Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Ukrayna'da, 'sandık her şey değildir' fikrinin hâkimiyet kazandığı bir ülkenin ne hale gelebileceğine şahitlik ettik. İçinde doğru dürüst insan ve uçak olmayan ıssız bir havalimanı, patlayan işsizlik, eksi %5'lere varan büyüme oranı ve daha pek çok şey...
2004'teki seçimleri Yanukoviç kazanır, muhalifler 'seçimde hile var' diye sokaklara dökülür, 'Turuncu Devrim' diye Batı teşvik eder, hükümet devrilir, Yuşçenko devlet başkanı olur. 2010'da, yine Yanukoviç kazanır, AB sürecini askıya almaya karar verince yine sokak karışır, Batı teşvik eder, iç savaş patlak verir, Yanukoviç ülkeyi terk eder ama ülke Rusya'ya toprak kaybeder, Poroşenko başa gelir. Hikâye bazı yönleriyle tanıdık ama çok şükür sonu itibariyle tanıdık değil.
Ukrayna ziyareti, gerek savunma teknolojisi anlaşması gerek Türk Akım Projesi'nin geleceği noktasında Türkiye'yi birebir ilgilendiren kritik bir ziyaretti. Ziyaret, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözlerinden anladığımız kadarıyla bu iki nokta dahil pek çok açıdan olumlu ve verimli geçti.
Ancak Nevruz öncesine denk geldiğinden aklımızda daha çok çözüm sürecinin gidişatıyla ilgili sorular vardı. Zaten Cumhurbaşkanı uçağa binmeden önceki basın toplantısında da İzleme Heyeti kurulmasına olumlu bakmadığını dile getirmişti.
Röportajda, Cumhurbaşkanı'nın Dolmabahçe deklarasyonu hakkında da benzer açıklamalar yapması, hükümetle aralarında bir gerilim olduğu intibaını oluşturdu. Ancak kendisi, bunu bir gerilimden ziyade görüş ayrılığı olarak niteleyerek algıyı yumuşatan ifadeler seçmişti ki Arınç'ın Nevruz'a gölge düşüren beyanatları tartışmanın yine hararetlenmesine yol açtı.
Kanaatimce röportajda Cumhurbaşkanı, Başkanlık sistemine geçilmeden yönetimde tam bir uyum yakalamanın mümkün olmayacağını belirterek, bu tartışmanın esasını ortaya koymuştu. O sözleri şöyleydi:
"Hükümetle Cumhurbaşkanı her an her konuyu görüşüyor diye bir şey yok. Yani olaya böyle abartılı yaklaşım doğru değil. O dediğiniz başkanlık sistemine geçtiğimiz zaman olabilir. Başkanlık sistemine geçmeden olmuyor. Maalesef bu tür şeyler, hepsi sorularak edilerek yapılıyor gibi bir şey yok. Orda kendi tasarruflarını kullanmışlar. 'Hayırlı olsun' demek düşer bana. Ama ben de, bu durumdan rahatsız olduğumu söyleme hakkına da sahibim. Bunu söyledim."
Ayrıca bu açıklamaları, çözüm süreci hızlanmasına rağmen, Kandil'den ve HDP Eş Başkanı Demirtaş'tan Ak Parti'yi şeytanlaştıran, kendisini aşağılayan sözlerin sadır olması, üç yıldır sınır dışına bile çekilme gerçekleşmemesine rağmen hâlâ devletten adım bekleniyor olmasına yönelik bir ayar çekme hamlesi olarak da okumak mümkün. PKK herhangi bir ileri adım atmamasına rağmen, Cumhurbaşkanı'nın 'taleplerin ardı arkası kesilmiyor' sözü de bu okumayı doğruluyor.
Yine izlenimlerime göre, yeni anayasayı yapacak olan 'kurucu meclis'i belirleyecek seçimler öncesi, halkın büyük çoğunluğuna iyi anlatılmadan, hızlı ve büyük adımların atılmasının, ne sürece ne de Ak Parti'nin geleceğine yararı olabileceğini düşündüğünden bu uyarıyı yapmak zorunda hissediyor.

Anlaşılan, halkın %52'sinin, 10 Ağustos seçimlerinde, Erdoğan Beştepe'de 'torun büyütsün' diye oy vermediğini de sayın Arınç'a hatırlatmak gerekiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER