X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yargıçlar devleti ütopyası
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yargıçlar devleti ütopyası

  • Giriş Tarihi: 31.8.2014

Paralel devlet, hâlâ yargı eliyle kurmayı hayal ettiği baskı rejimi, yani Gülenist jüristokrasi uğruna çalışıyor. HSYK seçimleri bu yüzden Gülenistler için varlık yokluk meselesi.

Hollywood filmlerindeki zombi sahneleri klişesini fersah fersah aşan 'ölüleri mezardan kaldırıp referandumda evet oyu kullandırma' fantezisinin Pensilvanya menşeli söylemle Türkiye siyasi literatürüne girmesinin üzerinden neredeyse dört yıl geçti.

12 Eylül 2010 Referandumu'nda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yapısını da değiştiren önemli maddeler içeren anayasa değişikliği yüzde 57,88 oyla kabul edildi.

Cemaatin devletteki örgütlenmesi, yaygın deyişle paralel devlet, tıpkı 12 Eylül Referandumu öncesinde tüm Türkiye'de kapı kapı dolaşıp seçmenden oy istediği gibi bugünlerde de Bodrum'dan Van'a, Kozan'dan Sinop'a memleketin tüm il ve ilçelerinde adliyeleri dolaşıp HSYK seçimlerinde oy istiyor.

Maksat, hali hazırda paralel devletin en önemli üssü olan HSYK'daki Gülenist yapılanmayı tahkim etmek, giderek burayı bir kaleye dönüştürmek ve rejimi bu kaleden düzenlenecek yeni taarruzlarla tamamen ele geçirmek. Şayet bu gerçekleşirse ne olacak biliyor musunuz: Türkiye, Gülenist hâkimler ve savcılar eliyle yönetilen bir jüristokrasi cumhuriyetine dönüşecek. Siyasilerden, bürokratlardan ve gazetecilerden başlayarak paralel yapının hedefinde kim varsa Gülenist yargı eliyle hapse atılacak. Haziran 2007-Aralık 2013 sürecine geri dönülecek. Jüristokratik tahakkümle istihbarat teşkilatı ve ordu da tamamen dönüştürülecek ve Türkiye Cumhuriyeti bir cemaat cumhuriyeti haline gelecek.

George Orwell'ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ünden daha az ürkütücü bir distopya değil bu. Ama gerçekleşmeyecek. Çünkü tarihin akışına ters bir senaryo bu.

CEMAAT JÜRİSTOKRASİSİ

Yine de bu hafta Üç Boyutlu Portre'de seçimler öncesinde HSYK'da neler olup bittiğini anlatacağız ve Türkiye'de halen sürmekte olan jüristokratik hegemonya tehlikesine dikkat çekeceğiz.

HSYK'nın, tek bir güç merkezinin kontrolünde olmaması yargının bağımsızlığı açısından hayati önemde. Ve HSYK bağımsız değil. Pek çok kişiyi cezaevine tıkan sürecin mimarlarından olan paralel devletin savcısı Zekeriya Öz, HSYK 3. Daire tarafından korunup kollanıyor. İmdi soralım: Böyle bir dairenin üyeleri, Başkan Ahmet Hamsici'den başlayarak kendilerini tarafsız, bağımsız yargının mensupları olarak görebiliyorlar mı?
İbrahim Okur, Rasim Aytin, Teoman Gökçe, Nesibe Özer, Bülent Çiçekli gibi başkan ve üyeler, HSYK'nın paralel devletten aldığı talimatla iş gördüğü iddiaları ayyuka çıkmışken yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığını Türkiye kamuoyuna ispatlamak için neden çalışmazlar?

TELEKULAK SKANDALI ÖRTBAS EDİLDİ

Aynı 3. Daire, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, en yakın rakibine bile fark atacak yaygınlıktaki telekulak skandalını soruşturan Hâkim İrfan Fidan ve Savcı İslam Çiçek hakkında inceleme başlatılması için karar aldırdı. Gerçi telekulakın soruşturulmasını neden istesinler ki. Jakoben Fransız Devrimi'nin alaturka ve postmodern versiyonu olarak gördükleri jüristokratik devrim için telekulakçılık başta olmak üzere her yolu, yordamı mübah görüyorlar.

Bunun sayısız ispatı var elbette ama biz özel bir bilgi vererek gösterelim bu gerçeği:

Birkaç yıl önce Yargıtay'da bir üyenin odasına böcek koyan biri suçüstü yakalanıyor. Yakalanan kişi Ömer K. Sonra skandalın fazla dallanıp budaklanmadan halledilmesi için cemaate yakınlığıyla bilinen avukat Osman Karakuş ile Yargıtay'da Ceza Dairesi başkanı İ. R. C. ve Ceza Dairesi üyesi olan H. M. yargıda görev yapan bir ombudsman, Türkçesi'yle kamu denetçisinin evinde buluşuyorlar. Yargıtay'daki dâhili telekulak skandalıyla ilgili dosya Sincan'da bir ağır ceza mahkemesine gidiyor. Ve şüpheli Ömer K. beraat ediyor. Yargı bağımsızlığı mı demiştiniz.
Yargı bağımsız değil, belki de hiç olmadığı kadar bağımlı.

Mevcut seçim sistemiyle HSYK, YARSAV-Gülenistler işbirliği ile paralel devlet yapılanmasının merkez üssü olarak kalmaya devam edecek.
17 Aralık'taki yolsuzluk iddiaları nedeniyle -ki daha temiz bir yeni Türkiye için gerçekten tarafsız hâkim ve savcılar tarafından soruşturulmalıdır- beytülmal için feveran eden Gülenistler, bırakın himmet ya da daha doğrusu paralel vergi, sınavlarda yenilen binlerce öğrenci ve polislerin hakkı konularını, Zekeriya Öz'ün tatili hakkında bile tek kelime etmediler, etmiyorlar.

HSYK seçimleri yeni Türkiye'nin kuruluş süreci için çok önemli. Yeni Türkiye tam olarak nasıl olacak henüz bilmiyoruz, çünkü asıl hikâye şimdi başlıyor. Tarihte geriye gidiş yoktur. Ama ilerleme olmazsa gerileme 'ipso facto' (kendiliğinden) başlar. Yeni Türkiye ilerlemezse geriler. İlerlemenin de yargıdan başlaması gerektiği bir gerçek.

Zira yargı, devletin has bahçesidir. Bu nedenle her renkten çiçeği, Türkiye toplumunun tüm renklerini barındırmalıdır. Yargıdaki sosyal demokratlar, Aleviler, ülkücüler, Kürt siyasi hareketine sempati duyanlar, Gülenistlerin yargıyı ve sonra da Türkiye'yi kendi ideolojilerine uygun biçimde şekillendirme stratejisine karşı hep birlikte mücadele etmeliler.

Çünkü yakın tarihte -2007-2013 sürecinde- örneklerini ziyadesiyle gördüğümüz üzere Gülenistler adaleti iğfal etti. Themis Heykeli'ni vandalca parçaladı. Bugün bu ülkede hukuk can çekişiyorsa bunun baş sorumlusu Gülenistlerdir. Şimdi de güçler ayrılığı ilkesini, yargının yasama/yürütmeye açtığı savaşı meşrulaştırmaya çalışmak için kullanıyorlar. Bu kurnazca taktik maalesef işe de yarıyor.

Düşük ihtimal ama eğer jüristokrasi gelirse, yani Türkiye bir hâkimler devletine dönüşürse Mart 1999'daki Pensilvanya yolcusu Fethullah Gülen başta olmak üzere one way ticket (tek yön bilet) alarak Okyanus ötesine giden tüm zevat geri dönecek. Vize imamlarından M. G.'nin referansıyla son dönemde bilet alanlar da dâhil...