Halep'teki can pazarı, yetim çocukların gözyaşları, kadim kentin yıkılan sokakları, sahipsiz kalan evleri, kuşları, şarkıları... Halep'te yaşanan trajediye bütün dünya seyirci kaldı. Masum insanların üstlerine bombalar yağarken herkes sustu. Tüm dünya sağır ve dilsiz kesilmişken Türkiye bir kez daha tüm dünyaya insanlık dersi verdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın girişimiyle başlayan diplomasi trafiğinin ardından silahlar sustu. 6 kilometrelik alanda sıkışan 80 bin sivil, güvenli bölgelere taşındı. Halep'teki mazlumlara kucak açan Türkiye, çaresiz yaralılara, vurulan çocuklara sahip çıktı. Hatay'daki hastanelere 35 yaralı getirildi. Başlatılan kampanyalarla tahliyelerin yapıldığı İdlib'e binlerce TIR'lık yardım gönderildi.
AFAD'ın koordinasyonunda Suriye'deki güvenli bölgelere barınma merkezleri ve sahra hastaneleri yapmak için çalışmalara başlandı. Yaşanan tüm bu süreçte Suriye'den ayrılmayan, Halep'ten tahliye edilen sivilleri ve yaralıları karşılayan tek bir isim vardı; Türk Kızılayı Genel Başkanı Kerem Kınık.
Ateşkes sürecini başından sonuna takip eden Kınık, Halep'teki on binlerce sivilin kurtarılması için kurulan 'insanlık koridoru'nu, Suriye'deki mazlumlar için yapılan çalışmaları, dünya devletlerinin kirli oyunlarını ve daha çok birçok konuyu Pazar SABAH'a anlattı. Kınık'a göre Haleplilerin en büyük ihtiyacı insanlık...
- Halep'te son durum nedir?
- Belki de bu sorunuzu siz gazetecilerin kullandığı bir kalıpla cevaplamam daha iyi olacak. Sizinle bu röportajı yaptığımız gün itibariyle Halep'teki durumu anlatmam gerekirse şöyle özetleyebilirim: bir kentin bir bölgesine sıkıştırılmış on binlerce insan, onlara saldırmaya hazır binlerce silahlı 'insan', o binlerce silahlı 'insanı' engellemeye çalışan bir Türkiye ve olup biteni seyreden bir dünya... Suriye bugün onlarca ülkenin silahlı güçlerinin, ajanlarının, karanlık hesaplarının cirit attığı bir toprak parçası...
Suriye yıllardır bildik anlamda bir ülke olmaktan çok uzak. Bu toprak parçasında bu kadar karanlık hesap varken yeni bir adım atmak da kolay olmuyor.
Türkiye'nin çabaları ve Rusya'nın kabulüyle hayata geçirilmeye çalışılan ateşkes ve ardından planlanan tahliyeler maalesef akamete uğradı. Zira, dediğim gibi çok fazla hesap ve çok fazla kirli oyun var. Ardından Türkiye çabalarını sürdürdü ve hiç değilse hastaların tahliyesi sağlandı. Diğer savaş mağduru mazlumlar için çabalar sürüyor. Devam eden görüşmelerin ardından tahliyeler başladı ve halen devam ediyor...
- Türk Kızılayı'nın Halep'ten tahliye edilen siviller ile yaptığı çalışmalar nelerdir?
- Türkiye şu an dünyanın en fazla mülteci barındıran ülkesi konumunda. Ülkemizde sadece Suriyeli misafirlerimizin sayısı 3 milyona yakın. Diğer ülkelerden gelen mültecileri de hesaba kattığımızda bu sayı artıyor. Dolayısıyla Türkiye ve Kızılay olarak böylesi bir durumdaki görevlerimizi ve neler yapmamız gerektiğini biliyoruz. Halep'teki ilk görevimiz o masum insanların güvenli bir şekilde Halep'ten çıkartılması. Yaralıların, hastaların tedavi edilmesi, açların doyurulması... Halep'ten tahliye edilecek savaş mağdurları için İdlib'te kampların kurulması sözkonusu.
Türkiye'nin ve Kızılay'ın İdlib ve çevresinde kimini oluşturduğu kimini desteklediği küçük kampları var hali hazırda. Bunların kapasiteleri takviye edilecek, ihtiyaç olması halinde yeni kamplar kurulacak. Yaralılar, hastalar eğer orada tedavileri mümkün olmaz ise Türkiye'de tedavi edilecek. Türkiye'nin planlaması; bu yeni mülteci akınını sınırın Suriye tarafında, tercihen İdlib'te karşılamak ve ihtiyaçlarını orada gidermek üzerine şekilleniyor.
