YAZARA MAİL GÖNDER Alevilik ve Yahudilik

YAZARLAR

Alevilik yani toplumsal hafızadaki gerçek ismiyle Kızılbaşlık meselesi konusunda gerçekleri konuşmuyoruz. Toplumsal bağlamda Alevilik meselesinin bir mezhep ve inanç farklılığı olmaktan ziyade etnik bağlamda ele alınması gereken bir mahiyet arz ettiğini inkâr ediyoruz. Alevilik- Kızılbaşlık dışarıdan dahil olunabilen bir inanç kimliği ya da tarikat değil. Herhangi biri isterse Bektaşi tarikatına intisap edebilir, diğer tarikatlar ya da inançlara da. Fakat arzu edip de Kızılbaşlığa/ Aleviliğe intisap edemez. Kızılbaşlık soydan gelen bir olgudur, verili bir kimlik aidiyetidir.

***

Bu manada Kızılbaşlık kimliği Yahudi kimliğiyle çok benzer bir konuma sahip. Bugün tıpkı Yahudilik meselesi gibi Alevilik meselesi de direkt inanç bağlamında alınamaz. Antisemitik histerilerden ateist Yahudiler de payını nasıl alıyorsa, ülkemizdeki Alevifobi histerisinden de hiçbir inancı olmamasına rağmen birçok Kızılbaş payını almaktadır. O sebeple bugün Alevi uyanışının aktörleri içinde ateist ve agnostik çok sayıda da isim ve dernek var. Bunların olması da yadırganamaz. Bu insanlara ve derneklere "Siz Alevi değilsiniz" denilemez.
***

Öte yandan işin inanç kısmına bakarsak Türkiye Sünnileri de ehlibeyt soyuna, özellikle Hz. Ali'ye derin bir sevgi ile bağlıdırlar. Günlük hayatında Kızılbaş kelimesini aşağılayıcı bir dille anan birçok Sünni, ehlibeyt hikâyelerini dinlerken samimiyetle hıçkırıklar içinde ağlar. Hacı Bektaş da aynı şekilde Türkiye Sünnilerinin büyük çoğunluğu nazarında evliya mertebesinde bir dinî figürdür. Muaviye ve soyunu hayırla yâdeden Türkiye Sünnisi bu toplumda yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla Alevilik/ Kızılbaşlık meselesini inanç ayrılığı bağlamından çok verili bir aidiyet bağlamında, bir etnik (ya da etnodinsel) mesele olarak konuşmak gerçekçi olan yaklaşımdır diye düşünüyorum.

Kemalistler ve Aleviler

Alevilere yönelik önyargı sadece Sünni dindarlar arasında yok. Laik kesimde de bu önyargılar var. Bu mantık eski rejim döneminde Kemalist devletin bilinçaltına da işlemiş durumdaydı. Daha önce de verdiğim bir örneği yinelemek isterim. Mesela tam kadrolu bir eski rejim gazetecisi olan Cüneyt Arcayürek yıllar önce televizyonda Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ten bahsederken "Osman Paksüt'ün babasını da tanırdım. Caferidir bunlar ama iyi ailedirler" deyivermişti.
***

Arcayürek'in bu sözleri genel devlet bilinçaltını yansıtan temsil kabiliyeti yüksek bir örnekti. Zaten bizim Sünni toplumda da "Alevidir ama iyi insandır" gibi akla ziyan sözler epey yaygındır. Devlet katında da "Caferi ama iyi çocuk" Paksüt gibilere üst makamlar hep açık olmuştur. Paksüt eğer devlet zihniyetine mesafeli özgürlükçü bir adam olsaydı, o zaman "Caferi" olduğu kendisine ve topluma sık sık hatırlatılırdı. Benzer durum "Kürt ama iyi çocuk" Abdurrahman Yalçınkaya'lar için de geçerli. "İyi çocuk" olursanız devletin kapıları size açıktı eski rejim döneminde de...
***

Cemevlerinin resmi statü kazanmasını, Madımak'ın müze olmasını, din işlerinin topluma bırakılmasını isteyen Alevilerse devletin gözünde "yaramaz çocuk"lar. Öyle talepler geldi mi Sünni-dindarlar içindeki "iyi çocuklar"ına doğru dönüyordu eski devlet zihniyeti. Onların başını okşuyor ve bu sözde dindar "iyi çocuk"lar birden bu zındık talepler karşısında devletin yanına geçiyordu. Artık bu kısır döngü Yeni Türkiye döneminde değişmek zorundadır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.