X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Beni kurtarın
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Beni kurtarın

  • Giriş Tarihi: 2.8.2015
Beni kurtarın
Beni kurtarın

Altı yıl boyunca eşinden dayak yedi, kulağı koparıldı, bacakları kırıldı ve yüzüne kezzap atıldı. 24 yaşındaki Zehra Elber, iki aydır bir hastane odasında yaşıyor. Kapanmayan göz kapakları nedeniyle uyuyamıyordu, bir ameliyat daha oldu. Geleceği ile ilgili umutsuz olan iki çocuklu genç kadın "Beni bu adamdan kurtarın. Hapisten çıktığında beni yine bulur, öldürür" diyor

'BENİ BU ADAMDAN KURTARIN!' KURTARIN!'

Ankara'da bir hastane bahçesindeyiz... Biraz sonra yüz yüze görüşeceğim kadın şiddetin en şiddetlisini yaşamış biri. Ama bu şiddetin boyutlarını onunla bir saat geçirmeden kavramam mümkün değildi. O bir saatin sonunda insanoğlunun ne denli acımasız ve vahşi olabileceğini gözlerimle gördüm. Bir bankta beni bekleyen 24 yaşındaki kadının kafası ve gözleri bandajlı, kolları yanık içindeydi. 56 gündür hastanede yoğun bakımda tedavi gören bu kadının iki çocuğunun babası yüzüne kezzap atarken, onun hayatını karartmayı kafasına koymuştu. O kadının ismi Zehra Elber... Bugüne kadar Türkiye'nin gördüğü en vahşi biçimde altı yıl boyunca işkence gören biri o... Anne ve babası boşanan Zehra, annesi ve üvey babasıyla yaşadığı yıllarda tanıştı Gökhan Elber'le... Zehra Elber'in annesi Ümmügülsüm, kızının işi gücü olmayan, agresif yapısıyla bilinen Gökhan Elber'le ilişkisini onaylamadı. Ama Zehra âşıktı ve annesini dinlemedi. Niğde'de yaşayan babasının onayıyla 17 yaşında kaçarak evlendi Gökhan'la... İlk zamanlar tek bir tokatla başlayan şiddet, giderek artıyordu... İlk çocuğu Hasan'a hamileyken, ikinci çocuğu Kartal dünyaya geldikten sonra aralıklarla şiddet gördü genç kadın... Tam altı yıl sürdü dayak, hakaret ve tehdit... Üstelik kocası başkalarıyla iletişim kurmaması için cep telefonu dahi vermiyordu Zehra'ya... Son bir yıl artık işin dozu iyiden iyiye işkenceye dönüşmüştü... Dayak artık rutin haline gelmişti. Zehra'nın üzerinde sigara söndürüldü. Hayatından endişe eden genç kadın satırla tehdit edildiğinde balkondan atladı, iki ayağını kırdı. Sonunda kocası tarafından ısırılarak kulağı koparılınca bu işkenceye 'Dur' demek istedi. Yıllar boyunca yaşadıklarını ailesinden gizleyen Zehra, birgün cebinde tek kuruş olmadan, çocuklarını da arkasında bırakarak kaçtı... Konya'daki ailesinin yanına sığındı... Anne Ümmügülsüm ve üvey baba Niyazi yaşananları öğrendiklerinde şok geçirdi. Onu hemen karakola götürdüler ve koruma kararı çıkarıldı... Zehra çocuklarına kavuştu... Ama sadece 22 gün huzurlu yaşayabildi... Boşanma davası açıldı. Ama gözü dönmüş canavar koca, Zehra'yı baba ocağında da buldu. Önce çocukları kaçırdı. Ve genç kadına bir komplo kurdu. 'Çocuklarını internetten görmek istiyorsan, bir kafeye git, ben de internette olacağım, gör' dedi. Evden kız kardeşiyle çıkan kadını internet kafeye giderken yolda karşılarına çıktı ve iki kardeşin de üzerine kezzap attı. Zehra'nın tek gözü kör oldu. Yüzü ve kafası yandı. Kollarında derin yanıklar oluştu. Tam 56 gün yoğun bakımda kaldı. Şimdi Ankara'da bir hastanede tedavisi sürüyor. Zehra göz kapağındaki hasar yüzünden günlerdir uyuyamıyordu, çünkü gözleri kapanmıyordu. Ve bacağından alınan bir parçayla göz kapağı yapıldı. Gökhan Elber tutuklu olarak yargılanıyor. Antidepresanlarla yaşayan Zehra'nın kabusları ise bitmiş değil. "Hapisten çıktığında beni öldürecek" diyor. Sesinin duyulmasını istiyor. Ve ben bu yürek yakan hikayenin kapısını usulca aralamaya çalışıyorum.

- Nasıl tanıştınız eşinizle?
- 17 yaşımdaydım onunla tanıştığımda. Damacana su satan bir yerde çalışıyordum. Âşık oldum ve çıkmaya başladık. O zamanlar çok iyi biriydi. Bana kötü davranmıyordu. Evlenmeye karar verdik. Annem istemedi. Çünkü etrafta çok iyi bilinen, normal biri değildi, kalacak yeri falan yoktu. Agresifliği vardı. Ben de bu hallerinin farkındaydım ama âşık oldum, bunları düşünmedim.

- O zamanlar şiddet uyguladığı oluyor muydu?
- Bir kere tokat atmıştı. Annemin gözünün önünde oldu bu. O zamanlar bu bana tokat attı, yarın öbür gün başka şeyler yapar diye düşünmedim. Çünkü o tokadın pişmanlığını yaşamıştı. Çok yalvardı. Annemin itirazlarına rağmen evlenmek istedim ve kaçtım onunla. Ankara'ya gittik ve gecekondu gibi bir evde yaşadık birlikte. Garson olarak çalışmaya başladı. Bir ay kadar orada yaşadık. Sonra güzel bir ev tuttuk. Güzel eşyalar aldık. Peşinat verdik, takside girdik. Babam da yardımcı oldu. O zamanlar beni rahatsız eden davranışı yoktu.

- Polis olan öz babanız desteklemiş miydi evliliği?
- Evet ondan istedi beni zaten.

- O araştırma gereği duymadı mı damadını?
- Nasıl araştırsın ki, Niğde'de yaşıyordu. Bana "İstiyor musun?" diye sordu. İsteyince verdi. Ailesiyle konuştu... Daha ne yapabilirdi ki?

- Hamile kaldığınızda şiddet uyguluyor muydu?
- Evet hamileliğim zamanında ufak ufak şiddet olayları başladı. İlk bana neden şiddet uyguladığını hatırlamıyorum ki. Ne suçum olabilir ki? Bilmiyorum. Bir keresinde ondan izin almadan pazara gittim, işten gelip beni dövdü...

- Ailenize durumu hiç anlattınız mı?
- Anlatmadım. İlk başlarda ailemle konuştuğumda bunları anlatmazdım. Dayak mevzularını kimseye anlatmıyordum. Dövüyor sonra gelip özür diliyordu. Gönlümü almaya çalışıyordu, ben de inanıyordum. Hamileliğim sırasında ara ara dayak yedim.

- Neden size şiddet uygulanmasına rağmen ilişkinize devam ettiniz?
- İlk zamanlar da dövdüğünde rahatsız oluyordum ama biteceğini düşünüyordum. Eşimi tanıdığımdan beri uyuşturucu madde, alkol kullanıyordu. Aile kurarsak biter mutlaka diye düşündüm. İlk oğlum doğduktan sonra şiddet göstermeye biraz ara verdi.

- Bir süreden kastınız ne?
- Üç-dört ayda bir dövüyordu. Son bir yıla kadar durum böyleydi. Kafasına göre işe girip çıkıyordu. Annesi destek oluyordu işi olmadığı zaman...

- Etrafınızdan kimse vücudunuzdaki morlukları sormuyor muydu?
- "Çarptım, bir yere vurdum" diyordum. Zaten çok fazla sosyal hayatım yoktu. Bir yere gidilecekse birlikte gidiliyordu. Benim cep telefonum yoktu. Çocukları parka götürürken bile zar zor izin isteyerek gidebiliyordum. Bunların normal olmadığını biliyordum ama çok kıskanç biriydi, o yüzdendir diye düşünüyordum.

- Sizce neden şiddet uyguluyordu?
- Parasızlık, kıskançlık... Her şeyi bahane olarak görebiliyordu.

- İkinci çocuğunuzu doğurduğunuzda bir şey değişti mi?
- Hiçbir şey değişmedi... Zaten çocukların önünde oluyordu tüm bu şiddet olayları. "Ben niye bunu çekiyorum?" diye düşündüm ama yapacak bir şeyim yoktu.

- Ailenizi aramamışsınız, peki karakola gitmediniz mi?
- Gittim. Hatta bir kez sığınma evinde kaldım. Beni dövmüştü, yüzüme tükürmüştü. Ben de karakola gittim, çocuklarımı evden aldılar, bizi sığınma evine koydular. Altı gün orada kaldım. Aradı her gün, yalvardı, ilk kez ağladığına şahit oldum, "Seni asla bir daha üzmeyeceğim, bir kez daha böyle bir şey yaşanmayacak. Çocuklarımız annesiz, babasız kalmasın" dedi. İnandım! Sonra döndüm eve, bu kez evden kaçarım korkusuyla şiddet daha da arttı. Boğazıma sarılıyordu, kapıyı kilitliyordu. Kaçarım diye çok korkuyordu. Bir keresinde kavga ettik, mutfağa getirdi beni, dolabın içindeki satırı aldı. Mutfak camından aşağı atladım. Çocuklar salondaydı o sırada. Beni eve getirdi, yattık uyuduk, ertesi gün ayaklarımın kırık olduğunu anladı. Hastaneye gittik, yalan söyledim orada da, "Çocuklar anahtarı camdan attı, atladım" dedim.

- Tüm bunlara nasıl katlandınız?
- Artık bir noktadan sonra korkmaya başladım. Çünkü ben ondan ayrıldığımda bana bir şey yapacaktı. Bakın yaptı da işte, yüzüme kezzap attı. Kendi de açık açık söylüyordu, "Benden ayrılırsan, seni öldürürüm" diyordu. Son bir yıl işsiz kaldı, evden dışarı çıkmıyordu, parası yoktu, şiddetin dozunu arttırdı. Bir keresinde oturdu, kurdu kurdu, sarhoş kafayla kulağımı ısırdı. O kadar çok ısırdı ki, ucundan koptu, "Aaaa koptu bu" deyip şaşırdı. Buzdolabına falan koydu kopan parçayı, sonra çıkardı. Elimizde kulak hastaneye gittik. Hastanede yalvardı, "Bu son olsun. Ailemizi kurtaralım" dedi. Polislere yalan ifade verdik.

- Kopan kulağa dair nasıl bir yalan ifade verdiniz?
- "Kavga çıktı, karıma laf attılar, tartışırken adam gelip karımın kulağını kopardı" dedi.

- Polisler inandı mı?
- Evet. Sorgulamadılar ki. Yalandan bir şey yazıp çizdiler. İzmir'de oldu bu. O zamana kadar vücudumda sigara söndürdü, kalem batırıyordu.

- Sonra ne oldu da kaçmayı başarabildiniz?
- Kulağımı koparması son noktaydı. "Bana bir kez daha bir şey yaparsa kaçacağım" diye karar verdim. Bir süre sonra bir tokat attı. "Bakkala gidiyorum" diye, çocukları da bırakıp kaçtım. Cebimde beş kuruş para yoktu. Abimi aradım, onunla konuşurken bir kadın duydu, acıdı dört lira verdi. O parayla otogara gittim, dokuz saat bekledim, abim beni oradan aldırdı. Konya'ya annemlerin yanına getirdi. Boşanma davası açtığımızda da Konya'ya geldi, beni buldu ve yüzüme kezzap attı. Beni bu hale getirdi.

- O an ne hissetiniz?
- O sırada "Yaptıklarının cezası bu" gibi bir şeyler söyledi kezzabı fırlatıp. Acaba ben ne yaptım? Benim gençliğimi, hayallerimi, her şeyimi elimden aldı. Yüzüme bakamıyorum şu an. Artık hayat benim için bitti. Mahvetti beni.

- Çocuklarınız nerede şu an?
- Babaanneleri bakıyor.

- Kayınvalideniz ne diyor bu duruma?
- "Keşke böyle olmasaydı" diyor.

- Şimdi ne hayal ediyorsunuz?
- Hastaneden çıkıp çocuklarıma sahip çıkmam gerekiyor. Yeni bir kimliğim ve yüzüm olsun istiyorum. Bu adam beni bir daha hiçbir şekilde bulamasın istiyorum. Eğer beni bulursa öldürecek. Ölümümün haberini yapmak zorunda kalırsınız!