YAZARA MAİL GÖNDER Gel gel aman gelişine

YAZARLAR

İbrahim Bey Bingöl'den Van'a atanmış. İbrahim Bey vali... Van'da hava eksi 2 dereceymiş. Eksi 2 derecede, memurlar İbrahim Bey'i karşılamak için uzun bir kuyruk oluşturmuşlar. Yazık değil miymiş bu yavrulara?
Ben sayfa editörü olsam da önüme getirseler haber diye koymam sayfaya. "Azgın damat kaynanasının kalçasını ısırdı" haberi daha eğlencelidir.
Postalcı basın iktidara nereden nasıl uyuzluk edeceğini şaşırmış, bir yandan "CHP kapatılacak" balonunu utanmadan üfürmeyi sürdürürken bir yandan "dolar yükseldi, batıyoruz" şeklinde panik yaratmayı deniyor, bir yandan da bu tür saçmalıklarla "destek atışı" yapıyor. Küçük de olsa kılçık kılçıktır. Bu tür minik pislikler okuyucunun zihninde yavaş yavaş birikince "vay insafsız iktidar" algısını oluştururlar...
Haklarını da teslim edelim: Hava sıfırın altında 2 de olsa, sıfırın üstünde 20 de olsa, bu tür "karşılama törenleri" abestir.
Her türlü karşılama töreni abestir, ister cumhurbaşkanına, ister tapu müdürüne.
Örneğin, bir yerden bir yere gelen vali, memurlarıyla hükümet konağında "nasıl olsa" tanışacaktır. Bir an önce onları tanımak için yanıp tutuşuyorsa, ya makamına çağırır ya da bir toplantı düzenler.
Bu memur karşılaması ve uğurlaması, eski ve köhne Türkiye'den mirastır. Eskiden buna "istikbal etmek" denirdi.
Alt tabaka bürokrasinin üst tabaka bürokrasiye yağlama yıkama operasyonudur.
Yani küçük memur büyük memura yaltaklanıyor. Ya da büyük memur küçük memurları mum gibi önüne dizerek egosunu tatmin ediyor.
Bir de davul zurna... Bir de kurban kesme... Bir de kılıç kalkan...
Bir de çoluk çocuğu dizerler yollara, ellerinde minik bayraklar... İlkokul öğrencisi çok yakından tanır ve sever çünkü ziyarete gelmiş Tanzanya başbakanını... Dış politikayı ilgiyle izlemektedir!
Uğurlama ve karşılamanın, ulaşımın ve iletişimin güç olduğu, ülkenin bir köşesinin öbür köşesinden kopuk olduğu dönemde belki bir anlamı vardı. Çünkü bir devlet büyüğünün "bir yerden bir yere gitmesi gelmesi" olaydı. Kara trenle üç gün gidilir, sonra yola katır sırtında devam edilirdi. Eh, bürokrat da ülkede kraldı neticede... Bir "tacir parçası" gelse ne olacaktı gitse ne olacaktı?
Bu şartlar altında elbette Atatürk'ün de Ankara'dan ayrılıp biryerlere gitmesi büyük olaydı.
Bu o kadar böyleydi ki, Atatürk'ün birtakım kasabaları ziyareti bugün bile oralarda "bayram" değilse de bir çeşit "yortu" olarak kutlanır. Ayağı değmiştir.
Hele İstanbul'a gelmesi... Hele Yalova'ya tatile gitmesi... Kara tren Haydarpaşa Garı'na çufff diye girer, lokomotif buharlarını salar, muhabirler resim çekmek için itişirlerdi... Yanında da "zevat-ı mutade" vardı tabii, olağan ve saygın kişiler...
Bu tür gitme gelme haberleri artık yerel basına terkedilmiş gayretkeşliklerdir: İlçemiz mal müdürü Selahattin Bey İstanbul'a yıllık izine gitmiştir... Lisemize Fransızca öğretmeni olarak atanan Melahat Hanım'ın her an gelmesi beklenmektedir... İki inek kaybolmuştur, ayrıntılar belediye hoparlöründe...
Cumhurbaşkanı ya da başbakanın uçağıyla bir günde hürp diye dört vilayet ya da üç yabancı ülke dolaşabildiği yirmi birinci yüzyılda, yeni Türkiye'ye yakışan, bu uğurlama sakilliğini, karşılama ilkelliğini artık tarihe gömmek olacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.