YAZARA MAİL GÖNDER Bir 'kulübe'de lezzet peşinde...

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

İzci kampında bulaşık yıkarken, tencerelerin dibindeki zeytinyağını vücuduna sürdüğü için olabilir mi biraz da bu lezzeti? Kendini maharetle marine etmiş, sesi de ifadesi de damağımızda kalan Tuncel Kurtiz'in köyündeydik...

Bazılarının eli, bazısının dili lezzetli oluyor.
Kendi anlatsın: "Avrupa'da geçirilen gönüllü sürgün yılları ve bir gün yine uzun zaman hasretini çektiğim İstanbul, Arnavutköy...
Kazıklı yol yapılmış, martılar hep aynı ama deniz küsmüş.
Nerede sandal gezintileri, nerede lüfer akşamları, mehtap sefaları... Yalı sandallarının yerini yatlar, motorlar almış; mütevazı Bebek balıkçı kahvesi, sosyete mekanı olmuş; her tarafta tuhaf adlı kahveler, hamburgerciler açılmış; yok böyle bir İstanbul benim için!" "Tek çarem var, gitmek bu şehirden... Uzun yıllar İstanbul kadar hasretini çektiğim bir de Edremit, Kaz Dağları. (...) Hatırlattılar Stockholm'deki arkadaşlar; 'Ya Boğaz-Arnavutköy ya da Kuzey Ege, herhalde sonunda Kaz Dağları'na giderim' dermişim..." "Eşim Menend'in kardeşi Erhan ile iyi anlaşıyorum, sık sık birlikte tatiller yapıyoruz, o da sıkılmış yaptığı işten, şehir hayatından; bir arayış içindeyiz.
Onları alıyorum ve Kaz Dağları tırmanışına katılmak üzere Çamlıbel Köyü'ne gidiyoruz.
Gidiş o gidiş... Birkaç sene sonra ortak hayalimizi gerçekleştirmiş, küçük otelimizi yapmışız. Erhan'la temel kazıklarını çakarken duyduğumuz mutluluk hep aklımda."

"BİR ISIRIK VERSENE...."
"Arada bir hep çocukluk günlerinden kalma Kaz Dağları anıları. Şahin öğretmenin bizleri o zaman için pek de olağan olmayan bir şekilde kız-erkek toparlayıp yürüyüşlere, kamplara götürmesi, bisikletlerle 24 km. Altınoluk, 45 km. Ayvalık turlarımız. Sokaklardan geçerken, köy çocuklarının ellerinde salçalı ekmekler. Nasıl imrenirdim... 'Bir ısırık versene, çok açım.' Biz şehirlilere müsaade etmiyor annelerimiz, illa aileyle birlikte oturulacak masaya; sokakta yemek ayıp. O zamanlar daha likopenler, beta karotenler, antioksidanlar konuşulmuyor.
Şimdilerde, Zeytinbağı bahçesinde Erhan'ın kara kazanlarda, odun ateşinde yaptığı biber ve domates salçası karışımını, Zarife'nin yaptığı tam buğday ekmeğine sürüp üzerine hakiki sızma zeytinyağı ve biraz Kaz Dağı kekiği ekip ilk lokmayı ısırdığımda, annem, babam düşer aklıma; çocukluktan kalma bir suçluluk duygusuyla hızla yer bitiririm. Nedir bana bu kadar tatlı gelen; ekmek mi, salça mı, zeytinyağı mı, kekik mi yoksa çocukluğum mu? Bilemem..."

MASA SÖĞÜT DALLARINDAN
"Dağlara çıkıyoruz. Ayva çalıyoruz. Nar çalıyoruz. Hiçbir şey bulamazsak böğürtlen yiyoruz. (...) Yüzüyoruz Zeytinli Deresi ağzında. Kendimizi soğuk sulara atıyor, çıkıp tekrar dalıyoruz suya...
Bir ayin gibi...
Altınoluk yakınlarında kamp yapıyoruz; Küçüksu Deresi'nin denize döküldüğü yerde.
Bu bir izci kampı; yataklarımız kum, üzerinde battaniye.
Yemek masasını söğüt dallarından örerek yapıyoruz. Ve zakkum ağaçlarının altında, yanımızda tatlı su, önümüzde deniz, bir güzel kamp hayatı başlıyor. Bulaşıkları yıkarken -yemeklerimiz hep zeytinyağlıdır- tencere dibindeki yağları vücudumuza sürüyoruz. Zevkten geberiyoruz."

"BİR KULÜBECİĞİM OLSA..."
"Yıllar sonra Zeytinbağı'nda, bu işlere başlarken öngörmediğimiz bir sürprizle karşılaşıyoruz. Sadece iyi yemek yemeyi sever diye bildiğimiz Erhan, mutfakta harikalar yaratan bir şef olarak çıkıyor karşımıza. Aileden aldığı yemek kültürü, tarih, mitoloji ve diğer birçok konuda olduğu gibi yemek üzerine de okuma merakı, doğa vergisi yeteneği ve olağanüstü çalışkanlığı ile birleşiyor ve Erhan bu konuda çok haklı bir üne kavuşuyor.
Şimdi Zeytinbağı'nda konuklarımızla çocukluk hayalimi gerçekleştirmenin keyfini sürerken hep aklıma düşüyor, on dört yaşında olduğum zamandan kalma yazdıklarım: '... Artık kafamla değil, adeta hissiyatımla hareket ediyor, ayaklarımın beni götürdüğü yere gidiyordum. Farkında olmadan kendimi çam ağaçlarının altında yer yer toplanmış karlar üzerinde buldum.
Hafif bir şırıltıyla akan küçük derecik ayaklarımın dibinden geçiyordu. Yıkılmış bir ağaç, tabiatın bütün emeğini üstünde toplamış, etrafı türlü yosunlarla dolu. Şurada karlar ve hemen kenarında baharın müjdecileri sümbüller ve laleler.
Allahım ne olur, benim bu dağbaşında bir kulübeciğim olsa...' İşte şimdi o 'kulübe' var..."

KRİZ FIRSATA DÖNÜŞÜNCE
Ve işte bir bahar günü, o 'kulübe'ye gittik. Pişirmekle yetinmeyip anlatan Erhan Şeker'in yemek kursuna, Çamlıbel köyündeki Zeytinbağı'na...
Şeker, anlatmakla yetinmeyip yazıyor da. Tuncel Kurtiz'in yukarıdaki satırları da onun Kaz Dağları'ndan Bir Lezzet Öyküsü'ndeki 'ilksöz'ünden zaten. Çince'de 'kriz' ile 'fırsat' aynı kelime ya, benzer bir durum oldu: İki oda istedik, sadece bir tane kalmıştı. Bunun üzerine bize, o anda İstanbul'da olan Tuncel Kurtiz'in odasını verdiler!
Duvarlarda o olağanüstü yüz ifadesinin varyasyonlarıyla uyuduk: Usta aktörün, pek çok sanatçı tarafından yapılmış değişik portreleriyle...

MİDELERE VE RUHLARA YEMEK KURSU
Mideyi de ruhu da besleyen bir hafta sonuydu. Pazarda ot alışverişi yaptık: Bir adı da ısparıça olan yabani kuşkonmaza burada filiz dediklerini öğrendik. Zaho ya da eşek helvasını, utanıp 'helvacık' diye kibarlaştırdıklarını duyup güldük.
Rokayı andıran Uzakdoğu kökenli 'mizuna'nın, Meksika'nın dağ nanesinin, Japon baharatı 'misoma'nın bahçede yetiştiğini duyup afalladık.
Isırgan ayıkladık, enginar tüyü yolduk, yemeğimizi hak ettik! Şeker'in beyin ameliyatı titizliğiyle yaptığı orkinos operasyonunu hayranlıkla seyrettik, yarattığı lezzetlere şapka çıkardık. Antik Roma'ya uzanan bir tatlı olan gastrin ile tanıştık. 'Lavabo aç' misali algımızı temizleyen havada sohbetler ettik, öğrendik, eğlendik... O hafta sonunun ve o odanın payı nedir bilmiyorum. Ama Kurtiz'in bana hissettirdiği şey, lezzet.
Eli lezzetli, dili lezzetli adamlar çok değil.
Kurtiz, onlardan. Kendini maharetle marine etmiş... Defalarca damıtılmış, demini almış... Ekşimeyen, bayatlamayan...
İfadesinin, sesinin, muhabbetinin tadı damakta kalan...
Kekik kokuları içinde uyusun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.