X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bu bestelerde Nazi subaylarının ayak sesleri var
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bu bestelerde Nazi subaylarının ayak sesleri var

  • Giriş Tarihi: 5.4.2015
Bu bestelerde Nazi subaylarının ayak sesleri var
Bu bestelerde Nazi subaylarının ayak sesleri var

Piyanist Renan Koen, 2. Dünya Savaşı'nda Naziler'in Terezin Toplama Kampı'na hapsettiği bestecilerin esaret altında yarattıkları bestelerinin peşine düştü. Koen, ulaştığı eserleri Uykudan Önce adını verdiği projede sahneleyecek

2. Dünya Savaşı'nda Yahudilerin toplama kamplarında yaşadıkları hepimizin malumu. Ancak çoğumuz bu kamplar arasında bir kültür toplama kampı olduğundan haberdar değiliz. Oysa sadece sanatçıların toplandığı Terezin adlı bir kamp var. Terezin'e alınmış, daha sonra Auschwitz'e gönderilerek öldürülmüş besteciler, burada yaşadıkları sürece eserler üretmeye devam etmiş. Pavel Haas, Viktor Ullmann, Gideon Klein ve Zikmund Schul'un kampta bestelerini uzun çalışmalar sonunda bulan piyanist Renan Koen şimdi bu eserleri dinleyicilerle buluşturacağı bir konser hazırlığında. Projede hem piyano eserleri hem de koro parçaları var. Şef Erdem Nusret Karakaş yönetimindeki Nazım Hikmet Akademi Korosu'nun da sahne alacağı gecede kamplarda yaşamış ve öldürülmüş insanların belgeleri, video röportajları ve Yahudi olmayan Hollandalı bir direnişçinin hikayesini kapsayan bir video röportaj da sahnelenecek. Konser öncesi son hazırlıkları yapan Renan Koen'le projeyi konuştuk -

Eserleri ararken neler yaşadınız?
- Notalara ulaşmak çok zordu. Öncelikle Terezin'de hangi bestecilerin kaldığını araştırdım. Kampın bir vakfı var. Onlardan bilgi edindim. Daha sonra o bestecilerin arasından piyano eserleri olanlarını belirledim. Sonra nota arayışı başladı. Önce sadece bir piyano, bir de koro eserine ulaştım. Haas, Ullmann, Schul ve Klein gibi bestecilerin, tüm yokluklara rağmen içlerindeki pozitif direnci ayakta tutarak kararlılık ve duydukları inançla müzik yapmaya devam etmeleri beni çok etkiledi ve araştırmamı genişletmek istedim. Almanya'da ve İngiltere'deki iki yayınevi bu notaları yayınlıyor. Onlarla iletişime geçtim. Ancak tabii kamptaki beste yapma şartları korkunçmuş. Çoğu zaman kağıt bulamamışlar notaları yazacak ve normal çizgili kağıda yazmışlar bestelerini. Sonrasında yapılan çalışmalarda notalar temize çekilmiş, bölümlerin sıralamaları kurgulanmış.

- Neler hissettiniz bu süreçte?
- İşin içine girmeden büyük bir heyecan duyuyordum. Benim için büyük bir keşifti. Notalar elime ulaştığında elim ayağım birbirine dolaştı. Çalmaya başlayınca çok şaşırdım. İlk başta çok yabancısı olduğum bir müzikti. Hiç duymadığım bir tarzdı. Notalar üzerinden neler yaşandığını anlayınca iş çok değişti benim için. Heyecan yerini büyük bir keşfe bıraktı. O noktada her şeyimle teslim oldum.

- Siz sadece bir piyanist değil müzikterapistsiniz de. Bu proje nasıl bir iyileşme sağlayacak sizce?
- Viktor Ullmann'ın piyano sonatı bu konuda çok şey anlatıyor. Çocuklarına yazmış bu eseri. Terezin'de tüm aileler hep birlikte yaşıyormuş. Eserde çocukların matraklıklarını görebiliyorsunuz. Nazi subaylarına atfettiği bir simge var. O kadar sert bir es verdiriyor ki bu simge neredeyse askerlerin adımlarını, ayak seslerini duyabiliyorsunuz. O ses en duygusal yerde tak diye bölüyor anı. Eserlerde çok farklı duygular yan yana. İsyan, kabulleniş, kapalı kalma... "Bir gün sesimizi mutlaka çıkaracağız" diyen bir manifestoyla bitiyor. Belki de ben bu projeyle onların sesini duyurmalarına da yardımcı olurum.

- Projenin adını nasıl koydunuz?
- Viktor Ullmann bir sonatı Terezin'den Auschwitz'e götürülmüş ve orada öldürülmüş bir kadına ithaf etmiş. Orada bir ağıt bölümü var. Avustralyalı şair Karl Kraus'un Uykudan Önce adlı şiiri geçiyor. Bu şiir ölümü bekleyen birini anlatıyor.

- Piyanoyu nasıl bulmuşlar?
- Piyano yok elbette kampta. Fakat Gideon Klein ve arkadaşları bir gece gizlice kamptan kaçıyorlar. Hemen kampın yanındaki bir barda eski bir piyano buluyorlar. Üstelik piyanonun bir ayağı kırık. Onu sırtlayıp kampa getiriyorlar. Bir tavan arasında saklıyorlar. Tamir ediyorlar. Tüm bestelerini bu piyanoda yapıyorlar.

- Bu bestecilerin akıbeti ne olmuş peki?
- Çok hazin. Biri Terazin'de, diğer üçü de Auschwitz'te ölmüş.

Müzikle tarih yazmışlar


"Terezin'de yazılan eserler sadece birer beste olarak düşünülemez. Yaşananları başka hiçbir şekilde anlatamayacak insanlar olan biteni notalarla o kadar güzel belgelemişler ki... Bütün hikayeyi müziği çalarak ve dinleyerek anlayabiliyorsunuz. Müziğe tutunmuşlar. Notalarla tarihi anlatmışlar. Çocuklara umut vermeye, gelecek nesillere de direnme gücü aşılamaya çalışmışlar."