X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Vicdan herkese lazım, ama doktora iki kere lazım
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Vicdan herkese lazım, ama doktora iki kere lazım

  • Giriş Tarihi: 24.3.2013

Biri duayen, diğeri çoktan beridir usta. On binlerce kişi daha güzel olmak için kendilerini onların ellerine teslim etti. Plastik cerrahinin parlak isimleri Dr. Atilla Oymak ve oğlu Dr. Osman Oymak estetik serüvenlerini anlattı

Dr. Atilla Oymak 83 yaşında; Türkiye'nin duayen cerrahlarından, hâlâ çalışıyor. Oğlu Dr. Osman Oymak da 57 yaşında ve babasının izinden yürümüş ama gölgesinde kalmamış, işinin en iyilerinden. Onlar hem iki meslektaş hem de tipik bir baba-oğul. Oğul oğulluğunu, baba da babalığını yapıyor. Tabir uygunsa Dr. Osman Oymak şımarıyor; Atilla Bey görmüş geçirmiş bir edayla oğluna bakıyor. Ama iş cerrahlığa geldiğinde ikisi de ilkelerinden taviz vermiyor: "Gerekmeyen ameliyatı yapmayız, vicdan herkese lazım, ama bir doktora iki kere lazım," diyerek mesleklerine bakışlarını ifade ediyorlar.

- İkiniz de cerrahsınız, aranızda usta-çırak mı, baba- oğul ilişkisi mi daha baskın?
- Atilla Oymak:
Baba-oğul elbette. Bir de, o Çapa'da yaptı ihtisasını, ben Paris'te. Benim zamanımda Türkiye'de plastik cerrahi yoktu. İlk benim plastik cerrahi konusunda çalışan.

- Fransa'dan İstanbul'a döndüğünüzde muayenehane açtınız. Biraz zor geçmiş o günler...
- A. O:
Hangi biraz? Felaket zor günler geçirdim. 750 lira kirası olan bir muayenehanem vardı Galatasaray'da. 400 lira da Balmumcu'daki evimin kirası. Bir burun ameliyatı, hastane masrafları dahil 3 bin lira. Ortalama 1500-1700 lira kalır bana. Demek ki bir burun ameliyatı yaparsam hem evi, hem muayenehaneyi karşılıyorum. Ayda ya bir ya iki ameliyatı zor yapıyorum. Yeni gelmişim, kimsenin bir şeyden haberi yok. 'Plastik cerrahım,' diyorsun doktorlar bile bilmiyor! Hiç unutmam, bir dahiliyeci 'Mide kanserli bir hastam var, midesine plastik tüp koyulacak, sen yapar mısın?' dedi. Ben de koydum! O paraya ihtiyacım var çünkü. Sene 1960. Tüp plastik ya, o işi yapıyorum zannetti. Sonunda Dünya Sağlık Teşkilatı'na başvurdum. Taa Kongo'ya gittim.

- Plastik cerrahiyi neden seçtiniz?
- A. O:
Türkiye'de ilk kalp ameliyatını yapan Fransız Pasteur Hastanesi'nde asistanlık yapıyordum. Tam 42 kalp ameliyatına girdim. Yaşım 23 ve 42 kalbi eline almış bir adamdım. Çok büyük bir deneyim. Sonra hastalardan biri vefat etti. Türkiye'de bu ameliyatı sadece hocam yapıyordu, bütün üniversite hocaları ona çok kızgındı, hemen aleyhinde davalar açıldı. Adam baktı ki bu iş yürümeyecek, Fransa'ya geri gitti. Ama giderken 'Seni bunların eline bırakmayacağım,' dedi ve Fransız hükümetinden bana burs ayarladı. O bursla yallah Paris'e gittim.

VALLAHİ BEN ÇOK ZOR OKUDUM!
- İyi de, plastik cerrahi nasıl oldu?
- A. O:
Son altı ayımda beni bir hastaneye yolladılar. Genel cerrahım ve bana sorarsanız bilmediğim hiçbir şey yok! O kadar kendime güveniyorum ki, Allah Allah... Bir büyük hoca, bir de küçük hoca var. Küçük hoca bir ameliyatına aldı beni, yanık hastası. Adam uygulamasını yaptı ve eciş büzüş olan yara açıldı, düzeldi. Ben çok etkilendim, bir daha o doktorun yanından ayrılmadım. Ve onun yanında iki sene plastik cerrahi ihtisası yaptım.

