YAZARA MAİL GÖNDER Her şeye kızmak yerine anlamaya çalışalım

YAZARLAR

Topluma mal olmuş, söyledikleri ya da besteledikleri şarkılar kuşaklar boyudur dillerde dolaşan sanatçılar, nedense aynı toplumun geniş kesimlerini huzursuz edecek söylemleri kaba bir üslupla hiç düşünmeden seslendirebiliyorlar.
Oysa bu sanatçılar "Söz"ün ne kadar değerli olduğunu ve ne kadar dikkatle kullanılması gerektiğini, şarkılardan bilirler. İnsanın hiç düşünmeden ağzına geleni söylemesi ile bir şarkıya söz yazılacağı zaman ne ölçüde özenli davranılması gerektiğini, en iyi ses sanatçıları ve besteciler bilirler.

Mahalle baskısı ve sendrom

Ama şunu da söyleyeyim... Bu kaba üsluplu ve geniş kitleleri huzursuz eden söylemleri seslendiren sanatçılara karşı gösterilen tepkiler de, onların söylemleri kadar kaba ve huzursuz edici nitelikte... Bence kendi mesleklerinde ne kadar değerli olduklarını yıllardır kanıtlayan bu sanatçıların bu zor duruma kendi kendilerini düşürmeleri arkasındaki nedenleri aramak, daha doğru olur... Mesela "Mahalle baskısı"nın bu gibi durumlarda hiç payı yok mudur? Ya da bu tür anlık ruhsal bozuklukları niteleyen "Sendrom"ları aramak daha doğru olmaz mı?

Şeriat mı geliyor?
Özellikle AK Parti'nin iktidar olması ertesinde toplumun belirli kesimlerinde görülen "Ilımlı İslam Sendromu"nun bu kesimleri "Şeriat geliyor" fobisine sürüklediğini görmedik mi? 28 Şubat post-modern darbesi döneminde başı örtülü üniversite öğrencilerine karşı uygulanan devlet baskısının kalıntılarını, şimdi de başörtüsünün yasak olmaması nedeniyle seslendirilen tepkilerde bulamaz mıyız?
Kısacası ünlü ve değerli bir sanatçı kendisinden hiç beklenmeyen davranışlar sergilediği zaman, mesela bir "Sendrom"un var olup olmadığını da araştırmalıyız. Ve biliyoruz ki özel bir bozukluğu belirleyen, bir arada görülen, teşhisi kolaylaştıran bulgu ve belirtilerin tümüne birden tıp dilinde "Sendrom" denilir...

Sendrom türleri

Mesela uyuşturucu maddenin bırakılması halinde, kişide ruhsal bozukluklar belirir, karamsarlık artar, özlemler tırmanır. Bu tabloya "Abstinans Sendromu" denilir. Kadınlarda adet öncesinde görülen ve gerginlik, duygusallık, depresyon, baş ağrısı, göğüs gerginliği, karında gaz şikâyeti gibi belirtilerle ortaya çıkan tablonun adı "Premenstruel Sendrom"dur.
Bir de günümüz dünyasında tıp sözlüklerine giren bir "Metabolik Sendrom" var mesela. Bunda her sabah işe kahvaltı yapmadan giden, trafikte bunalan, bütün gün masa başında oturan, öğleyi bir sandviçle geçiştirip akşam evinde yemeklere saldıran ve sonra televizyon karşısında uyuyakalan insanlar söz konusudur. Bunlardaki "Metabolik Sendrom" bel çevresinin kalınlaşması, kan yağlarının artması, tansiyon yükselmesi şeklinde belirir. "Metabolik Sendrom", kalp damarlarının tıkanmasının veya şeker hastalığının işaretçisi olur sonunda.

Kerensky Sendromu

Siyaset bilimi de tıptan "Sendrom" kavramını alıp, kendi alanına uyarlamıştır. Örneğin 20'nci yüzyılda tüm dünyadaki merkez sağ politikacılarda görülen bir "Kerensky Sendromu" vardı.
Alexander Kerensky (1881-1970) Çarlık Rusya'sının sosyalist siyasetçisiydi... 1917'nin Mart'ında Çar tahttan indirilince kurulan hükümette Savunma Bakanı olmuş, Temmuz'da ise Başbakanlığa getirilmişti. Ancak 1'inci Dünya Savaşı'nda Rus ordusu Almanlar karşısında Doğu Cephesi'nde yenilince, Rusya'nın barış anlaşması imzalamasından yana olan Lenin'in Bolşevikleri duruma hâkim oldu. Kerensky Bolşeviklere karşı Menşevikler ve Sosyalistlerle ittifak kurmaya çalıştıysa da başaramadı. 7 Kasım 1917'de Sovyet Devrimi gerçekleşince Rusya'yı terk etti. Sonunda ABD'de öldü.

Ne keserler?

Kerensky'nin öyküsüne dayalı olarak dünyadaki merkez-sağ politikacılarda, "İktidara sosyal demokratlar gelirse, sonunda ülke komünistlerin eline düşer" şeklinde belirlenen "Kerensky Sendromu" oluşmuştur... Biz de Ecevit Başbakan olduğunda sağ kesimlerin sergilediği "Kerensky Sendromu"nun "Komünizm geliyor" fobisine dayandığını görmemiş miydik?
Bu Kurban Bayramı'nda kendilerini kurbanlıkların yerine koyanların davranışları ve söylemleri ile ne çeşit bir sendrom sergilediğine dikkat etmeliyiz. Acaba bunların arasındaki mütedeyyin etyemezler yani "Vejetaryen"ler, koyun yerine ağaç mı keserler? Bu durumda da çevreciler onlara tepki koymaz mı?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.