T.C. Telekulak Cumhuriyeti'ne karşı

Giriş Tarihi: 30.3.2014
Ankara'da Turan Güneş Bulvarı'ndaki Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nın, kapılarından beş haneli şifreyle girilen binasında olağandışı bir hareketlilik yaşanıyor. Binanın normalde pek ıssız olan uzun ve geniş koridorları, telaşla bir odadan diğerine geçen personelle dolu. Bir sorun var, hem de o güne kadar benzerine hiç rastlanmamış büyük bir sorun. Devletin kozmik bilgilerinin yer aldığı Daire'nin 'elektronik hafızası' olan Bilgi İşlem Müdürlüğü'nün sistemi esrarengiz bir şekilde çökmüş.Hem de 16 Aralık günü... Yani paralel devletin; hükümeti devirmek, hatta gerekirse devleti yıkıp ele geçirme pahasına giriştiği kamikaze saldırısının bir gün öncesinde... İvedilikle Türkiye'nin en sayılı üniversitelerinden birinden elektronik uzmanı bir profesör çağrılıyor ve olayın sebebi araştırılıyor. Kısa bir süre içinde bunun bir teknik arıza değil, bir komplo olduğu anlaşılıyor. Uzun lafın kısası paralel devlet, eski kayıtları yok etmek için aylardır hazırlandığı operasyon öncesinde sistemi çökertmiş. Yani polis şefi Hanefi Avcı başta olmak üzere yaklaşmakta olan tehlikeyi önceden görenlerin, kulak ardı edilen hayati uyarıları gerçek olmuş. Paralel devlet, devleti esir almak üzere harekata başlamadan önce Emniyet İstihbarat'ın beyninin fişini çekmiş. Ki Emniyet İstihbarat, açıklanan rakamlara göre son yedi yılda yapılmış yaklaşık 700 bin telefon dinlemenin merkez üssü konumunda. Türkiye Cumhuriyeti'ni, adeta bir 'Telekulak Cumhuriyeti'ne dönüştüren paralel devletin karıştığı son dinleme skandalı geçtiğimiz perşembe patlak verdi. Sonuncusu, bugüne kadarkilerin en vahimiydi. Zira ilk kez böylesine cüretkar biçimde ülke aleyhine casusluk faaliyeti olarak nitelendirilebilecek bir dinleme/ sızdırma operasyonuna girişiliyordu. Dinlenip sızdırılan görüşme, devletin Suriye politikası ile ilgili 'ultra-mahrem' bir görüşmeydi.

'YURTSEVER HAİN' RETORİĞİ
Dinlemenin tam olarak hangi teknik istihbarat yöntemiyle yapıldığı henüz bilinmiyor. Bu konuda teknik inceleme sürüyor. Ama bana göre olağan şüpheli, kayıp dinleme cihazları. Devletin örtülü ödeneğinden alındığı halde paralel devletin örtülü (covert) operasyonları için kullanılan cihazlardan söz ediyorum. Nitekim Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun, "Bizi dinledikleri cihazı devletin parasıyla satın aldılar" mealinde açıklaması bu ihtimali kuvvetlendiriyor. Bu cihazlar Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nca alındı. Cihazların hepsinin kaydı; resmi ya da 'gayri resmi' biçimde Emniyet İstihbarat Dairesi'nin Bilgi İşlem Müdürlüğü'nde tutulmuştu. Yani 16 Aralık'ta sistemin birdenbire çöktüğü şubede... Bu şubeyi kim yönetiyor, onu da yazalım: Mustafa Turgut. Son ortam dinlemesini kimlerin yaptığı meçhul. Ancak şayet doğrudan NSA dinlemesi değilse işin içinde yabancı istihbarat servislerinin parmağı olsa bile içeriden destekle yapıldığı aşikar. İçeride de, devleti tamamen ele geçirme pahasına bu işi yapabilecek tek güç var: Paralel devlet. Devletin zirvesi hadiseyi 'ihanet' olarak yorumladı. İhanet sözünü duyunca istihbarat hayatı boyunca KGB'ye çalışmış İngiliz istihbaratçı Kim Philby'nin şu sözü akla geliyor: "İhanet etmek için insanın bir yere ait olması gerekir. Oysa ben hiçbir yere ait değilim." Ancak bu son olayda ihanetle suçlananlar, 'bir yere ait olmadıklarını' düşünenler değil. Aksine aidiyetleri o kadar güçlü ki, ülkelerine zarar verdiklerinin ayrımında bile değiller. Öyle ya, kusursuz ihaneti, tersine hizmet ettiğini düşünenler başarır. Ya da hayatının bir döneminde 'yurtsever' olan, sonradan bir 'hain' olabilir. 18. yüzyılda yaşamış Benedict Arnold adlı Amerikalı subay, casus gibi... Anglosaksonlar, böylelerine 'patriot traitor', yani 'yurtsever vatan haini' diyorlar. Ne oksimoron ama...
ARKADAŞINA GÖNDER
T.C. Telekulak Cumhuriyeti'ne karşı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz