X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Yurt'ta savaş, cihanda sulh
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Yurt'ta savaş, cihanda sulh

  • Giriş Tarihi: 3.8.2014

Başından beri kendi devletiyle gizli ya da açık savaş, büyük dünya devletleriyle ise sulh stratejisi güden cemaatin kozmik isimlerinden Yurt Atayün, gerekirse Meclis’i bile feshetmekten söz eden bir polis şefiydi.

Neredeyse otel konforuna sahip sorgu odasında, astı konumundaki polislerin ısrarlı sorularına cevap vermeye çalışırken birdenbire gözünden yaşlar gelmeye başlıyor. Bir süre sesli biçimde ağlıyor, sorgucu astları şaşkınlık içinde susarken. Ağlamak, olağan zamanlarda 'başına gelen' bir şey değil, ama şimdi 'olağanüstü' zamanlardan geçtiğini biliyor. Hâlbuki evden alınırken muhtemelen şov amaçlı olarak "Bana ters kelepçe takın" diyen ve biraz da kendisini gözaltına alan polis memurlarının tecrübesizliğinden ötürü ters kelepçe yiyen de yine kendisiydi.

Ailesi, bir dönem büyük önder Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Cumhuriyet'in kurucularının, 'rejimin ötekisi' kimi Kürtlere yeni soyadı kanununu vesile kılarak Türk soyadını vermelerini hatırlatırcasına Yurt adını vermiştir ona. Kardeşlerinin isimleri de bu 'adlandırma konsepti'ne uygun seçilmiştir: Anadolu ve Vatan. Soyadları da kurucu iradenin konseptine uygundur: Atayün. Yeri gelmişken, kendisi gibi polis olan ağabey Anadolu Atayün'ün, kardeşinin gözaltına alınmasına Twitter'da, "O kelepçe benim koçuma şereftir" yazarak tepki gösterdiğini de anımsatalım.
Paralel devlete yönelik usulsüz dinleme, örgütsel faaliyet ve casusluk soruşturması kapsamında tutuklanan İstanbul Terörle Mücadele (TEM) eski Şube Müdürü Yurt Atayün, cemaat medyasında yazılanlara bakılırsa konuşmasından endişe edilen bir isim. Ya Atayün'ün, 'zayıf halka' olduğu için çabuk çözüleceğinden kaygı duyuluyor ya da Atayün, Ali Fuat Yılmazer de dâhil bütün polis müdürlerinin bildiklerinden daha kozmik bilgilere sahip. Bu seçeneklerden ilki akla daha yatkın. Yine yeri gelmişken Atayün'ün 'itirafçı' olmak istediği yönündeki haberlerin altının boş olmadığını da belirtelim. Metnin girişinde sözünü ettiğim ağlama hadisesi de bunu doğrular nitelikte.

Yurt Atayün'ün adı, son olarak paralel yapının her nasılsa hedef seçtiği müntehir Yarbay Ali Tatar'ın ağabeyinin iki gün önce SABAH'ta Erhan Öztürk imzasıyla yer alan manşet haberdeki demecine göre 'mezhep fişlemesi' yapıp ocak söndürme ve hayat karartma iddiasıyla gündeme geldi. 5 Aralık 2009'da tutuklanan Ali Tatar'ın, sırf Alevi kökenli olduğu için DHKP-C yapılanmasından sorumlu olduğu yönünde tutanak hazırlattı Atayün. Böylece Tatar'ı gurur intiharına götüren sürecin kilometre taşlarını döşedi. Bu ölümcül taşların hangi niyetle döşendiğinin pek önemi yok. Üstelik Atayün'ün, Tatar'ı Ergenekon davasında cezaevine göndermek için epey bir çaba gösterdiği de söyleniyor, ki bu da vicdani sorumluluğu katlayan bir önemli bir ayrıntı.

'YENİ TÜRKİYE'NİN MEŞHUR POLİSLERİ
Paralel devletin ülke yönetimine gereğinden fazla hâkim olmaya başladığı 2005 yılından itibaren -neredeyse Ramazan Akyürek kadar etkili isimlerden olan- dönemin Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanı Ahmet Pek'in desteğiyle önü açıldı 'Yurt Müdür'ün. Tıpkı Nazmi Ardıç, Yakup Saygılı ve bu köşede 2 Şubat'ta 'paralel yapının altın çocuklarından biri' olarak anılan Mutlu Ekizoğlu gibi… Önder Aytaç'ın da pek sevdiği ve desteklediği bir isimdi Yurt Atayün.
Türkiye, Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ve daha pek çok polis şefinin ismini biliyor artık. 'Eski Türkiye'de generallerin meşhur olması gibi 'yeni Türkiye'de de polis şeflerinin meşhur olması mukadderatmış meğer. Atayün de işte o meşhurlardan biri.

Seçilmiş emniyet personeline verilen TADOK kursunda fiziki takip tarassut dâhil pek çok istihbari konuda eğitim almış olan meşhurlardan hem de. TADOK, Birleşmiş Milletler fonuyla kurulan ve uyuşturucuyla mücadele stratejisi çerçevesinde hem kaçakçılık hem de elektronik surveillance (gözetim) dâhil teknik istihbarat konusunda eğitim veren bir Emniyet ünitesi. Zaten Atayün de istihbarat kökenli. Ahmet Pek'in KOM Daire Başkanlığı'na geldiği 2005 yılına kadar Ankara İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi'nde çalıştı, ardından Van'da görev yaptı. Sonra Ankara'ya KOM Dairesi'ne geldi ve oradan da İstanbul'a gönderildi.

Atayün'ün 2007-12 sürecindeki kanunsuz eylemleriyle ilgili iddialarsa muhtelif. Mesela ikinci Ergenekon davasının tartışmalı delillerinden biri olan 51 No'lu DVD'nin adli emanette kırıldıktan sonra İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nce kopyalandığı yönünde ciddi iddialar var. Atayün'ün, ayrıca Amerikalı diplomatik misyon şeflerine polisler tarafından Ergenekon brifinginin verildiği süreçte meslektaşlarına bilgi sağlayan önemli isimlerden biri olduğu biliniyor. Atayün paralel yapı soruşturması kapsamında tutuklanan diğer polisler gibi illegal dinlemeyle de suçlanıyor. Ancak telefon dinlemelerdeki sorumluluğu sözgelimi istihbaratçı polislere göre daha az.
Mülkiye müfettişlerinin raporlarına göre Ramazan Akyürek usulsüz dinleme işlemlerinde birinci derecede sorumlu isim. Raporlara göre paralel yapı usulsüz telefon dinlemeleri tamamen 'örgütsel' maksatlı olarak gerçekleştiriyordu.

MİT EMNİYET'E BAĞLANACAKTI!
Üç Boyutlu Portre'nin bu haftaki diğer konuğu Erol Demirhan'ın, daha önce bu köşede 'Kod adı: Hayatına girin' portresini yazdığım cemaatin efsanevi polis şefi Ali Fuat Yılmazer'in halefi olarak 2011'de göreve geldikten bir süre sonra onun baskılarına dayanamayıp rahatsızlık geçirdiği yönünde iddialar var. Bu rahatsızlıklar, usulsüz telefon dinleme, hedef şahısların bilgisayarlarına virüs yüklemenin sebep olduğu vicdan azabından mı türedi bilinmez ama Demirhan'ın, bu rahatsızlıklardan sonra 27 Mayıs Hastanesi'ne kaldırıldığı da Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü binasının koridorlarında fısıltı halinde yankılanan bir söylenti. Kuş düşkünü Yılmazer'in aynı hastanenin çatısına uçan güvercinini kurtarmak için personeli seferber ettiğini de yine bu köşede okumuştunuz.

Paralel yapıya yönelik operasyonun ilk dalgasında tutuklanan Erol Demirhan'ın İstihbarat Şube Müdürü iken çalışma arkadaşlarıyla yaptığı toplantılarda Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığı'nı Emniyet'e bağlanmaktan söz ettiği bilgisini de aktaralım.

'GEREKİRSE MECLİS'İ FESHEDERİZ'
Yurt Atayün'ün de İstanbul'a geldikten sonra operasyonel süreçlerde kendisini kanuni anlamda sınırlandıran bir durumla karşılaştığında "Gerekirse Meclis'i de feshederiz" dediği vaki. Bu önemli ayrıntı, cemaatin devletteki örgütlenmesinin 'paralel devlet' olduğunun göstergelerinden biri. Bu örgütlenme, nasıl ki KCK soruşturması sürecinde KCK'ya 'paralel devlet' diyerek kendini tarif ettiyse 'Ergenekon'a da 'devletin her yerine sızmış yapılanma' diyerek yine kendini tarif etmişti. Cemaatin devletteki yapılanması, aslında 28 Şubat sonrası 'yükselme dönemi'ne girdiği 1997 yılından itibaren değil, 'kuruluş dönemi' olarak nitelendirebileceğimiz 1980'li yılların başlarında bile nereye baksa kendinde olan şeyi görüyor ve karşıtını kendi üzerinden tarif ediyordu. Bazen karşıtını, kendi (cemaat veya cemaatçi) olarak yaftaladığı da oluyordu.

Bu anlamda casusluk iddiasıyla tutuklanan polis şeflerinden olan Yurt Atayün'ün de, tutuklanmasının, İran'ın ülkemizde yürüttüğü casusluk faaliyetlerinin bir uzantısı olduğunu söylemesi boşuna değil. Cemaatçilerde sıklıkla görülen bir yanılsama bu. Devlet yetkililerini, sözüm ona casusluk yaptıkları gerekçesiyle usulsüz biçimde dinle, sonra casusluk şüphesiyle tutuklan ve yine başkalarını casuslukla suçla. İnsan zihni, bazen kendisine büyük oyunlar oynar, evet. Ama yanılsamanın, giderek şizofreninin böylesi kolektif olanına dünya tarihinde az rastlanmıştır.