- Osman Bey, babanızın başlangıcı zor olmuş ama sizinki daha kolay oldu herhalde?
- Osman Oymak:
Yok canım, kim dedi? Benimki de zor oldu. Babamın çok yakın arkadaşı, Allah rahmet eylesin Kemal Oğuzman vardı, o: 'Bu Osman'ın okuması bizimkine göre 10 kere daha zor. Bizim paramız yoktu. O yok, bu yok, evde bir mum... Mecburduk okumaya. Bu herifin altında Alfa Romeo spor araba, spor yapıyor, havalı... İşi çok zor,' demiş. Bunlara rağmen okudum, vallahi benim durumum daha zordu.
- A.O: Biz öğrenciyken tramvaya binerdik. Siz bilmezsiniz, kırmızı tramvay önde, yeşil arkadadır. Kırmızı beş kuruş, arkadaki üç kuruş. Numaradan konuşur gibi yapar, sonra arkadan zor yetişirmiş gibi koşarak, iki kuruş kâr etmek için yeşil tramvaya atlardık.

- Babanızın tanınan bir doktor olmasının avantajları, dezavantajları olmuştur ...
- O. O:
Dezavantajı var tabii. Mesela işin başındasın, dünyadan haberin yok, bir şey yapıyorsun, takdir edilmek istediğin bir dönem. Ahmet benimle aynı işi yaptığında 'Aferin Ahmet,' oluyordu. Bana da 'E sen tabii yapacaksın,' deyip geçiyorlardı. Babam başka hastanede çalışıyor, ben üniversitedeyim, elimi tutmuyor, bir şey anlatmıyor falan.
- A. O: Osman'ın yetişmesinde benim etkim ancak yüzde 10'dur, daha fazla değil.
- O.O: Ama babam olmasaydı beni kolay kolay kabul etmeyecekleri bir Amerika maceram var. Mezun olduğumda her şeyi biliyorum havasındaydım. Ama biz iki satır biliyorsak, adamlar aynı konuda üç sayfa biliyor. Ve çok çalıştım: Sabah 06:00 - akşam 22:00, cumartesi dahil. Pazar günü de laboratuvara gidiyordum. Oraya kadar gittik, dünyanın en iyi imkanları önündeyken ya dalga geçip dönecektik ya da adam gibi çalışmamız gerekiyordu.
- A. O: Hocaları eski ahbaplarım. Bunu zaten öyle dalga geçsin diye bırakmazlardı.
- O.O: Ama vardı dalga geçen...
- A.O: Onlardan bana ne? Seni bırakmazlardı diyorum.
- O. O: Alakası yok. Ben çalıştım...

- Eğlenceli bir hayatınız olmuş orada ama?
- O. O:
Hiç eğlenceli değildi, sürekli çalışıyordum.

- Kitabınızda öyle yazmışsınız ama kendi ellerinizle...
- O. O:
O kitap diye öyle yalan yazdım (Gülüyor). Ben çalışmasaydım, istedikleri kadar arkadaşın olsunlar baba, olmazdı, biliyorsun. Gerçi belki benden daha kabiliyetli adamlar vardı ama aynı imkanları yoktu. Ama ne yapayım, benim de babam o.

- Sizi diğer plastik cerrahlardan ayıran ne?
-A. O:
Biz oldum olası işte abartmayı sevmeyiz. Mümkün olduğu kadar alçak gönüllü davranırız. Hiç para kazanamadığım ilk zamanlarda bile, hasta geliyor, ama ameliyat olmasa da olur. 'Ameliyat olma,' diyebiliyordum. Parasızlık zamanı bunu diyebiliyorsan, yırtıyorsun. Çünkü herkes seni namuslu biliyor artık. Bir doktorun hayır diyebilmesi en önemli meziyetlerden biri.

ADAM BENİ VURACAKTI
- Estetik operasyonlar sanki sadece kadınların üzerinden yürüyormuş gibi görünüyor.
- A.O:
Erkekler de ister ve erkekler kadınlardan çok daha zor hastalardır. Tatmini çok zordur. Sonucu katiyen kabul etmez. Canları da daha tatlı.

- Sorunlu hastayı görünce anlar mısınız?
- A. O:
Tabii. Psikolojik sorunu olan hasta kendini belli eder. Fi tarihinde jinokoplasti (erkeklerde meme küçültme ameliyatı) yaptım bir hastaya. Bu ameliyatın cinsellikle falan alakası yok. Bir mühendis geldi. Adama ameliyat yaptık ve doğal olarak bir yara izi var. Erkekliğimi bozdun diye beni vurmaya kalktı. Psikolojik sorunu olan bir adammış. Sorunlu hastadan kaçarız. Hastayı beğenmezsen sallarsın. 'Olmaz,' dersin, 'Üç kuruşsa beş kuruş,' dersin.

BOZDUĞUM BURUNLAR NİŞANTAŞI'NDAN TAKSİM'E YOL OLUR
- Sizin işte para çok mu konuşuluyor?
- O. O:
Yo, her işte konuşuluyor. Ama bizde sigorta işlemediği için, hasta direkt para işine giriyor.

- Neden doktorlar birbirlerini kıskanıyor? Kutsal meslek falan ya...
- A. O:
Edebiyatı güzel, ama insansın ve insanlar birbirinin gözünü oyar. Ben nelerle karşılaştım! En yakın arkadaşım zannettiğim adam arkamdan kuyumu kazıyordu, susuyordum. İşi senden öğreniyor 'Onun bozduklarını düzeltiyoruz!' diyor. Üç kuruş para kazanmak için yapmadığı kalmıyor. Bir gün bir TV programında 'Hiç burun bozdun mu?' diye sordular. 'Bozduğum burunlar Nişantaşı'ndan Taksim'e yol olur,' dedim,

- O kadar çok bozdunuz mu gerçekten?
- A. O:
İki sene önce, 10 bin küsur burun yapmıştım. Hele ilk senelerde yapıyorsun, üç burundan biri bozuk çıkıyor. Boza boza öğreniyorsun. Benim burun ameliyatın öğrendiğim adam sağ olsa ve buraya gelse aç kalır! Ameliyat filan yapamaz, bilgisi o kadar zayıf kalır. Ki bu adam dünya çapında üç beş isimden biriydi. Türkiye'de bu işler hakikaten çok iyileşti. Dudak şişirenleri saymıyorum. Şimdi sadece İstanbul'da 15-20 tane hakikaten güzel burun yapan doktor bulurum.

DAMAR POF DİYE YÜZÜME PATLAR
- Bedenleri kesip biçiyorsunuz. Nasıl baş ediyorsunuz bu stresle?
- A. O:
Ameliyatım iyi gitmezse sabaha kadar uyuyamadığımı bilirim. Çok büyük sorumluluk. 'Keşke böyle mi yapsaydım, öyle mi olsaydı?' diye kendi kendimi yerim. Hele eskiden okumak için kitap yok. Ameliyat seyretmek için gideceğin yer yok. Buradan kalkıp Paris'e gidiyordum. Gidip öğreniyorsun, gelip uyguluyorsun, o arada bozduklarım oldu. Bu 10 sene sürer. Pişene kadar anan ağlar.
- O. O: Uyku kaçar. Kabus görürüm: Birden bire pof diye damar patlar yüzüme, ortalık kan revan... Bizim pardonumuz yok. Bu nedenle doktor olmak için 30 sene okutuyorlar adamı. Ayrı bir eğitim, bir yaşam tarzı.

SIYIRMA HAKKIMIZ VARSA TÜYERİZ
- Siz estetik ameliyat yaptırır mısınız?
- O. O:
Valla son altı aydır hastalar 'Göz kapaklarınız düşmüş,' diyor. Moralim bozulmaya başladı. Bir gün bir arkadaşa 'Kesiver şunları,' diyeceğim. Onun dışında gelin bakın, kontrol edebilirsiniz; hiç iz var mı? Biz genç gösteriyoruz böyle...
- A. O: Osman takmış göz kapaklarına... Yaptırır bu gidişle.
- O.O: Yok baba ya, hastalar söylüyor. Benim iğneden bile ödüm kopar! Bir seferinde kandırdılar beni. Kasık fıtığım vardı, 'İki dakikada olacak, çok kolay,' dediler. Bir hafta yürüyemedim, anam ağladı! Anesteziden çıktım, gözüm kayıyor, uçurumdan düşüyor gibi oluyorum. Herkese bağırıyorum falan, gerçekten zordu... Sıyırma hakkımız varsa tüyeriz.
- A. O: İğneyi hiç sevmem. Katiyen sevmem. Dişçiye bile zorla giderim.

KEPÇE KULAKLILARI MEMNUN ETMEK ÇOK ZOR
- En zor ameliyat hangisi?
- A. O:
Burun. Kıkırdakta bir milim hata yaparsanız çıkar ortaya! Hata affetmeyen başka bir ameliyat yok. Dünyanın en zor ameliyatı!
- O.O: Daha zoru var! Kepçe kulak. Hasta o kulağı hiçbir şekilde görmek istemiyor. Yapıştırıyorsun kulağı hâlâ 'Görünüyor ama,' diyor. Ameliyat çok kolay, hastayı memnun etmek çok zor.