X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Katiller olabilecek en ağır cezaya çarptırılmalı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Katiller olabilecek en ağır cezaya çarptırılmalı

  • Giriş Tarihi: 23.2.2015
Katiller olabilecek en ağır cezaya çarptırılmalı
Katiller olabilecek en ağır cezaya çarptırılmalı

Türkiye son 10 gündür 20 yaşında tecavüze uğradıktan sonra katledilip yakılan Özgecan Aslan'a ağlıyor. Bir kişi bunları nasıl bir ruh halinde yapabiliyor? Katil doğulur mu, yoksa olunur mu? Verilecek en ağır cezalar potansiyel katilleri caydırmaya yetecek mi?

Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Örsan K. Öymen ile son zamanlarda dünyada ve Türkiye'de yaşanan şiddet, tecavüz, cinayet ve terör olaylarını konuştuk...

Şu anda Türkiye, Özgecan Aslan'ın barbarca katledilmesinin şokunu yaşıyor. Bu tür cinayetlerin yaşanmasını nelere bağlıyorsunuz ve bunların önüne nasıl geçilir?
Bu korkunç olay şunu gösteriyor ki; ruh sağlığını yitirmiş akıl hastaları, psikopatlar, katiller aramızda ve içimizde yaşamaktalar. Bu katiller, olabilecek en ağır cezaya çarptırılmalıdırlar. Ancak sadece cezayla aramızda dolaşan potansiyel katilleri caydırmak yeterli olmayacaktır. Önemli olan potansiyel katilleri yaratan düzeni ortadan kaldırmaktır. Bu bir ilk değil. Kadına karşı şiddet, cinayet, tecavüz; bunlar Türkiye'de sürekli rastladığımız şeyler. Belli ki burada hastalıklı bir toplum yapısı var. Birtakım ezik, kompleksli, cahil, hasta ruhlu insanlar bu cesareti nereden alıyorlar; ona bakmak lazım. 'Erkek kadından üstündür' gibi ilkel anlayışların hakim olduğu yerde, kadına karşı bu tür vahşetlerin yaşanmasına da şaşırmamak gerekir. Biz şu anda bu olay karşısında dehşete düşmüş olabiliriz ancak Türkiye'de hâlâ, bu olaya, 'Bu kızın gece minibüste ne işi var?', 'Zaten şoföre ilk sataşan ve el kaldıran kız olmuş, adam da cinnet geçirmiş, ne yapsın?' diye bakanlar var. İşte bu bakış açısına sahip tüm erkekler potansiyel katil ve tecavüzcüdür.

KATİL DOĞULMAZ


Bir katilin profili nedir? Katil olunur mu, doğulur mu?
Elbette katil olarak doğmak diye bir şey yoktur. Bir insanı katil olmaya götüren etkenler; doğduktan sonra, yaşamdaki deneyimlerle ortaya çıkar. Doğuştan var olan bazı genetik yapılar, insandaki şiddeti tetikler mi, etkiler mi; bu konuda kesin bir kanıt ortaya konmuş değil, sadece bazı spekülatif olasılıklar söz konusu. Bu nedenle, 'insanın katil olup olmadığı genlerinde yazılıdır' gibi bir sonuca varamayız. Genetik etkenlere bağlı bazı ruhsal sorunlar olabilir, ancak bu sorunları yaşayan herkesin katil olacağı gibi bir sonuca varamayız. İnsanı şiddete, teröre, cinayete götüren nedenler çok yönlüdür. Ailede, mahallede, okulda, iş yerinde yaşanan sorunlar, ruhsal çarpıklıklar, yaşanan ruhsal sorunların sonucunda kişinin zihninde oluşturduğu kurgular, olgulardan, gerçeklerden koparak kurgulara yapılan geçişler, insanların zihinlerinde yarattıkları mağduriyet senaryoları, kıskançlıklar, kompleksler, eziklik duyguları; bunların hepsi insanı nefrete, öfkeye, kine ve sonuçta şiddete yöneltebilecek olan etkenlerdir. Tabii bu koşulları yaşayan herkes katil olmuyor. Yani bu koşulları yaşamışlık ile katil olmak arasında zorunlu bir bağlantı yok. Aynı koşulları yaşayan bazıları içine kapanarak, başkalarına zarar vermek yolunu seçmeyebilir, hatta kendisine zarar vermeyi tercih edebilir; bazıları da, kendi sorunlarını dışarıya yansıtarak, başkalarına zarar vermek yolunu seçebilir.

