Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ENGİN ARDIÇ
ENGİN ARDIÇ

Çakma

Bir insanın doğduğu evde, eğer sonradan uzun yıllar orada yaşamamışsa, hiçbir damgası, izi, kalıntısı bulunmaz. Bebeğin kişiliği yoktur.
O ev, alt tarafı doğduğu evdir, o kadar. Ünlü biriyse, kapısına bir "plaket" koyar geçersin.
Hele hastanede doğmuşsa, bu daha da böyledir. Bendeniz Trabzon Numune Hastanesi'nde doğdum, orada nasıl bir iz bıraktım acaba?
Ama söz konusu olan sıradan bir insan değil de "tanrılaştırılmış" biriyse akan sular duruyor.
Tahmin ettiniz, Atatürk'ün Selanik'teki evi meselesi...
O ev, "Atatürk'ün evi" değildir.
Gümrük memuru Ali Rıza Efendi ve refikası Zübeyde Hanım'ın 1880 yılı dolaylarında oturdukları evdir. Sonra başka bir eve çıktılar. Daha sonra Ali Rıza Efendi vefat etmiş, Zübeyde Hanım da ikinci kocası Ragıp Bey'in evine taşınmıştır.
Kaldı ki, bugün Atatürk'ün evi diye yutturulan bina da asıl bina değildir! Arkada daha küçük bir evde oturuyorlarmış, bizim yetkililer onu yeterince "fiyakalı" bulmadıkları için, önündeki daha büyük ve daha güzel evi Atatürk'ün evi diye pazarlamışlar!
Alakasız bir adamın fotoğrafını da Ali Rıza Efendi'nin resmi diye salladıkları gibi! (Atatürk bakmış da, "bu bizim peder değil" deyivermiş.)
Bu memleketin hemen herşeyi mi yalan üzerine kuruludur yahu?Bu "çakma kutsal" restore edildi, ziyarete açıldı. Birçok ahmak, duvarlarına elimizi sürtersek belki bir güç, bir "pozitif enerji" alırız umuduyla gitti gördü.
Fakat içi boşmuş. Bu yüzden çok eleştiri almış.
İçinde ne bulunacaktı acaba? Atatürk'ün büyüyünce hiç ayak basmadığı evde, hem de asıl evde de değil, "komşunun" evinde?
İçini doldurmaya karar vermişler, çeşitli müzelerden Atatürk'ün ayakkabılarını, yeleğini, terliklerini, çatal bıçağını ve piposunu buraya taşımışlar. (Pipo mu? Atatürk'ün pipo içtiğini ilk defa duyuyoruz!)
Tabii bazı heykeller de yapmışlar. Silikondan. Hayal gücü kıt insanlara bazı şeyleri "somut" olarak göstermek şart. Bu heykellerden biri, Atatürk'ün gençliğini canlandırıyor. Yani Atatürk orada doğmakla kalmamış, hesapça gençliğini de geçirmiş.
Külliyen yalandır!
Diğer bir heykel de elbette Zübeyde Hanım. (Ali Rıza Efendi nerede? Makbule neden yok?)
Fakat ne Mustafa Mustafa'ya benziyor, ne de Zübeyde Zübeyde'ye... Keşke bu heykel işini Madame Tussaud müzesinin uzmanlarına ısmarlasaydınız.
Bu gayretkeşlik, bana başka bir sakilliği hatırlatıyor. Müjdat Gezen dostumuzun tiyatrosunda sergilediği "kutlu doğum" sahnesini.
İngiltere'den bir silikon bebek getirtmişti, sahnede Zübeyde Hanım'ın bacaklarının arasından çıkarıp (ayıptır be!) seyirciye tutuyorlardı, böylece bir "epifani", bir "teofani" gerçekleşiyordu... Meryem Ana'nın Hazret-i İsa'yı samanlıkta doğurması gibi...
Üç beş dıngıl faşistten başka heyecanlanan olmuş muydu acaba?
Bunlara bir soru soracağım: Kucağında Bebek Mustafa'yla Zübeyde Ana'nın "ikonalarını" yapıp bunların önünde diz çökmeye ne zaman sıra gelecek?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER