X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eşim ölünce resimlerimin hepsini yakmak istedim!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eşim ölünce resimlerimin hepsini yakmak istedim!

  • Giriş Tarihi: 10.2.2013

Ressam Erdal Alantar, 'Hayatım'ın Sevinç'i' adlı retrospektif sergisini, kısa bir süre önce yitirdiği, hayatının tek aşkı, piyanist eşi Sevinç Alantar'a adadı. 81 yaşındaki Alantar "O benim içinp iyano sanatını heba etti, kendimi asla affetmeyeceğim!' diyor

Yıl: 1949. Yer: İstanbul. Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki arkadaşlıkları aşka dönüşen iki genç. Erkek ressam, genç kızsa piyanist. Erdal ve Sevinç Alantar, yarım asrı birlikte geçirdi. Onların aşkı öyle büyüktü ki, ölüm dışında hiçbir zorluk aralarına giremedi. Erdal Alantar, Fransa, Hollanda, İtalya, Almanya, İsviçre ve Türkiye'de 130'un üzerinde bireysel sergi, bir o kadar da karma sergiye katıldı; önemli ödüller aldı. En büyük destekçisi, kendi sanat hayatını eşi için feda eden Sevinç Alantar'dı. Yıl 2011. Paris ekolünün son temsilcilerinden Erdal Alantar, eşi Sevinç Alantar'ı, Büyükada'da sonsuzluğa uğurladı. Yıl 2013. Alantar, öğrencilik yıllarından olgunluk dönemine kadar olan 106 resminin yer aldığı serginin adını 'Hayatım'ın Sevinç'i' olarak belirledi. 81 yaşındaki ressam ile, sergisinin yeraldığı ArtPoint Gallery'de bir araya geldik. Eşi Sevinç Alantar'ın adını her telaffuz edişinde gözyaşlarına hakim olamayan Alantar ile yaşamını, sanatı ve büyük aşkı Sevinç Alantar'ı konuştuk.
- Ailenizin teşvikiyle mi Güzel Sanatlar Akademisi'ne yöneldiniz?
- Amcam İhsan Hilmi Alantar, Şişli Etfal Hastanesi'nin kurucusudur. Ailem onun gibi doktor olmamı istiyordu, ama ben istemiyordum. O dönem Kadıköy üçüncü mektepteyim. Bir gün Ankara'dan müfettiş geldi, adamı pek sevmedim. Goril şeklinde bir karikatürünü çizdim. Bir şekilde müfettişin eline geçti. İçimden 'Eyvah!' dedim. Müdürümüz Rıdvan Bey 'Cezasını ben vereceğim, bize itimat edin,' dedi. Müfettiş gittikten sonra hocam 'Güzel Sanatlar Mektebi'nin müdürü Halil Dikmen arkadaşım, senin bu istibdadın var ya, seni götürüp yazdıracağım, ressam olacaksın sen,' dedi. Benim cezam da bu oldu (Gülüyor). Akademi'de Halil Dikmen ve Cemal Tollu atölyelerinde eğitim aldım. İlk hocam Halil Dikmen'dir. Sınıf arkadaşlarımı söyleyeyim: Ayhan Işık, Zeki Müren, Günseli Başar, Semih Balcıoğlu, Senih Orkan, Faruk Geç, Hilkat Çulha vb...

AŞKIMIZ MÜZİK İLE BAŞLADI
- Hocanız Halil Dikmen'in resimlerinize nasıl bir etkisi oldu?
- Fikrimizi sormak için bize resimlerini gösterirdi. Güzelliğe bak, koskoca Halil Dikmen, bize fikir soruyor! Mesela bir tablosu vardı; köylü kadınlar; 10 tane ayak var resimde. Ben de sınıfın ukalasıydım, Halil Dikmen filan anlamazdım. Dedim ki: 'Hocam bak, bu arkadaki kadının ayağı ile bu ayak arasında 10 metre fark var; onu göm, daha gri yap!' 'Yaşa be benim sultanım!' derdi. Hoca söylüyor bunu talebeye! Halil Dikmen resimlerimi çok iyi bulurdu. 'Devam et böyle,' derdi. Üç sene onun fırçasıyla çalıştım. Hiçbir zaman kendisini empoze etmezdi. Cemal Hocam da öyleydi. 'Siz yolunuzu bulun, ben o yolun iyisini öğreteceğim,' derdi. Çok güzel bir anım var. Bir talebe 'Hocam, buraya lak (kırmızı) süreceğim,' dedi. Hoca dedi ki: 'Bu sanat işi, lak lak ile olmaz!' Hocalarıma çok hürmetim var. Onlardan öğrendiklerimle Avrupa'da 22 sene resim dersi verdim.
- Eşiniz Sevinç Hanım ile nasıl tanıştınız, aşkınız nasıl başladı?
- Akademiden arkadaştık. Sevinç dekor kısmındaydı. Sınıfta hep bir aradaydık, daha tavlamamıştım (Gülüyor). Çok müzik dinlerim ben; Mozart, Beethoven, Chopin, Berlioz ve Wagner... Sevinç de çok güzel piyano çalardı, hele Franz Liszt'i müthiş çalardı. Bir gün Sevinç 'İtalyan bir hocadan piyano dersi alıyorum. İtalya'da konser vereceğiz, sen de gel,' dedi. Ne kadar güzel çalıyordu piyanoyu... Klasik müzik üstatları 'Çok güzel çaldı,' dediler. Müzik ve piyano ile başladı aşkımız. Ama maalesef üzülürüm. Çünkü piyano sanatını, benim için heba etti, hiçbir zaman kendimi affetmem! Ona o gün bir resim de hediye etmiştim. O resim hâlâ bende durur.
- İlk kim aşkını ilan etti?
- Büyükadalıydı Sevinç. Adalara gitmek için ne kayıklar tuttum... Serçe parmağını tutmak için üç sene uğraştım. Nihayet tuzağa düşürdüm rahmetliyi... Çok büyük bir aşktı, hâlâ âşığım! Akademi'den 54-55 yıllarında mezun olmuştuk. Abisi Seyfi Doral'dan Sevinç'i istedim. Seyfi Doral, Sevinç'e 'Gözlerine mi âşık oldun?' demiş. (Gülüyor). İlk istediğimde kabul etmedi abisi. Ben 'Fırçamın ucuyla para kazanacağım,' dedim. O da 'Sen ressamsın, sana vermeyiz Sevinç'i' dedi.
- Sonra nasıl ikna ettiniz peki?
-
Sevinç buram buram âşık, ben de. Leyla ile Mecnun misaliyiz. Çaresiz kaldılar. Nihayet Beyoğlu'nda evlendik. Şimdi hepsi toprak, bakıyorlardır.
- Aynı zamanda Büyükada sevdalısısınız. Sevinç Hanım'ın Büyükadalı olmasından mı kaynaklanıyor bu?
-
Buram buram âşığım Sevinç'e, saat sabahın yedisi. Moda İskelesi'ndeyiz; Büyükada fıstık gibi karşımızda. Arkadaşları ikna ettim; 'Gideriz ya,' dediler. Çıktık, Büyükada'nın Yörükali plajına vardık. Gözüm sahilde, Sevinç'i arıyorum. Arkadaşlar anladı. 'Ulan bu kadar kürek çektiriyorsun, Sevinç için mi geldik buraya!' Hep görmeye giderdim, gizliden buluşurduk.
- Evlendikten sonra Floransa yollarına düşmüşsünüz.
- O dönem Avrupa'ya gitmek öyle kolay değildi. Floransa'ya Michelangelo'yu tetkik etmek için burslu gittik; en büyük idolümdü. Sevinç de piyano çalacaktı, ama maalesef eğitimini bıraktı, piyano aşkını sanatıma verdi. Onun sayesinde ben bu hale geldim. Floransa'da bir yıl içerisinde gezdik, birçok ressamla tanıştık. Sabri Berkel aklımıza girdi, 'Ressam Giorgio de Chirico ile tanışabilmek için gazeteci kılığına girin,' dedi. Başardık ve ahbap olduk.