YAZARA MAİL GÖNDER Tarihin en büyük salgını..

YAZARLAR

"Bazen insanlığa büyük acı veren bir tarihi olayı, tarihin derinliğinden çıkarıp okurlarımıza sunmakta yarar var diye düşünüyorum" diyor, Üstat Radi Dikici, yaşadığımız şehir İstanbul'un dününden bir anıyı daha sunarken..

***

İmparator Jüstinyen 541 yılı geldiğinde Ayasofya ile birlikte yeniden inşa edilmiş Konstantinople'un keyfini sürüyordu. Toplumda refah seviyesi yükselmiş, şehir tekrar yirmi dört saat yaşamaya başlamıştı.
Ancak yardımcısı Narses'in canının sıkkın olduğunu fark etti,
"Ne o Narses, bir problem mi var?"
"Evet majeste, aslında var. Önce önemsemedik ama gittikçe yaygınlaşıyor. Sanırım bir veba salgınıyla karşı karşıyayız.
Avrupa'da başlayan salgın bütün aldığımız tedbirlere rağmen ülkemize, Mısır'a ulaşmış."
İlk imparatorluk emirnamesi ile Mısır'dan gemilerle yapılan gıda sevkiyatı derhal durduruldu. Ancak veba sadece birkaç ay içinde Filistin'e, Suriye'ye ve oradan Anadolu'nun çeşitli kentlerine yayıldı. Girmediği hane hemen hemen kalmadı...
Bu haberler üzerine Konstantinople'a giriş ve çıkışlar neredeyse yasaklandı. Kontrolsüz hiçbir maddenin girişine müsaade edilmedi. Vali bizzat kendisi, her sabah şehrin bütün giriş kapılarını tek tek kontrol etti. Ancak bütün önlemlere rağmen, askeri bir birliğin şehre getirdiği malzemeler arasında veba mikrobu taşıyan fareler gözden kaçtı...
Bir hafta içinde, şehrin fakir kesimlerinin yaşadığı Tiyatrolar Caddesi ile Theodosius Limanı arasındaki bölgede veba hızla yayıldı ve ölümler başladı. Asillerin yaşadığı bölge ve Büyük Saray'ın çevresi ise askeri birliklerce karantinaya alındı. Oralara giriş ve çıkışlar her ne pahasına olursa olsun kesin olarak yasaklandı.
Ama veba akıl almaz boyutlarda hızla yayılmayı sürdürdü.
Sampson Hastanesi doktorları çaresiz kaldılar. Başlangıçta günde birkaç yüz olan ölü sayısı, çok kısa bir süre sonra binlere ulaştı. Mezar yerleri dolunca, ölüleri gömecek yer kalmadı. Tek çözüm vardı.
Ölüler denize atılmaya başlandı.
Şehrin üzerine tam bir karabasan çöktü. Yönetim ne kadar uğraşsa da etkili olamadı. Hastalık normal seyrini sürdürecek ve tarihte örnekleri görüldüğü gibi, zamanı gelince kendiliğinden yok olup gidecekti.
Doktorların tavsiyesi üzerine gerek İmparatoriçe Theodora, gerekse İmparator Jüstinyen çok dikkatliydiler.
Esasında sorumluluk taşıyan bir imparator olarak, bir çözüm üretemediği için, içi içini yiyordu.
Doktorların, yapabileceği hiçbir şey olmadığını söylemelerine rağmen gece gündüz çareler arıyor ama bulamıyordu.
Halkı inim inim inlerken karantina altındaki sarayında tehlikeden uzak, eli kolu bağlı oturmaya içi elvermedi. Bir gece yarısı kimseye haber vermeden, kıyafet değiştirerek usulca saraydan çıktı. Hipodromun yakınındaki Tiyatrolar Sokağı'na doğru ilerledi.
Çok değil, belki bundan bir-iki hafta önce sokaklarından müzik seslerinin geldiği, insanların etrafta neşeyle gezindiği, tiyatrolarının şarkıcılarıyla, dansçılarıyla, göstericileriyle sabahın ilk ışıklarına kadar açık olduğu, yirmi dört saat yaşayan ve ışıl ışıl olan Konstantinople'un bu semti, şimdi ürkütücü bir ıssızlığa ve karanlığa gömülmüştü... Öyle ki, sokaklarda durumunu soracağı bir kişi bile bulamadı.
İmparator bu kadarını beklemiyordu. Şehrin bu halinden ıstırap duydu. Çaresiz, saraya döndü... Tedbiri elden bırakmadı, üstündekileri içeri girmeden önce çıkardı, normal kıyafetini giyerek yatmaya gitti.
Ertesi sabah normalde her sabah sekizde çalışmaya başlayan imparator, saat on olduğu halde ortalarda görünmedi.
İmparatoriçeye haber verildi. O da hemen Jüstinyen'in dairesine koştu ve gördüğü manzara karşısında donakaldı.
Jüstinyen garip sesler çıkartarak ve arada bir bağırarak uyumaktaydı.
Kocasını o halde gören Theodora'nın aklına tek bir şey geldi ve yazık ki yanılmamıştı.
Doktorlar çağrıldı, onlar da aynı kanıdaydılar; imparator vebaya yakalanmıştı ve kurtuluş ümidi yoktu, ölüm kaçınılmazdı.
O zaman elbette bilinmiyordu; farelerin tüyleri arasına gizlenen ve bir milimetreden küçük Xenopsylla denen uçucu bir böcek, midesinde Pasteurella pestie denen ölümcül veba bakterisi taşımaktaydı. Bu böcekler uçarak çevrede bulunan diğer farelerin tüyleri arasına yerleşip hızla üremekteydiler.
Sonra farelerin tüyleri arasından kalkarak doğrudan insan vücudunun herhangi bir noktasına konup ısırmak suretiyle veba mikrobunu aktarmaktaydı.
Genellikle etki süresi iki gün olan veba bakterisi en geç üçüncü gün insanı öldürmekteydi.
Roma İmparatoru'nun günleri sayılıydı..
(Sonra mı ne oldu?. Bir hafta sabredeceksiniz..)

Kuzey İtalya'daki Ravenna, Roma İmparatorluğu'nun Batı'daki son başkentidir. Bu kentteki San Vitale Kilisesi, mimarı bilinmese de, Erken Bizans Mimarisinin en önemli örneği kabul edilir. Mozayıkları dünyaca ünlüdür. İşte o kilisedeki İmparator Jüstinyen mozayığı..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.