YAZARA MAİL GÖNDER Başbakanlar değil, asıl sen yürümelisin!

YAZARLAR

Genç kuşaklar "tarifeli uçakla giden cumhurbaşkanı, makamına bisikletle gelen başbakan" hikâyelerini yeni sanabilir.
Oysa benim gençliğimde bile vardı bu söylem.
Tuvalete bile Chevrolet Impala'sıyla giden Modalı bir beyefendiyi hatırlarım.
Dilini damağında şaklatarak anlatmaya başlardı: "Efendim oralarda devlet adamları sokaklarda yürürler, parkta oturup gazete okurlar."
Tabii ki hikâye yazıyordu!
Zaten bu manzarayı sevmek gibi bir derdi yoktu. Sevse, kendi de bezik oynamaya Büyük Kulüp'e değil, mahalle kahvesinde pişpiriğe giderdi, değil mi ya!
Tek bir maksadı vardı: Memleketini ve memleketinin siyasetçisini horlamak.
Tabii, diyebilirsiniz ki, bu beyefendi o parkta oturan devlet adamı için bütün parkın sivil ajanlar tarafından "enterne" edildiğinden haberdar değilse, basbayağı şapşaldır.
Hayır! Gayet uyanık biriydi ama kendisini dinleyen ezberci "orta sınıf aydınları"nı böyle kafalardı. Ardından hep birlikte bir yakınma ve hasret ayini başlardı: Ah, ne güzel, ne barış dolu, ne medeni yerlerdi oralar...
Sonrası trajik biçimde geldi...
İsveç Başbakanı Olof Palme 28 Şubat 1986 gecesi eşi ve oğluyla birlikte gittiği sinemadan yürüyerek dönerken faili meçhul bir cinayete kurban gitti.
Bu hikâyelere de bir süreliğine ara verildi!

***

Gelelim bugüne...
Özel uçağından, yatından, zırhlı arabasından inmeyen medya patronları adamlarına övgüler yazdırıyor. Neymiş? Finlandiya Cumhurbaşkanı memleketine tarifeli uçakla dönmüş!
Arkasından gelsin eski hikâyeler; bisikletli başbakanlar, yürüyen bakanlar...
Yahu bu patırtıyı medyadan gazlayanlardan bir teki dahi düzenli olarak bisiklete biniyor olsa ya da Bebek sahili dışında hakiki bir sokakta uzun yürüyüşlere çıksa dişimi kıracağım.
Oturdukları korunaklı sitelerdeki yürüyüş parkurlarından ve kardiyo bisikletlerinden ötesini bilmiyorlar ki!
Üstelik ABD Başkanı'nın nasıl dehşetli bir güvenlik çemberiyle korunduğunu anlatan gerilim filmleri ve dizilerini izlerken ağızlarının suyu akar.
Ama belki de bu uyanıklara değil, onların bayat numaralarını hâlâ yutanlara kızmak gerek.
***

Nihayetinde kendi söylediğine kendisi inanmayan ama başka herkes inansın isteyen bir sosyal sınıftan söz ediyorum.
Kumaşları öyle sahte ki, dikiş tutmuyor.
Hatırlayın, marketten alışveriş yapmasıyla "halk"tan biri sayılan bir Cumhurbaşkanı Ramazan'da milletin karşısına geçip bir bardak suyu kafasına dikivermişti.
Belki gülüp geçmek gerek artık bu sınıfa.
Keşke o günler çabucak gelse!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.