Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Uzun yıllar Kürt meselesini görmeyen, inkâr, asimilasyon ve şiddetle sorunu bastırmaya çalışan bir devlet vardı.
Devletin bu körlüğü ve şiddeti ister istemez kendi karşıtını da yarattı. Ve ortaya Yrd.
Doç. Dr. Ali Kemal Özcan
'ın dediği gibi "kör devletin şaşı örgütü" çıktı.
Birbirini besleyen şiddet etkin olunca "siyaset" devreden çıktı. AK Parti'nin çözüm süreci projesi ilk kez bu ezberi bozan bir çıkıştı.
Çözüm süreci aslında sorunun demokrasi içinde çözülmesini sağlayan ve şiddeti devreden çıkartan ve siyasetin önünü açan bir süreçti. Ancak bu da doğru anlaşılmadı.
Çözüm sürecini sabote eden kuşatmaları, hükümetin geç kalmasını bir yana bırakın, asıl tehlike sürecin muhatapları PKK -HDP hattının siyasi aktörlerinin sürecin ruhuna uygun davranmaması ya da davranmak istememesiydi. Daha çok barışın değil çatışmanın dili kullanıldı.
Bu açıdan, bölgede "gölge devlet" gibi uygulamalardan, yol kesmelerden hatta en son 6-8 Ekim'de yaşanan vandalizmden daha tehlikeli olan siyasi aktörlerin kullandığı bu siyaset diliydi. Öfke ve nefret biriktirdi.
Bir süredir dikkatle, Abdullah Öcalan'ın 21 Mart 2013 Newroz bayramında yaptığı konuşmadan sonra PKK -HDP hattında öne çıkan siyasi aktörlerin ve yazarların yazdıklarını okuyorum.
Büyük çoğunluğunun dili hiç değişmemiş.
AK Parti ve "devlete" bakışları değişmediği gibi tam tersine daha da "düşmanca" bir yaklaşım var. Öcalan'ın şu çağrısını hatırlıyorum:
"Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir. Yüreğini bana açan, bu davaya inanan herkesin sürecin hassasiyetlerini sonuna kadar gözeteceğine inanıyorum."
Peki, bunun gereği yapıldı mı?
Yapılmadığı gibi daha barışçıl bir dil kullanılarak, kamuoyu yaratma çabası da gösterilmedi.
Öcalan'ın şu sözleri de havada kaldı:
"Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz. Ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşeceğiz.
Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp sepetine giderler. Suyun akışına direnenler, uçuruma sürüklenirler.
"
Akil İnsanlar toplantısında Başbakan Ahmet Davutoğlu, şu sözü biraz da bu nedenle söyledi: "PKK silahlı güçlerini çekseydi Kobani'ye daha farklı bakardık."
Şimdi geldiğimiz noktada Kandil'in neden "siyasetin" önünü açmaya yanaşmadığı daha iyi anlaşılıyor. Kandil'in, bu tavrında hem küresel güçlerin dayatmasının hem de bölgede "vekalet savaşı" yapmada ustalaşan İran'ın etkisinin olmadığını kim söyleyebilir?
Amaç da belli: Çözüm sürecini bitirmek.
Son oyun oynanıyor. Kürt siyasi aktörleri bu tehlikenin farkında mı bilmiyorum ama en azından Öcalan'ın 6-8 Ekim vandalizminden sonra yaptığı şu uyarının gereği yapılmalı:
"Bugünden sonra bölgede demokratik siyasete, barışa ve çözüme inanan tüm yapı ve kurumların ciddi bir soruşturma ve yüzleşme sorumluluğuyla meseleye yaklaşmaları elzemdir."
Başa dönersek, önümüzde vahim bir durum var; "kör" devlet gerçekleri görmeye başlarken, "şaşı" örgütlerin körleşmesi tehlikesiyle karşı karşıyayız. Barış isteyenlerin bunu görmesi gerekiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER