YAZARA MAİL GÖNDER Bu gidişe kim dur diyecek?

YAZARLAR

HDP'li Ayhan Bilgen bize insanlık dersi vermiş!
Yılların birikimini konuşturmuş.
Kolay değil tabii, o kadar sene insan hakları endüstrisinde emek verdi.
İstihdam yarattı.
Günü geldi, "gün bugündür" dedi insan hakları örgütü PKK'nın partisine katıldı.
Onca yılın birikimine binaen de parti sözcüsü oldu.
Malum birkaç gün önce HDP'li vekil Tuğba Hezer Ankara'da 28 vatandaşımızı şehit verdiğimiz terör saldırısını düzenleyen canlı bomba için kurulan 'taziye çadırı'nı ziyaret etti.
PKK/ YPG eliyle gerçekleşen bu terör saldırısı toplumun haklı öfkesini üzerine çektiği için HDP'li vekilin bu davranışına tepkiler yağdı.
Tam bu noktada devreye sözcü Ayhan Bilgen girdi.
"Cenaze törenleri geriye kalanların acısıdır. Konuya geride kalanların psikolojisi üzerinden bakmak gerekir" dedi.
Olaya insan hakları bağlamıyla yaklaştıklarını ifade etti.
Evet gözümüzün içine baka baka bunları söyledi.
Bu zata "DAİŞ'e mensup bir canlı bombanın cenazesine bir başka milletvekili katılsa tepkiniz ne olurdu" diye sorsak ne der acaba?
Yahut "olaya insan hakları bağlamında yaklaşan sizler, aylardır PKK'nın hain saldırıları sonucu şehit düşen kaç insanın ailesinin acısını paylaştınız" diye bir soru yöneltsek.
Veyahut "sözcülüğünü yaptığınız parti, terörist cenazelerini PKK'ya desteği sürdürmek ve militan toplamak için kullanıyor" desek.
Elbette bunlara nasıl mukabelede bulunacağını biliyoruz.
"İnsan hakları iyidir", "barış güzeldir" gibi genel geçer laflar edecek.
"Sarayın savaşı son bulsun" tarzı hedef saptıran sloganlar savuracak.
Buradaki yüzsüzlüğü, aymazlığı, ahlaksızlığı aklı başında, vicdan sahibi herkes görüyor.
Fakat görülmesi gereken çok daha fazlası, görünenden ötesi.
Tuğba Hezer'in teröristin 'taziye çadırı'nı ziyaret etmesi, Ayhan Bilgen'in ardından onu savunması birer KCK projesidir.
Maaşını Türkiye Cumhuriyeti'nden, talimatlarını Kandil'den alan ve adına milletvekili denen onlarca militanla karşı karşıyayız.
7 Haziran'dan önce açık açık söyledik.
HDP bu hali, bu bağlantıları ve söylemiyle Meclis'e girerse Türkiye'ye, demokrasimize, barış iklimimize zarar verir dedik.
Bizi HDP'yi baraj altına itmeye çalışmakla, demokrasiyi hazmedememekle suçladılar.
Hadi Erdoğan düşmanlarını anlıyorum.
Onlar için HDP zaten bir projeydi.
Gezi kalkışması neyse, 17-25 Aralık darbe girişimi neyse, HDP'nin Meclis'e girmesi de mahiyet itibariyle onlar için aynıydı.
Fakat "bizim mahallenin safları" da "HDP Meclis'e girmeli" diye tutturdu.
HDP 7 Haziran'da Meclis'e girdi.
Peki girdi de, ne oldu?
Aldığı oyları ve edindiği imkânları PKK'nın emrine amade kıldı.
Birçoğu, PKK "devrimci halk savaşı"nı başlatıyoruz diyerek kan akıtmaya başladıktan sonra bile uyanamadı.
"HDP her ne olursa olsun Meclis'te olmalı" dendi.
Bazıları "PKK ve HDP arasında mücadele var, PKK, HDP'nin aldığı oyları kıskanıyor" gibi ipe sapa gelmez argümanlar dile getirdi.
Bazıları ise, "HDP Meclis'te olmazsa iç savaş çıkar" gibi bir garip yaklaşımla "HDP Meclis'te olmalı" tezini savundu.
Evet HDPliler Meclis'te.
Ve her platformda PKK'nın savunuculuğunu yapıyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırları içindeki ve dışındaki terör örgütleriyle mücadelesini zaafa uğratmak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.
Buna kim nasıl dur diyecek?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.