YAZARA MAİL GÖNDER Seçimden sonra konuşmaya sıra gelecek şeyler

YAZARLAR

Ülke kalkınınca insanı da kalkınır, diyorlar. Umarım öyledir ama ya insanlığı?
Şehir gelişince neden sakinleri de gelişmiyor? Hem binalar yükseldikçe ruhumuz alçalıyor mu ne! Yoksa bunu hiç hesaba katmamış mıydık?
Hadi bunları da geçelim...
Lafın direksiyonunu daha "ince" ve acıtıcı yerlere çevirelim...
Şu "satın almak" deyimi mesela, nasıl oldu da böyle yaygınlaştı?
Barışı, umudu, hayalleri bile satın almak tuhafınıza gitmiyor mu?
Neden siyasetçisi, medyacısı ve hatta sokaktaki insanı finansçılara özgü bu pek gıcık deyimi sevdi?
Yoksa "madde"nin hükmünün geçmediği alanların yaygınlığına inancımızı kayıp mı ettik?
Bir dostumun "artık dostluklar bile bir yatırım" lafı gerçekliği mi anlatıyor?

***

Günümüzde işsizlik, zaten "ölüm" gibi bir şey. Fakat artık çalışanların da bir "hayat" sahibi olduğunu söylemek zor!
İşletmeler yaşıyor.
Artık kimse bir işe yaradığı hissini taşımıyor; çünkü ne iş yaptığını tam bilemiyor. Herkesin değeri şirkete ne kadar yaradığıyla ölçülüyor.
Üstelik aileler, eğitim kurumları, siyasi partiler ve daha birçok şey, hatta memleket bile kendini bir "işletme" gibi kurgulamaya başladı.
Nasıl oldu da bu noktaya geldik?
Sizin de kafanızı böyle bir dolu soru meşgul ediyordur, eminim.
Aktüel politikanın patırtısı içinde yüzleşip tartışmayı ötelediğimiz şeyler hani...

Masaya yatırıp enine boyuna konuşmamız gereken çok konu var.
Daha fazla beklemeden bir karara varıp çözüm için eyleme geçmemiz gereken çok problem...
***

Aylardır içimden söyleniyorum; yazılacak ne çok şey birikiyor, hele şu seçim patırtısı bir geçsin de yazıp çizmeye başlayayım, diye.
Hatta bir ara listelemeye bile kalkıştım.
En başa da çok savsakladığımız "günümüz iş hayatı"nı koymuştum.
Kaderi hâlâ patronun iki dudağı arasında kalan ama kendini hakikaten "özgür bir birey" sanan, insani başarısızlıklarını kariyer başarılarıyla örtmeye çalışan, gladyatör yanlarını otuz iki diş sırıtarak etraftan saklayan "modern çalışan" tipinin günlük medyada tartışılmasının zamanı hiç gelmeyecek mi?
Bana sorarsanız, geldi de geçiyor.
***

Hayaller böyle de, gerçekler ne durumda?
Yeni Türkiye'ye diz çöktürmek isteyen saldırı dinamiklerinin
birdenbire ortalıktan çekileceğini sanmak saflık olur.
Yani sıcak politika el ve dil yakmayı sürdürecek.
O halde makro politik sorunlarla hayatımızın mikro politik gerçeklerini bir arada konuşup çözüm üretmeyi öğrenmek zorundayız.
Bizim İsmail'in (Kılıçarslan) kulakları çınlasın, onun gibi söyleyeceğim: Deneyelim inşallah!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.