Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Avrupa kentlerini tehdit eden IŞİD'li teröristlerin, genellikle o kentlerin varoşlarında (veya gettolarında) doğup büyüyen, kendilerini ezilmiş ve dışlanmış hisseden Ortadoğu ve Kuzey Afrika kökenli Müslüman gençlerden oluştuğu yargısı yaygın biçimde paylaşılıyor. Son Paris katliamı nedeniyle de, söz konusu kesime dönük nefret ve öfke dalgaları yoğunlaşmakta.

Ezilmişlik duygusu

Acaba bu şekilde IŞİD'li teröristlerin amaçlarına da hizmet mi ediliyor? Yabancı düşmanlığı ve İslamofobi Avrupa ülkelerinde ve hatta Amerika'da tırmanarak bir siyasal davranış biçimine dönüştükçe, bu ülkelerde IŞİD'e sempati duyan ezilmişlerin ve dışlanmışların sayısı artmayacak mı? Doğup büyüdükleri ülkelerde "Yabancı" ve hatta "2'nci sınıf insan" olarak görülen bu kitleler, daha fazla oranda IŞİD'e katılarak, ezilmişliklerini onarmaya çalışmayacaklar mı?

Toplumlar öfkeli

Ama bir yanda da "Toplum psikolojisi" diye bir olgu var... Bombalarla, silahlarla tehdit edilen Parisliler veya Brükselliler, kendilerini tehdit edenlere karşı nasıl anlayışlı olabilirler? Suriyeli mültecilere karşı zaten insafsızca yaklaşan Avrupalılar, "Paris katliamı"nın bazı faillerinin Suriye mültecileri ile birlikte Fransa'ya sızdıklarını öğrendikten sonra, bu mültecilere şefkatle yaklaşmayı düşünebilirler mi?

Batılılık hayali

Bir başka deyişle "Yaşadıkları ülkelerden nefret edenler"den oluşan bu teröristlerin varlığı, "Dışlanmışlık" denilen sosyo-psikolojik duruma daha fazla eğilmek gerektiğini hepimize hatırlatmalıdır.
Yüzyıldan daha fazla süredir önce "Batılılık" günümüzde de "Avrupa Birliği kriterleri" olarak kutsadığımız o idealin, tam anlamıyla mükemmeli yansıtan bir tabloyu yansıtmadığı ortadadır. Bir açıdan Avrupalılık, içinde mikro milliyetçiliklerin bulunduğu bir "Kıtasal milliyetçilik"ten başka bir şey değildir. Bu milliyetçilik dönemlere göre anti-semitizmden başlayıp İslamofobi'ye dönüşebilen, nefret duyguları üretebilmektedir.

Bir çözüm

Türkiye'nin artık bıktıran Avrupa Birliği üyelik çabasını bu gerçeklerin ışığında değerlendirdiğimizde "Bu işin sonu yok" yargısı giderek daha fazla ağırlık kazanmıyor mu? Veya Avrupalılar Türkiye'yi aralarına alarak, siyasal ve toplumsal düzenlerini tehdit eden hatalarını onarmayı ve laikliği de kriterleri arasına katmayı deneyemezler mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER