X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Aşkın, hüznün ve umudun hikayesi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Aşkın, hüznün ve umudun hikayesi

  • Giriş Tarihi: 22.3.2015
Aşkın, hüznün ve umudun hikayesi
Aşkın, hüznün ve umudun hikayesi

12 Eylül darbesinde düşünce ve inançları uğruna hapse atılanları ve onların yıllarca acı çeken ailelerini anlatan Bizim Hikâye filmi 27 Mart'ta vizyona girecek. Ama filmde sadece çekilen acılar anlatılmıyor. Hüzün, umut ve bir sevda öyküsü de konu ediliyor. Filmin başrol oyuncuları Cansel Elçin, Sera Tokdemir, Haluk Piyes ve Burcu Kıratlı hem Bizim Hikâye'yi hem de kendi hikayelerini anlattı

12 Eylül 1980 darbesi demokrasi tarihimizin en kara sayfalarından birisi. Sırf düşünceleri ve inançları uğruna hüküm giydirilen, aileleri mağdur duruma düşürülenlerin öyküsünün anlatıldığı Bizim Hikâye gelecek hafta sinemalarda görücüye çıkacak. Yönetmenliğini Yasin Uslu'nun yaptığı filmin başrollerinde Cansel Elçin (İsmail), Haluk Piyes (Ahmet), Sera Tokdemir (Nimet) ve Burcu Kıratlı (Elif) yer alıyor. Yaşları itibariyle hiçbiri 12 Eylül döneminin acılarına şahit olmasa da rollerinden çok etkilendiklerini söylüyorlar. Filmin bu dörtlüsüyle darbeyi, aşkı ve hayatı konuştuk. Anlattıklarında eminiz ki sizin de hikâyenizden bir parça var.

- İlk soru hakkını Sera'ya bırakıyorum. Buyrun sorun. (Gülüşmeler)
- Sera Tokdemir:
Sevgili Cansel, benimle çalışmayı nasıl buldun?
- Cansel Elçin: Çok keyifliydi. Birbirimizi destekleyerek ve yardım ederek tamamladık filmi. Cezaevindeki konuşma sahnesi çok zor sahneydi. Film zaten çok güzel bir aşk hikâyesi. Çok güzel bir baba-oğul ilişkisi de var. Bence Ahmet'in (Haluk Piyes) hikâyesi daha yoğun. Ama bizim açımızdan da bir aile dramı söz konusu
. - Peki Ahmet'e soralım. Filmde kendi aşkınızı mı daha çok önemsediniz yoksa babanızın dramını mı?
- Haluk Piyes:
Bence ikisi birbirine yakın. Babanın iade-i itibarı Ahmet'i bir o kadar üzüyor ama bir yandan da sevgiye açık olmaması bir insanı üzer. İnsan sevgiden oluşmuştur. Filmde anne ve babanın birbirlerini ne kadar çok sevdiği ortada ve bu sevgiyi yaşayamamak büyük bir sıkıntı.
- S.T: Herkes kendi başına bir hikâye yaşıyor. Bana göre bu filmin başlangıç yeri Ahmet ile babasının ilişkisi. Drama adına aşk, savaş, sevgi her şey var filmde. Fakat Ahmet babasının davasını savunmak için bir yola çıkıyor ve onunla büyüyor. Aşık olduğu halde aşkını yaşayamamasının nedeni babasının davasına öncelik veriyor olması. Annesi Nimet olarak bir yuva kurmasını istiyorum ama dava buna engel oluyor. Eşim düşünce suçu yüzünden cezaevine girince üç çocukla çetin bir yaşam mücadelesi veriyorum.
- Filmde hem gençliğinizi hem yaşlanmış halinizi canlandırdınız. Kendinizi Benjamin Button gibi mi hissettiniz mesela? (Gülüşmeler)
- S.T:
Evet hissettim hem de ağır hissettim. Yaşlılığıma ruhumla gitmeye çalıştım. Ne kadar gittim bunu ben de bilmiyorum. Bunun kararını seyirci verecek. Olumsuzlukta olumluyu arayan biri olduğum için o yaşlı makyajım her çıktığında "Hâlâ gencim şunu da yapabileceğim" diye sevindim. Yaşlıyken de kısmetlilerim olmadı değil tabii. (Gülüşmeler)
- Film 12 Eylül darbesinin yol açtığı tahribata odaklanıyor. Ancak hiçbiriniz yaş itibariyle o dönemin acılarına şahit olmadınız. Bu filme bakınca ne hissettiniz?
- C.E:
Ben o zaman 7 yaşında ve İzmir-Tire'deydim. Neyin döndüğünü bilmiyordum ama geceleri dışarıda makineli tüfek sesleri geliyordu. Filmde en sevdiğim cümle şuydu: "Ben sadece babam için değil bütün mağdurlar için iade-i itibar istiyorum." Bu hoşgörü ve tolerans içeren bir şey. -
S.T:
12 Eylül'den mağdur olmayan var mı ki? 81 doğumluyum, o günleri yaşamadım ama bugün 15 yaşındaki bir çocuk bile ailesi anlattığı için biliyordur bunu. Bu süregelen bir acı.
- Burcu Kıratlı: 89 doğumluyum ve 12 Eylül'ün yankılarını hiç hissetmedim elbette. Ama bu kırık dökük hikâyelerle büyüdük. Neler yaşandığını okudum, araştırdım. Benim aklıma hep acı geliyor o günleri düşününce. Böyle filmler oldukça benim jenerasyonum o dönemde acı çeken insanları daha iyi anlayacaktır. Gençlerin etkileneceklerini düşünüyorum. Hikâyede soft bir rolüm var.

H.P: 12 Eylül döneminde ben de Almanya'da gurbetteydim ve bebektim daha. Bu acının dalgaları oraya projeksiyon olarak yansıdı. Bizim mahallemizdeki birilerinin acı çekmiş babalarını, kaçıp gelen insanların dramlarını görüyordum. Bana soğuk ve gri gelirdi o dönem. İnsanların sağ ve sol ayırt etmeksizin yüzleri de öyleydi. Ancak o sağ-sol kavgası orada devam etmedi. Tam tersine geçim derdi nedeniyle kenetlendiler. Benim Ahmet karakteri de taraf olmayıp adaleti savunuyor ve köprü olmaya çalışıyor. Taraf olmak inanılmaz ırkçı bir şey. Taraf olacaksan halktan taraf olacaksın.