RUH SAĞLIKLARI YERİNDE DEĞİL


Bir insan neden katliam yapar ya da canlı bomba olur?
Katliam yapan veya canlı bomba olan insanların ruh sağlığının yerinde olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu insanlar bir ideoloji, bir siyasi görüş, bir dini görüş ile ruh hastalıklarını kamufle etmeye çalışsalar da, özünde onları teröre, şiddete götüren şey akıl sağlıklarının, ruh sağlıklarının yerinde olmamasıdır. Bu, İslam coğrafyasında HAMAS, Hizbullah, Taliban, El Kaide, El Nusra, Işid, Boko Haram gibi terör örgütlerinin din adına onbinlerce kişiyi katletmesi için de geçerlidir, Avrupa'da, örneğin Norveç'te 100'e yakın genci ırkçı gerekçelerle birkaç saat içinde öldüren Anders Breivik için de geçerlidir. Katliamların ne adına yapıldığı işin sadece kamuflaj yanı, görüntüsü. Katliamı yapanlar bunun bir kamuflaj olduğunun bilincinde de olmayabilirler; bu görüntünün, kurgunun gerçek olduğuna inanıyor olabilirler. Ama bir şeye inanmak, onu doğru ve gerçek kılmaz. Özünde, bu tür insanları şiddete, teröre, cinayete, katliama yönlendiren temel etken ruhsal bozukluklardır. Bu bozuklukları, ahlaka aykırı bu eylemleri çeşitli gerekçelerle temellendirmeye çalışıyor, kendilerine bir haklılık payı çıkartmaya çalışıyor olabilirler, ancak bu onların zihinlerinde kurguladıkları mitolojik fantastik boyuttan başka bir şey değildir.

ETNİK KİMLİĞİN OLDUĞU YERDE NEFRETTEN SAVAŞ ÇIKAR

Neden tüm dünyada yaşanan vahşetler gün geçtikçe artmaya başlıyor?
Yaşanan vahşetlerin gün geçtikçe arttığını söylemek mümkün değil. İnsanlık tarihinde her zaman korkunç vahşetler yaşanmıştır. Hatta bugün yaşadıklarımızdan çok daha büyük vahşetleri daha 70 yıl kadar önce 2. Dünya Savaşı'nda Avrupa'nın tam ortasında yaşadık. Bu savaşta yaklaşık 50 milyon insan öldü. Yaklaşık 25 milyon Rus yaşamını yitirdi, yaklaşık 8 milyon Musevi Naziler tarafından soykırıma uğradı. Sadece askerler değil, milyonlarca sivil erkek, kadın, çocuk katledildi. O zaman anti-semitizmi, ırkçılığı Naziler savunuyordu. Şimdi onların Avrupa'da ve Amerika'da hâlâ az sayıda da olsa uzantıları var. Etnik kimlik, din ve mezhep üzerine kurulan bir dünyada olacağı da budur. Etnik kimlik, din ve mezhep fetişizminin olduğu yerden barış çıkmaz, sadece savaş ve nefret çıkar. Bunun için çocuklarımızı ırkçı yetiştirmemeliyiz.

ÇOCUKLUĞU SEVGİSİZ GEÇMİŞTİR

Bir katilin nasıl bir çocukluğu, geçmişi olabilir?
Katil olan insanların çocukluklarında çok fazla sevgi gördükleri, çok güvenli bir ortamda yetiştikleri, çok sağlıklı bir aile ve okul eğitimi aldıkları söylenemez. Katil olan insanların yapısı incelendiğinde, genellikle sorunlu bir çocukluk dönemi geçirdikleri görülür. Çocukluğunda sevgi görmeyen, sevgiyle yetişmeyen bir insanın, başkalarına yönelik sevgi duygusu içinde olması, sempati ve empati duygusu geliştirmesi oldukça zordur. Tabii sevgisiz büyüyen her çocuk katil olacak diye bir şey yok. Ama bu sevgisizliğin üzerine başka etkenler de eklenince, örneğin sosyolojik, siyasi, ekonomik, dini etkenlerle harmanlanmış çerçeveler de eklenince; işin rengi değişiyor, kişi başkalarına da zarar verebilecek hale gelebiliyor.

SADECE SOSYAL MEDYA YETERLİ DEĞİL


Sosyal medyada örgütlenme, insanların tepki göstermesi, bir yerlerde toplanmak için haberleşmesi ne kadar sağlıklı?
Bu tür örgütlenmeler elbette yararlıdır. İster Hristiyan olsun, ister Müslüman olsun, ister Musevi olsun, ister Budist olsun, ister ateist, agnostik ve dinsiz olsun, hangi bakış açısına sahip olursa olsun; halk kitlelerinin teröre, şiddete ve nefrete 'dur' demesi yaşamsal öneme sahip bir konudur. Ancak geniş halk kitlelerinin bunlara 'dur' demesi yetmez, onlara öncülük eden siyasilerin ve yöneticilerin bu nefrete, teröre ve şiddete 'dur' demesi gerekir.