YAZARA MAİL GÖNDER Bu mu “kültürel” miras?

YAZARLAR

Sussaydınız keşke!
Prestijiniz viran olalı çok oldu.
Zulüm rejimlerine desteğinizi bilmeyen yok.
Ortadoğu'da ve ülkeniz Mısır'da çekilen acılara sahip çıktığınızı hiç görmedik.
Bari şimdi de sussaydınız da, insan acısına taşları tercih ettiğinize şahit olmasaydık!
El Ezher
ulemasından söz ediyorum, anlamışsınızdır.
Palmira antik kenti
hakkında açıklama yaptılar: "Tarihi eserlerin korunması için mücadele bir insanlık savaşıdır."
Bağdat'ta ve Şam'da yakılıp yıkılan tarihi camiler hakkında böyle bir çıkışları yoktu fakat açıklamalarına "insanlığın kültürel mirasının harap edilmesi İslam'a aykırıdır" diye eklemeyi de unutmadılar.
Batı ajansları elbette bu açıklamayı "şık hareketler" kategorisinde değerlendirip alkışladı. Tıpkı Sisi'nin bisiklet üzerinde pedal basarak İskenderiye caddelerinden geçerken verdiği fotoğraf gibi...

***

Geçen gün "Böyle kültürün..." diyerek öfkeyle kaleme aldığım yazımda konuya bir giriş yapmıştım..
Şimdi "kültürel miras hassasiyeti" üzerinde biraz daha durmak istiyorum.
Öyle çarpık bir hassasiyet ki, kalbi olan ve kanı azıcık deli akan insanı "yıkıcı" biri yapması işten değil!
Soru şu: Kültürel miras denen şey kolonyalist bir masal mı?
Öyle ya!
İnsanları göz göre göre gelen katliamlardan koruyamayan Birleşmiş Milletler
bile iki taş yerinden oynayacak diye ayağa kalkıyor!
Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun, aslında dünyanın merkezine (Batı'ya) ait sayılan eserler, kalıntılar, hazineler var.
Onlara dokunduğunda Batı'nın sınırlarını ihlal ediyorsun.
Üç bin küsur yıllık Palmira harabeleri de, Afganistan'daki Buda heykelleri de öyle.
O zaman El-Ezher bile açıklama yapıyor.
Fakat Şam'daki o güzelim Hz. Ömer Camii ve Halep'teki Emevi Camii rejimin uçakları tarafından bombalanınca kimsenin kılı kıpırdamıyor.
Çünkü onlar Batı'nın ne tarihi ne de derdi!
Ha! İlerde Suriye'ye uluslararası müdahale olursa, listeye katılıp müdahaleye "yerel bir renk ve meşruiyet" kazandıracaklar, o ayrı!
***

Kültürel miras denen şeyin "doğal kaynaklar"a benzeyen bir yanı da var.
Gelecekte el konulacak petrol yataklarına şimdiden göz kulak olmak gibi bir şey bu.
Hem iktidar alanı hem de aktüel ya da potansiyel bir kazanç kapısı.
Hani "tarihi yaşamak" diyorlar ya...
Düşünebiliyor musunuz?..
Geçmişi yaşatamayan, kültürel geleneklere çöp muamelesi yapan, inançları demode bulan modern insan kalkıyor; bir antik tapınak ya da müzede "tarihi yaşamaya" çalışıyor.
Hem gülünç, hem acıklı!
Tabii "kültürcü" klişeleri bir kenara itip de bakarsak...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.