YAZARA MAİL GÖNDER Sıkıysa eskiye dönün!

YAZARLAR

Bugün uygulanan siyasi sistem bir ucubedir. Ne tam başkanlık sistemidir, ne de tam parlamenter sistem.
Fiilen, Fransa'daki gibi bir "yarıbaşkanlık sistemi" uygulanmaktadır ama bunun da adı konmamıştır.
Çünkü bugünkü durumun sürmesini ne iktidar istemektedir, ne de muhalefet!
İktidar artık "kafadan" başkanlık sistemine geçilmesini, muhalefet ise "eski usul" parlamenter sisteme geri dönülmesini istiyor.
Ekmeleddin İhsanoğlu kazansaydı, "etliye sütlüye karışmayarak" ve silik bir başkan olmayı seçerek fiilen eskiye dönmüş olacaktı...
Oysa eski sistem de bir kandırmacaydı: Gürsel de, Sunay da, Korutürk de, Evren de, Özal da, Demirel de, Sezer de "tarafsız" değillerdi. Tarafsızlık kâğıt üzerindeydi.
Daha eskiye gidersek de, hem Atatürk, hem İnönü, hem de Bayar mis gibi "partili" başkanlardı! (Sıkıysa Atatürk'ü "tarafsız değildi" diye eleştirsinler de görelim.)
Bugünkü duruma, tarihte misli görülmemiş bir yenilik, başkanın halk tarafından seçilmesi "devrimi" yol açmıştır. Evet, Türkiye için bu bir devrimdir.
2007 referandumunda bu değişikliğe evet oyu veren hiçkimsenin aklına da, ortaya bugünkü ucubenin çıkacağı gelmemişti doğrusu!
Eh, ne yapalım, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olmasına o kadar öküzce karşı çıkmayacaktınız, "367" falan gibi hukuk dışı atraksiyonlara tevessül etmeyecektiniz, iktidarın aklına bu devrimi getirmeyecektiniz! Kendiniz ettiniz, kendiniz buldunuz.
Başkanı halkın seçmesinin mantığı, şimdi bu işin "tamama erdirilmesini", sistemin çok daha sağlıklı bir temele oturtulmasını şart koşuyor.
Karşı çıkanlar, prensipler üzerinde tartışmıyorlar, patolojik bir "Tayyip nefretiyle" hareket ediyorlar. Bu ruh bozukluğu "seni başkan yaptırmayacağız" sloganıyla dışa vuruluyor. Çünkü altında "nasıl olsa biz hiçbir zaman kazanamayız, hep o kazanır" korkusu var.
Sistem tutuculuğu, aslında bir "gündelik politika güdüklüğünden" başka bir şey değildir. Kimse kimseyi kandırmasın. Sistemi tartışır görünüp, aslında "düşman belledikleri kişiyi" tartışıyorlar. Karşı çıktıkları yeni sistem değil, Erdoğan'dır.
Şimdi, iktidarın "başkanlık seçimiyle meclis seçiminin aynı zamanda, yan yana iki sandıkta yapılması" önerisi de eleştiriliyor...
Uyum açısından bu şarttır.
Böyle yapılırsa, çok büyük ihtimalle başkan da meclis çoğunluğu da aynı partiden olur. Aksi olursa, başkan ve meclis çoğunluğu ayrı tellerden çalarlarsa, sistem kilitlenir. (Amerika'da örneği görüldü, devlet felç geçirdi.)
Muhalefetin elinde yeni sisteme karşı sağlam bir "argüman" yoktur. Hele hele, ne "seçilme yaşının da 18'e indirilmesine" karşı çıkabilecektir, ne de "meclisin başkanı görevden alabilme" yetkisine... (Ama bunun dengesi, başkanın meclisi feshedebilme yetkisi hiç işine gelmez tabii.)
Önümüzdeki seçim budur: Ya sistemin adını koyarsınız ya da bugünkü karmaşa devam eder.
Fakat dişmacunu bir kere tüpten çıkmıştır. Muhalefet, hadi sıkıysa, daha da eskiye dönülmesi, yani cumhurbaşkanını halkın değil gene meclisin seçmesi önerisiyle gelsin, bakalım sandıkta nasıl bir tokat yer...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.