Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Toplum olarak "Zaman müsrifi" olduğumuzu söylersek, hata etmiş olmayız... 21'inci yüzyıla girdiğimiz 2000 birkaç gün sonra 16 yıl geride kalmış olacak. Mesela geçen yüzyılın son dönemini olduğu gibi bu yüzyılın ilk dönemini de "Yeni bir anayasa yapalım" diye geçirmedik mi?
Zamanı doğru biçimde kullanmadığımız ve yapmamız gerekenleri yapmadığımız durumlarda başkaları, bu durumları bize zarar verecek biçimde kullanırlar.

İsraf edilen zamanlar
1970'lerin sonunda "Onlar ortak biz pazar olacağız" ideolojik saplantısıyla Yunanistan'ın AB üyeliğine gidişi uzaktan izlenmeseydi... 1974'te Kıbrıs Harekâtı ertesinde dönemin iktidarı erken seçim aramak yerine Kıbrıs'a kalıcı çözüm için çaba harcansaydı... 12 Eylül 1980 öncesinde Demirel'le Ecevit anlaşıp bir koalisyon kursalar ve cumhurbaşkanı seçebilselerdi...

Hatalar zinciri

Turgut Özal reformlarına karşı bir intikamcı ittifak kurmak yerine bu reformları Süleyman Demirel -Erdal İnönü koalisyonu devam ettirseydi... Abdullah Öcalan'ı ABD bize teslim ettikten sonra bunu seçim malzemesi olarak kullanmak yerine, "Kürt sorunu"na ve bölücü teröre karşı kalıcı ve demokratik çözüm üretmek için çaba harcansaydı... Veya Körfez Savaşı'nda Özal'ın önerdiği gibi aktif davranılsaydı, PKK Bekaa'dan çıkıp Kandil'e yerleşebilir miydi? Zamanımızı nasıl insafsızca ve müsrifçe harcadığımızı hatırlayın ve bu durumdan bizim dışımızda kimlerin kazançlı çıktığını bir hesaplayın.

Kimlere yaradı?

Düşünün ki Kıbrıs Harekâtı ile hem Kıbrıslı Rumların lideri Makarios'u kurtarmış, hem de Yunanistan'daki Albaylar Cuntası'nın devrilmesine ve Karamanlis liderliğinde demokrasinin yeniden kurulmasına sebep olmuştuk. Şimdi Yunanistan da, Kıbrıs Rumları da Avrupa Birliği'ne üyeler. Ve Kıbrıs hâlâ Türk dış politikasının çözümsüz kriz konusu olarak AB üyeliğimizin önündeki en büyük engel konumunda...

28 Şubat rezaleti

Veya Susurluk kazası olduğunda bunun yansımalarını Başbakan Erbakan "Glu glu dansı" diye yorumlamak yerine olayın üzerine gitseydi, ne 28 Şubat post-modern darbesi, ne de buna bağlı rezillikler olurdu... "Türk Parasını Koruma Mevzuatı"na dayalı katı kambiyo mevzuatından ve korumacı dış ticaretten 1950'lerde tüm dünya ile birlikte vazgeçilseydi, kronik döviz krizlerinin bitmesi için 1980'lere kadar, "Özal reformları" yapılsın diye beklemek zorunda kalmazdık.
Bir yılın daha sonu yaklaşırken, zamanın kıymetini bilmeyi hatırlamalıyız...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER