Bir dönem, ringlerde fırtına gibi eserdi. Karşısına çıkacak rakiplerin, galibiyet şansı olup olmadığı değil, onun karşısında kaç raunt dayanabilecekleriydi asıl mesele. Çıkıyor ve kazanıyordu…
Derken yaşlanmaya, formdan düşmeye başladı. Bir dönem kralı olduğu ringlerde, artık başkaları bayrak dalgalandırıyordu. Sessizce köşesine çekildi; meydan gençlerindi. Sonra bir gün, karşısına bir genç çıktı. Başkalarını yenmek kesmiyordu onu; ringi efsane şampiyona dar etmek istiyordu. Üstelik, onu tuzağına çekebilmek için en yakın arkadaşını da ringde öldürmüştü.
Efsane saklandığı yerden çıktı. Vücudu bu meydan okumaya imkân tanımıyordu belki ama son bir gayretle hazırlanmaya başladı. Bir kez daha, üstelik son kez çıkmalı ringe ve neden efsane olduğunu göstermeliydi. Öyle de yaptı.
Rakibi herkese korku salmıştı. Bir kere yakaladı mı bırakmıyordu. Üstelik en yakın arkadaşını da koparmıştı bu dünyadan. Herkes, onu da aynı sonun beklediğini düşünüyordu; ama kimse bunu dile getiremiyordu. Efsaneye saygı, dillere kilit vurmuştu.
Karşılaşma, tahmin edilen gibi başlamıştı; efsane, darbe üstüne darbe alıyordu. Seyircilerin yüzlerine, iç dağlayan bir acı ifadesi oturmuştu. Acıyorlardı; efsanenin böyle zor duruma düşmüş olması, kalplerini yaralıyordu. Ama şaşkın değillerdi; bir bakıma, beklenen bir sondu bu.
Aldığı sert bir bir darbeyle yere çöktü efsane. Bir dizi yerde, yüzünü eliyle kapamıştı. Hakem saymaya başladığında, hayatı gözlerinin önünden, film şeridi gibi geçmeye başladı; bugüne kadar başardıkları, ondan ilham alıp bu spora başlayanlar, alkışlar… Son bir kez doğruldu yerinden. Efsaneydi ve efsane gibi bitirmeliydi. Kariyerinin son yumruklarını, kariyerini kurtarmak için attı. Onu ringden sağ çıkarmayacağına inanılan rakibini, ayaklarının dibine serdi…
Efsane olarak gelmişti ve herşeye rağmen, efsane olarak inmişti o ringden…
Bogdan Tanjevic son birkaç aydır, kolon kanseriyle mücadele ediyor. Ciddi bir operasyon geçirdi ve tedavisinin başarıyla tamamlanması için kemotarapi tedavisine başlandı. Doktorların tüm itirazlarına rağmen, Dünya Basketbol Şampiyonası'nda takımının başında olmak istedi. Bu yüzden, önerilen tedaviyi de aksattı. Canı pahasına, takımının başında olmak istedi. Çünkü o bir efsaneydi; sahneden, sessiz sedasız çekilemezdi.
Onun bu azmi, sahadaki 12 öğrencisine de yansıdı.
Eğer takım, 40 sayı önde olduğumuz ve liderliği garantilediğimiz Çin maçının son dakikasında bile rakibine sahayı dar ediyorsa, bunda Bogdan Tanjevic'in, kansere karşı verdiği o destansı mücadelenin payı büyüktür.
12 Dev Adam, bu turnuvada ilk kez saha kenarına bakmış, orda şartlar ne olursa olsun, savaşmak gerektiğine inanan bir adam görmüştür.
Taktikler, stratejiler, rakipler… Hepsi bir kenara; bu turnuvanın basketbol açısından yazılacak en büyük hikâyesi Bogdan Tanjevic'in kendisidir.
Bugüne kadar çok eleştirilmiştir. Ama sahneyi, efsane gibi terketmek üzeredir.
Rocky Balboa, ayaklarının dibine serilen Ivan Drago'ya son kez bakmış ve iki yumruğunu havaya kaldırmıştı.
Benim bu şampiyonada görmek istediğim son kare; iki yumruğunu havaya kaldırmış Bogdan Tanjevic'tir.
Bir efsaneye, böyle bırakmak yakışır çünkü…