YAZARA MAİL GÖNDER Hay bin kunduz!

YAZARLAR

İstanbul Barosu'nda başkanlık seçimi yapıldı, "ulusalcı" bir avukat kazandı. Bazı arkadaşlar "zararı yok, Fethullahçı olacağına ulusalcı olsun" fikrindeler tabii...
(Bu arada Hocaefendi'nin yeni çıkacak gazetesinde "Fenerbahçe'nin alamadığı kupa Pennsylvania'nın bir tarafına girsin" demiş bir arkadaşın köşe yazarı olarak görev yapacak olması da kaderin hoş bir cilvesidir. Türk basınında yeni eğlencelere muntazırız efendim.)
Yeni baro başkanı Zagor, Tex ve Mister No severmiş. Geniş bir koleksiyonu varmış hatta "çantasında Zagor olmadan dışarı çıkmazmış"...
O kadar ki, geçen yıl İstanbul Barosu Yönetim Kurulu doğumgünü hediyesi olarak kendisine bir Zagor tablosu göndermiş. Şu farkla ki, tabloda Zagor'un kellesinin yerinde sayın başkanın kellesi var... Üstünde de "iyi ki doğdun Zagor Tenay" yazıyor. Zagor Tenay, bilmeyenlere duyuralım, "baltalı ilah" deyiminin tam karşılığı, kızılderililerin Algonquin kabilesinin dilinde.
İşte halkçı avukat dediğin böyle olmalı!
Bendenize, Burhan Altıntop'un duvarında asılı duran Mona Lisa tablosunu hatırlattı, orada da Mona'nın yerinde Burhan'ın kafası vardı.
Lakin her Marx'ın bir Engels'i olduğu gibi her Zagor'un da bir Çiko'su vardır. "Zagor İstanbul'da" adlı bu yeni macerada Çiko'yu kim oynuyor, onu anlayamadık. (Hemen Kılıçdaroğlu demeyin, münafıklar sizi...)
Kütüphanesinin resmini gördük, Zagor ciltlerinin yanında kaymakam makamı gibi Atatürk resimleri, Türk bayrağı ve de elbette kutsal kitap Nutuk. Yok, bir de "The Godfather Family Album" var. Peki, İnce Memed romanı nerede?
Aydın Doğan'ın basını bu kişiyi çarşaf çarşaf tanıttı, reklamını yaptı. Hayırlı olsun, belki vergi kaçağı davalarında işlerine yarar.
Sayın başkanın müzik tercihleri de Ferdi Özbeğen ve Ümit Besen'den yanaymış. İşte halkçı avukat!
Lakin, hemen her sosyaldemokrat ya da CHP amigosu gibi, sayın başkan bazı kavramları fena halde birbirine karıştırıyor... "Atatürk ilke ve devrimlerini, demokratik, laik, sosyal hukuk devletini aynı kararlılıkla korumaya ve kollamaya devam edeceğini" söylüyor... Bürokrasiye düşen bu görevi "tarafsız" avukatların üstlendiğini bilmiyorduk.
Böyle söyleyince, daha doğrusu her sosyaldemokratın ağzından düşmeyen bu formülü papağan gibi tekrarlayınca, sanki "Atatürk'ün kurduğu devlet sosyal bir devletmiş" gibi bir anlam çıkıyor.
Değildir. Atatürk döneminde de, İnönü döneminde de Türkiye Cumhuriyeti demokratik ve sosyal bir hukuk devleti değildi. Çalışanın hiçbir hakkı korunmamıştı, sendika kurmak, grev yapmak yasaktı. Ayrıca, her türlü muhalefet de 1925'ten 1945'e kadar yirmi yıl süreyle yasaktı.
Bu kavramlar ülkemize 1961 yılında, "Kemalist mi sosyalist mi olduklarını tam bilemeyen aydınlar" tarafından hediye edilmiştir.
Kemalist mi sosyaldemokrat mı olduğunu tam bilemeyen baro başkanı gibi yani.
Başkan aynı zamanda "1930'lar Türkiyesi'nin ekonomik mucizesine ve çağdaşlaşma atılımlarına geri dönmek" istiyormuş! Herhalde yeni yeni şeker fabrikaları kuracak, herkese soyadı dağıtacak, kadınlara da seçme ve seçilme hakkı verecek!
Eh, bu durumda "hay bin kunduz" demekten başka çare kalmıyor.
Yok yahu, o Çelik Bilek'teydi galiba... Elbette başkan daha iyi bilecektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.