YAZARA MAİL GÖNDER Tevazu, tesirat ve tebeddül

YAZARLAR

Postalcı yazarlar Cumhuriyet Halk Partisi'nin reklamını yapacaklar ama bunu Ali Taran gibi kurt bir reklamcı bile beceremedi...
Öte yandan Kılıçdaroğlu'nu devirmek istiyorlar ama şimdilik ipleyen yok...
Bu arada faşizme yatıp Yunanistan'dan bilmemkaç tane ada istemeye kalktılar, Çipras tükürmüyor bile...
Ne yazsınlar? Dön dolaş gene Atatürk tabii.
Fakat attıkları kıtırın arkasını da getiremiyorlar, örneğin Eskişehir belediyesinin İzmir belediyesine dev kıyağı olan "balmumundan Atatürk heykelinin" açılış töreninde İzmirli vatandaşların nasıl kendilerinden geçtiklerini öğrenemedik! İnsan muhabir gönderir de yerinden izler.
Yeni yeni numaralar uydurmak şart.
En iyisi, yakın tarihin gizli kalmış müthiş gerçeklerini gündeme getireceksin...
Neymiş o, İzmir'in yakılması falan mı? Höst.
"Birinci grubun" tasfiyesi mi? Brüss.
Takrir-i Sükûn Kanunu mu? Cıss.
Atatürk'ün TBMM'yi iki defa kapatmaya kalkması ve bundan vazgeçirilmesi mi? Hafazanallah. Elbette, Atatürk'ün İnönü'yü uğurlamaları!
Postalcı yazarlar için son derece önemli bir konuymuş.
Üstelik, gündemdeymiş. "Başbakan havaalanına gidip cumhurbaşkanını uğurlar ama cumhurbaşkanı havaalanına gidip başbakanı uğurlar mı?" gibi son derece önemli bir tartışma varmış son günlerde, biz farkında değildik...
Bu konunun açıklığa kavuşturulmasının mala davara faydaları saymakla bitmez.
Tarihe bakıyorlar, Atatürk İnönü'yü uğurlamaya vallahi de gitmiş, hem de üç kere!
Vayyy...
İlkinde, Yeşilköy'den uğurlamış, Montreux'ye giderken. 18 Haziran 1936.
İkincisinde, gene aynı yerden, bu sefer Londra'ya giderken. 14 Temmuz 1936.
Üçüncü ve sonuncu kere de, bu sefer Haydarpaşa'dan trenle Ankara'ya giderken. 22 Temmuz 1936.
Görüldüğü gibi, İnönü ne büyük adammış, Atatürk de kadar mütevazı.
Atatürk'ün İnönü'ye gösterdiği saygı benzersizmiş.
Protokolu bir yana bırakması dikkat çekiciymiş.
Ee? So what?
Hiç işte, maksat Atatürkçülük ve de İnönücülük olsun.
Postalcı yazarlar yoruldular, hele bir bayram tatili yapsınlar, kafalarını toplayıp gelsinler, kendilerinden bu kadar önemli olmayan daha başka tarihi gerçekleri de araştırmalarını bekleriz.
Örneğin, Atatürk ile İnönü arasında geçen ünlü "sofra kavgası" ve akabinde, trende bir sohbet üzerine İnönü'nün başbakanlıktan alınması... Madem tarih atmayı seviyorlar, onu da vereyim: 20 Eylül 1937.
İnönü anılarında bunu "alkolün tesiratıyla tebeddül" olarak niteliyor. Çok ayıp. Alkolün tesiratıyla tebeddül olsa olsa muhalif basının bazı mimli postalcılarında olur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.