, sandıktan tek başına kurtulamayacağını anladı ve tekrar eve yani Bebek'e dönmeye karar verdi. O sırada polisler geldi. Çünkü taksi şoförü, Banu'dan şüphelenip karakola haber vermişti. Polisler sandığı açtığında, kitaplarla değil, genç bir erkeğin cesediyle karşılaştı. Banu Ergüder yakalandığında çantasında bir peruk, bin 400 lira ve iki adet demir gülle vardı. Evinde yapılan aramada ise 15 bin 500 lira daha bulundu. Banu'ya, "Neden yaptın?" diye sorduklarında; "Bana tecavüz etmeye kalktı, ben de öldürdüm, önce başına labutla vurdum sonra da cebindeki silahı alıp ateş ettim," dedi. Sonradan ortaya çıkan gerçek çok farklıydı. Hikayenin bundan sonrası gerçekten karışık.


40 YILDIR TARTIŞILAN CİNAYET
Sandıktaki ceset, sol faaliyetleri nedeniyle aranan Adil Ovalıoğlu'ydu. Fakat cesedin kimliği hemen kamuoyuyla paylaşılmadı ya da kimlik tespit edilemedi diyelim. 10 gün kadar ceset isimsiz olarak yazıldı çizildi. Ta ki bir polis muhabiri Barış gazetesinde, cesedin Adil Ovalıoğlu'na ait olduğunu yazana kadar. İşte o zaman olayın rengi değişti. Çünkü Ovalıoğlu, bilinen ve aranmakta olan sol görüşlü biriydi. Böylece önce basit bir cinayet olarak kayıtlara geçen vaka, bir süre sonra siyasi bir cinayet olarak Türkiye tarihine geçti. Öyle ki resmi kayıtlarda ve sol camiada bu cinayet, ilk 'sol örgüt içi infaz' olarak kabul ediliyor ve Türk solunun, önce bu cinayetle yüzleşmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Bir süre önce Taraf gazetesi yazarı Halil Berktay'ın 1977'de yaşanan kanlı 1 Mayıs tartışmasını yeniden açması, bu cinayetin de tekrar gündeme gelmesine neden oldu. Yine bazı gazeteci-yazarlar konudan bahsetti ama 40 yıl önce olduğu gibi konu tekrar kapandı. Fakat bugüne kadar hiç konuşmayan ve olayların içinde olan biri daha vardı; Adil Ovalıoğlu'nun o zaman 16 yaşında olan kardeşi Muhittin Ovalıoğlu süreci ilk kez Pazar SABAH'a anlattı. Muhittin Bey'in açıklamalarına geçmeden önce hikayenin baş rolündeki kahramanları tanıtmakta fayda var.