YAZARA MAİL GÖNDER İstanbul'a "Adalet Müzesi"

YAZARLAR

Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız bir yargı sistemimiz olmadı. Dün devlet eksenli, resmi ideolojiyi önceleyen bir yargı sistemi vardı, bugün onun yerini "paralel yapı"nın dayattığı ucube sistem aldı.
Ne kadar zamanda düzeltilir bilinmez ama bu sistem, adalet değil tam tersine adaletsizlik üretti ve üretmeye devam ediyor.
Bu yüzden toplumun yargıya güveni bugünlerde yüzde 20'lere düşmüş durumda. Yargı deyim yerindeyse sivil siyasete ayar verilmesinden, toplumun "tek tip"leştirilmesine kadar birçok alanda birincil güç olarak kullanıldı.
İstiklal Mahkemeleri'nden, Yassıada mahkemelerine, darbe dönemlerinin sıkıyönetim mahkemelerinden DGM'lere ve Özel Yetkili Mahkemeler'e hiçbirinde gerçek yargılama olmadığı için "adalet" değil adaletsizlik üretti.
İskilipli Atıf Hoca'dan Şeyh Said'e, Dersimli Seyit Rıza'dan Nâzım Hikmet'e hiçbiri adil yargılanıp mahkûm olmadı. Menderes- Zorlu ve Polatkan üçlüsünden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan üçlüsünün idamına, hepsi adaletsizdi. 12 Eylül askeri diktatörlüğü bu zulümleri daha da katladı. Ardından gelen DGM'ler ve Özel Yetkili Mahkemeler de toplumu değil, sistemi koruma kaygısıyla karar verdi.
Bugün Türkiye toplumu, eğer, ekonomiden sosyal hayata, bilimden sanata evrensel standartlarda bir başarıya imza atamamışsa bunda yargının bu kirli tarihinin çok ciddi katkısı var. Bu tarihin bilinmesi gerekiyor.
Geçtiğimiz hafta Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel'le karşılaştım. Yücel, kısa bir süre önce, Türkiye'den ilk kez Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un elinden "Küresel Eğitime Katkı ödülü" alan bir eğitimci.
Onu kutlayıp, tebrik ederken biraz sohbet ettik. Yücel'in eğitim sistemimize ilişkin ilginç önerilerinin olduğu biliniyor ama benim dikkatimi yukarıda yazdığım yargı tarihimize ilişkin söyledikleri çekti. Yücel şöyle diyordu:
"Hukukun, demokrasinin karın doyurduğunu vatandaşımızın bilmesi lazım. Özgürlüğün zenginlik getireceğini bilmesi lazım. Bunun için de yakın tarihimizde yargı ve hukuk alanında neler olup bittiğinin bilinmesi gerekiyor. Bizim Beşiktaş'taki kampusun yanında son yılların en büyük hukuk davalarının görüldüğü bir bina var; eski DGM binası. Boşaldığı günden bu yana diyorum ki burayı Hukuk Müzesi yapalım. Yaşananlar unutulmasın, çocuklarımız bunları görsün, Türkiye'de bir hukuk müzesi yok.
Biz Bahçeşehir Üniversitesi olarak her şeyi üstlenebiliriz. Geçmişimizde neler yaşandıysa a'dan z'ye orada bir laboratuar gibi sergilensin ve Türkiye bunu görsün."
Bu binanın hukuki durumu nedir bilmiyorum ama Bahçeşehir Üniversitesi ve Uğur Eğitim Kurumları gibi 170 bini aşan öğrenci kitlesi olan bir eğitim kurumu, devlete yük olmadan bunu yapabilecek noktaya geliyorsa, buna destek olmak gerekiyor.
Yargının yeniden yapılandığı şu günlerde, geçmişten bugüne uzanan adaletsizliklerin sergilendiği bir "Adalet ve Hukuk Müzesi" sadece hukuk öğrencilerine değil, topluma da çok şey anlatacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.