- Halep'ten tahliye edilecek sivillerin sayısı hakkında bir bilgi var mı? Gelen siviller hangi bölgelere yerleştirilecek? Türkiye tarafında ve Suriye tarafında bir çadır kamp hazırlıkları var mı?
- Halep'ten ilk etapta 50 ile 80 bin arasında sivilin tahliye edilmesini bekliyoruz. Bu kişiler Suriye vatandaşları, dolayısıyla bazılarının Halep dışında akrabaları bulunuyor. Bir kısmının akrabalarının, tanıdıklarının evlerine yerleşmesi beklenebilir. Bizim hazırlıklarımız tüm bu mağdurların, mazlumların Türkiye'nin şefkatine sığınacağı üzerinedir. Yani biz hazırlıklarımızı 80 bin kişi üzerinden yapıyoruz.
Bu kardeşlerimizi kendi topraklarında, evlerine de çok uzak olmayan İdlib ve çevresinde konaklatmayı planlıyoruz. Türkiye tarafında hali hazırda 20'den fazla kampımız var. Yeni kamplar kuracak kapasitemiz de mevcut. Ancak aslolan onları kendi topraklarında tutmak, bunun için çalışıyoruz. Bunun oradaki nüfusun değişmemesi açısından da büyük önemi var.
Türk Kızılayı Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık Halep'ten tahliye edilen sivilleri ve yaralıları karşılıyor. Her an sahada olan Kınık, yaralılarla da birebir ilgileniyor.
YARDIM ÇIĞLIĞINI TÜRKİYE DUYDU
- Zor şartlar altında yaşam mücadelesi veren Haleplilerin ihtiyaçları nelerdir? Bu anlamda Kızılay'ın yaptığı yardım kampanyaları hakkında bilgi verir misiniz?
- Haleplilerin öncelikle insanlığın ölmediğini görmeye ihtiyacı var. Aslında onlar insanlığın ölmese de can çekiştiğini son 15 gündür yaşadıklarıyla gördüler. Seslerini Türkiye dışında neredeyse duyan olmadı. Yaşlılar seslendi, çocuklar seslendi, hastalar seslendi ama dünya onların sesine karşılık ses vermedi.
Özellikle de Müslüman ülkelere karşı inançları, güvenleri havadan üzerlerine düşen her bombadan sonra biraz daha azaldı.
Barınmaya, beslenmeye, sağlık hizmetine ihtiyaçları var. Bir insanın en temel insani ihtiyaçlarının karşılanmasına gereksinim duyuyorlar. Güvenlik en önemlisi. Hayatta kalacaklarına inanmaya ihtiyaçları var. Başlarını sokacak bir çadıra, üzerlerine alacakları bir battaniyeye, yiyecekleri bir ekmeğe ihtiyaçları var. Biz Kızılay olarak tüm bu ihtiyaçları karşılamaya çalışıyoruz.
Kızılay'ın tek gücü bildiğiniz gibi aldığı bağışlar. Suriye için yaklaşık altı yıldır sürdürdüğü çalışmaların kaynağı da hayırsever milletimiz. Şu anda da Halep için bir kampanyamız var. Hem ayni ham nakdi bağış istedik hayırseverlerimizden. Una, yağa, makarnaya, battaniyeye, kıyafete, ısıtıcıya ihtiyaç var. Nakdi bağışa ihtiyacımız var zira bazı malları sınıra yakın bölgelerden almak zorundayız. Nakliye ücretlerinden kurtulmamız gerekiyor. Bunun için de tüm milletimizi bankalardaki Kızılay hesaplarına bağış yapmaya, internet sitemiz üzerinden katkılarını göstermeye ya da 2868 SMS hattına "halep" yazarak bir SMS atmaya çağırıyorum.
- Halep'ten tahliye edilecek sivillerin ilk etapta İdlib'e ve güvenli bölgelere nakledilmesi düşünülüyor. Çatışmaların İblib ve diğer bölgelere sıçraması durumunda ne olacak? Türk Kızılayı'nın bir B planı var mıdır?
- Türkiye bu coğrafyanın güvenli limanıdır. Tüm mazlumların başlarına bir şey geldiğinde yönlerini döndükleri yer Türkiye'dir. Dolayısıyla B planı bu kardeşlerimizi Türkiye sınırlarının içine almaktır. Türkiye sınırları içine alındıktan sonra Allah dışında kimse bu kardeşlerimizi bir şey yapamaz. Bu kardeşlerimizin canı bizim emanetimizdir.
Sınır hattımızda AFAD ve Kızılay olarak onlarca kampımız var. Misafir ettiğimiz milyonlarca kişiyi düşündüğümüzde Halep'ten gelecek olanlar, evlerimizde bile misafir edebileceğimiz sayıda neredeyse. Eğer kamplarımızda bir sıkıntı olursa inanıyorum ki milletimiz bu kardeşlerimizi evlerinde bile ağırlayabilir. Ancak biz A planına, yani onları doğdukları topraklardan ayırmama planına odaklanmış durumdayız.
Türkiye'nin Suriyeli mülteciler için harcadığı 30 milyar doların karşısında AB'nin vaat ettiği ancak henüz onda biri gerçeğe dönüşen 3 milyar euro'su var. Buna karşılık olarak dünyanın o topraklara attığı yüz milyarlarca dolarlık bomba... Tarih bunları yazacak
KİMSEYİ AÇ, AÇIKTA BIRAKMIYORUZ
- Suriye'de patlak veren iç savaştan sonra Türk Kızılayı tarafından Türkiye'de ve Suriye'de yürütülen çalışmalar neler?
- Bu o kadar geniş bir konu ki günlerce anlatabilirim. Suriye'deki çatışmaların hemen ardından başlayan iç göç ve ülkemize yönelik yaşanan dış göçte mağdur olan tüm kardeşlerimize ilk günden itibaren insani yardım elimizi uzattık. Sadece Kızılay olarak değil Türkiye'nin tüm insani yardım örgütleri olarak ulaştırdık. Önce kamplarımızda misafir ettik. 250 bine yakın kardeşimiz kamplarda kalıyor ve her türlü ihtiyaçları Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından karşılanıyor. Kamp dışında yaşayan Suriyeli misafirlerimize Türk Kızılayı 700'e yakın şubesi vasıtasıyla 7 gün 24 saat yardım ulaştırıyor. Hiç kimseyi aç ve açıkta bırakmıyoruz Kızılay olarak. Kapımızı çalan tüm misafirlerimizin o anki ihtiyacı neyse karşılıyoruz.
Şimdi çalışmalarımızı açtığımız ve devamında daha da açacağımız toplum merkezlerine odaklıyoruz. Buralarda savaştan en çok etkilenen çocuklara ve kadınlara yönelik çalışmalar yapıyoruz. Savaş travmasını üzerlerinden atmalarına destek oluyoruz. Kadınlara meslek edindiriyoruz. Çocuklara dil ve bilgisayar gibi kurslar veriyoruz. Bir de Suriye içindeki göçe yönelik yaptığımız çalışmalar var. Uluslararası hukukun bize tanıdığı haklarla Suriye içine her gün neredeyse 20 TIR'lık yardım gönderiyoruz. Sınırın sıfır noktasından ve 12 lokasyondan yaptığımız yardımlarla içerideki insanların acılarına de derman olmaya çalışıyoruz. Yaptığımız yardımların boyutu milyarlarca lirayı çoktan geçti. Türkiye'nin toplam yardımı 30 milyar doları buldu.
TÜM DÜNYA KAFASINI KUMA GÖMDÜ
- Suriye'deki yardım çığlığına dünya neden sessiz kaldı?
- Aslında tüm dünyanın cevabını bildiği bir soru bu. Eğer Türkiye'nin gösterdiği, Kızılay'ın gösterdiği hassasiyetin onda biri dünya tarafından gösterilmiş olsaydı şimdi bu acılardan hiç söz etmiyorduk. Suriye krizinin başından beri tüm dünya kafasını kuma soktu. Ne zaman mülteci krizi kapısını çaldı, o zaman biraz hareketlendi, ancak onu da o kadar gayriinsani yaptı ki, buna da tüm dünya şahit oldu. Kimisi yanından geçen, kucağında çocuğu olan mülteciye çelme takmaya çalıştı, kimisi masum bir mülteciyi hakim karşısına ayaklarına pranga vurarak çıkardı. Bu utancı da tarih yazacak... Kıyaslamayı belli ki insanlık ve insana insan gibi davranmak üzerinden yapamayacağız. Rakamlar üzerinden yapmamız gerekirse Türkiye'nin Suriyeli mülteciler için harcadığı 30 milyar doların karşısında AB'nin vaat ettiği ancak henüz onda biri gerçeğe dönüşen 3 milyar euro'su var. Buna karşılık olarak dünyanın çeşitli devletlerinin Suriye stratejisi çerçevesinde o topraklara attığı yüz milyarlarca dolarlık bomba... Dedim ya, tarih bunları yazacak... Gelecek nesillerin bazıları dedelerinin yaptıklarıyla övünecek, bazıları ise utancı yaşayacak.