YAZARA MAİL GÖNDER Allah'ı zikredenlerin derecesi

YAZARLAR

Allah'ın yollarda dolaşıp, zikreden melekleri vardır. Onlar, Yüce Allah'ı zikreden bir topluluğa rastlarlarsa birbirlerini "aradığınıza gelin!" diye çağırırlar. Hepsi gelip, o topluluğu kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar göğü doldururlar. Allah onları en iyi bilen olduğu halde, meleklere sorar: "Kullarım ne diyorlar?"
Melekler "Seni tespih ediyorlar, Sana tekbir okuyorlar, Sana hamd ediyorlar, Seni ta'zim ediyorlar" derler. Bunun üzerine Yüce Rab sormaya devam eder: "Onlar beni gördüler mi?"
Melekler "eğer Seni görselerdi çok daha fazla ibadet eder, çok daha fazla ta'zim eder, çok daha fazla tespihte bulunurlardı" derler. Allah, tekrar sorar: "Onlar ne istiyorlar."
"Senden Cennet istiyorlar."
"Cenneti gördüler mi?"
"Hayır, Ey Rabbimiz!"
"Ya görselerdi ne yaparlardı?"
"Eğer görselerdi Cennet için çok daha hırs gösterirler, onu daha ısrarlı isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi."
Yüce Allah sormaya devam eder: "Neden bana sığınıyorlar?"
"Cehennem'den sığınıyorlar."
"Onlar cehennemi gördüler mi?"
"Hayır Ey Rabbimiz görmediler."
"Ya görselerdi ne yaparlardı?"
"Eğer cehennemi görselerdi, ondan şiddetle kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı." Bunun üzerine Yüce Rab şunu söyledi:
"Sizi şahit kılıyorum onları affettim!" Onlardan bir melek ise der ki:
"Bunların arasında falanca günahkâr kul da var. Bu onlardan değil. O başka bir maksatla uğramıştı, aralarına oturuverdi." Yüce Allah "Onu da affettim! Onlar öyle bir topluluktur ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde talihsiz olmazlar" buyurur. (Buhari)
"Bir topluluk oturup Allah'ı zikrederse, mutlaka melekler etrafını sarar. Allah'ın rahmeti onları bürür, üstlerine sekine (ilahi huzur ve güven duygusu) iner ve Allah onları yanında bulunan büyük meleklere anar. (Müslim)

Beni anın, sizi anayım
Ayette Yüce Rabbimiz haber veriyor: "Şu halde beni anın ki ben de sizi anayım. Ve bana şükredin bana karşı nankörlük etmeyin." (Bakara, 152)
Allah kulunu nasıl anacak? Allah'ın kulunu anmaya ihtiyacı var mı ki? Elbette O'nun hiçbir ne ihtiyacı ve ne de mecburiyeti yoktur. Peki o halde bu ayet nasıl anlaşılmalı.
Yüce Rabbimiz sanki şöyle buyuruyor:
- Beni dua ederek anın ki; Ben de bunun karşılığında nimet ve iyilik vererek sizi anayım.
- Beni korku ve ümit arasında bir duygu ile anın ki; Ben de sizi cehennemden emin kılarak anayım.
- Beni sadakat ve doğrulukla anın ki; Ben de sizi yumuşak davranarak anayım.
- Beni başını eğmiş olarak takva ile anın ki, Ben de sizi istediğinize cevap vererek anayım.
- Beni nefsinizle mücadele ederek anın ki; Ben de sizi hidayet vererek anayım.
- Beni şükürle anın ki, Ben de sizi fazlalaştırarak anayım.
- Beni sabırla anın ki; Ben de sizi sevabınızı katlayarak anayım.
- Beni Rabbiniz olduğumun farkında olarak anın ki; Ben de sizi kulum kabul ederek anayım.
- Bana verdiklerimiz karşılığında şükretmeyi unutmayın ki; Ben de sizi nankörler sınıfına yazmayayım.
Rabbim! Nimetlerinin çoğuna nankörlük ediyoruz. Bazen isyanımız ve unutkanlığımız oluyor. Lütfunla bize yumuşak davran.

Sancağı kaybettiren söz
Mekke'nin fethi günüdür. Hz. Peygamber (s.a.v.) kan dökülmesin diye Mekke'ye girmeden önce orduyu dar bir geçitten geçirerek Mekke'nin lideri olan Ebu Süfyan'a ordunun sayısını kabarık göstermek ister.
Müslümanların sayısı 10 bin kişiydi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.v.) bu sayıyı 100 bin göstermek niyetindeydi. Zaten gece ordudaki askerlere bol bol ateş yaktırıp orduyu yüzbine yakın bir sayı olarak yansıtmıştı.
Ebu Süfyan (henüz Müslüman değildi) orduyu gözlemleyecek ve Mekke'ye gidip "Hz. Muhammed'e (s.a.v.) direnmeyin çünkü gücünüz O'na yetmeyecek" diyecekti.
Geçit yapan ordunun sancaktarlarından birisi meşhur sahabi Hz. Sa'd bin Ubade (r.a.) idi. Hz. Sa'd sancağıyla geçerken Ebu Süfyan'a şöyle bağırdı: "Bugün savaş günüdür. Bugün intikam günüdür."
Biraz sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) Ebu Süfyan'ın yanından geçerken Hz. Ebu Süfyan şöyle dedi: "Muhammed! Sa'd bin Ubade'nin ne dediğini duydun mu?" Efendimiz (s.a.v.) sordu: "Ne dedi?"
"Bu gün savaş günü, kan dökülecek" dedi.
Hz. Peygamber (s.a.v.) cevap verdi: "Hayır! Bugün Allah'ın Kâbe'yi giydireceği, şerefini yücelteceği merhamet ve af günüdür."

***

Fakat Hz. Peygamber (s.a.v.) bu sözle yetinmedi. Sert tavır takındığını gördüğü Sa'd bin Ubade'nin elindeki sancağı geri aldı ve oğlu Hz. Kays bin Sa'd'a verdi. Bazı rivayetlere göre Hz. Ali veya Hz. Zubeyr'e verdi. Böylece Hz. Sa'd'ı tehdit cümlesinden ötürü görevinden azletti.
O (s.a.v.); intikama, öldürmeye, talana, can almaya, ev basamaya gitmiyordu. O (s.a.v.), Kâbe'deki putları atmaya yüreklere iman nuru yerleştirmeye gidiyordu. Keşke O'nun (s.a.v.) Yüce davetini devam ettirecek yüce ahlaka sahip olsaydık.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.