YAZARA MAİL GÖNDER 'Veyl mağluplara'...

YAZARLAR

İnsanın kendi içinde tutarlı olması hem bir erdemdir, hem de tüm erdemler gibi uyulması, idrak edilmesi, uygulanması zorunlu bir kural. O zaman ben de kendi içimde tutarlı olmak adına Deniz Baykal'ın Meclis Başkanı seçilmemesinden duyduğum memnuniyeti belirteyim.
Daha önce de yazdığım gibi, 28 Şubat'ın ve 367 faciasının mimarlarından, idaresi altındaki CHP'yi ordunun partisi haline getirmiş, sistemin göz bebeği Baykal, Meclis Başkanı seçilseydi ne yapacaktı?
Bu soruyu, İnönü'nün Cevdet Sunay'ın Cumhurbaşkanlığı süresini uzatmak istediklerinde verdiği cevapla yanıtlayayım: 'Bugüne kadar ne yaptıysa onu...' Dolayısıyla, Baykal'ın seçilmemesini, 7 Haziran seçimleriyle önemli ölçüde vidaları gevşemiş sistemin daha 'sert' bir noktaya savrulmasının engellenişi olarak görüyorum. Ve keşke bu karar MHP'nin tutumuyla değil de HDP'nin yaklaşımıyla gerçekleşseydi diye de içimden geçiriyorum.

***

Şimdi objektif davranıp, bu sonucun bir tek şeye tekabül ettiğini söylemeliyim: % 60 bloğunun çökmesine. Bu zaten hiç oluşmamış bir bloktu. Kılıçdaroğlu, maalesef, hem böyle bir bloğun mevcudiyetini vehmetti hem de MHP'ye olmadık tekliflerde bulunarak yüz geri edilmeyi göze aldı.
Bu onun siyaseti okuyamadığının bir göstergesiydi. Siyaseti okuduğunu nasıl söyleyebiliriz ki, Baykal'ı aday gösterip kendisini köşeye sıkıştırmış bir siyasetçi için... Parti içinden o kadar tepki alan Baykal, CHP grubundan oy alamasaydı Kılıçdaroğlu'nun iktidarı, liderliği, otoritesi sarsılacaktı. Oy alıp seçilseydi, Kılıçdaroğlu'nu aşan bir proje devreye girecekti. Kısacası, yok öyle % 60'lık bir blok.
Siyaset dinamikleri açısından bu önemlidir. % 60 elbette % 40'tan büyüktür. Ayrıca siyasal dinamikler açısından çok küçük bir oy oranına sahip HDP'nin, mesela, daha da öne çıktığını belirtmek gerek. Fakat mevcut şartlarda o bloğun kendi iç sorunları, bilhassa CHP'nin iktidarı çılgınca isteyen ama onu nasıl kotaracağını bilemeyen bir parti olarak ortada salınması, şimdi, % 40'a farklı bir ağırlık kazandırıyor. MHP ile koalisyon yapar veya yapmaz, o ayrı bir mesele ama Akparti, Meclis Başkanlığı'nı almasıyla 7 Haziran sonrasında ilk defa farklı bir noktaya kaymıştır.
***

Bundan sonrası nasıl gelişir sorusunun yanıtını herkes arıyor. O yanıtı maalesef sadece koalisyon diye düşünüyor. Doğrudur; siyaset pratiktir. Gerisi benim üniversitede yaptığım iştir ve önemlidir. Ama parti politikası iktidar olmak için üretilir. O zaman karşımıza bir tek seçenek çıkıyor: Akparti'nin bundan sonrası...
Daha açık söyleyeyim: Akparti, 13 yıldır iktidarda kalmış parti olarak, bugün hâlâ iktidardadır ve bundan sonra iktidar olmayı da herkesten fazla istemektedir. Bu demektir ki, iktidar olanağını azamileştirmek için elinden geleni yapacaktır. Bunun ilk adımını attı ve % 60 bloğunun 'oluşmadığını' kanıtladı. Şimdi elini güçlendirerek kendisini iktidara taşıyacak eşini seçecek. Yani, süreçte öncelikli karar sahibi dünden itibaren Akparti'dir.
Diğer partiler bu hattı izleyecek. Çünkü Akparti'nin elinde 'tekrar seçim' kozu var. Kolay veya zor, doğru veya yanlış ama bir koz ve çok değerli. Dolayısıyla MHP ve CHP hesaplarını bu çizgide yapmak zorunda.
Birileri bir zamanlar 'veyl mağluplara' demişti...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.