YAZARA MAİL GÖNDER “Filistin gerçeği”ni Siyonist sloganlar değiştiremez

YAZARLAR

Siyasi gerçekleri kabul etmekle, bu gerçekleri sloganlaşmış söylemlerle pekiştirmeye çalışmak aynı şeyler değildir. Örneğin İsrail Ortadoğu'nun siyasi, askeri ve coğrafi bir gerçeğidir... İsrail'i tanımamak, onu yok saymak, siyasi bir uyurgezerliktir.
Ama eğer bugün İsrail siyasetçileri Filistinlilere karşı izledikleri baskı politikasının gerekçelerini bu bölgeye dönük Siyonist sloganlara dayarlarsa, bu da İsrail'i yok saymaktan farksız bir aymazlıktır.
Mesela İsrail Başbakanı Netanyahu "Mescid-i Aksa"nın da içerisinde bulunduğu Kudüs'teki "Harem-üş- Şerif" bölgesinde İsrail'in uyguladığı mevcut politikaların aynen sürdürüleceğini söyledi... Ve Knesset'teki şu konuşmasında İsrail'in izlediği politikayı "Yahudilerin Ebedi Başkenti" gerekçesine dayayarak sözünü ettiğimiz aymazlığı tekrarladı...

Ebedi başkentmiş!
"- Birleşmiş Kudüs, ebedi başkentimizdir. Kudüs için savaşıyoruz. Uzun bir savaş olabilir ancak galip geleceğimize eminim. Bazıları içinse İsrail'in Kudüs'teki egemenliği politik mücadelenin bir parçası. 3 bin yıldır Yahudilerin başkenti olan Kudüs, provokasyon olarak nitelendiriliyor..."
Gerçeklere dönersek... Amerikalı Yahudilerin ve Siyonist baskı gruplarının ABD'yi Almanya ile ittifaka yönlendirecekleri endişesi sonucu İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour, 1917'de kendi adıyla anılan deklarasyonu yayınladı. Filistin'de bir Yahudi anavatanı kurulmasını onaylayan "Balfour Deklarasyonu" yayınlandığı sırada, "Ebedi başkent"in de içinde bulunduğu Filistin topraklarındaki nüfus yapısını hatırlayın... Müslümanlar 480 bin, Yahudiler 80 bin, Hıristiyanlar 70 bin kişi...

Keşke savaşmasalardı
Birleşmiş Milletler 1947 Kasım'ında Filistin'in, biri Yahudi öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. Kudüs için de BM denetiminde milletlerarası bir bölge statüsü tanındı. 1947'de de Filistin'de yerleşik 1 milyon Müslüman, göçlerle sayıları artan 600 bin Yahudi ve 140 bin yerleşik Hıristiyan vardı...
Birleşmiş Milletler'in çözümünü Araplar reddetti. 14 Mayıs 1948'de İsrail devletinin kuruluşu ilan edildi. 24 saat sonra, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları saldırıya geçerek İsrail topraklarına girdiler.
Keşke Filistinliler ve Araplar, İsrail'i yok etmeyi amaçlayan savaşları başlatmak yerine, Filistin devletinin kurulmasına ve bu devleti güçlendirmeye sarılsalardı...

Özal'ın öğüdü
Cumhurbaşkanı Turgut Özal Yugoslavya'da iç savaş sürerken Bosnalı lider İzzet Begoviç ile FKÖ Başkanı Yaser Arafat'ı, İslam Konferansı Örgütü Zirvesi vesilesiyle Aralık 1991'de Senegal'in başkenti Dakar'da buluşturmuştu... Beni bu üç ismin birlikte oldukları odaya çağırdı. Orada Begoviç'e Arafat'ı işaret edip "Bunlar Birleşmiş Milletler kararına uyup Filistin devletini kursalardı, hâlâ boşlukta duran konumda olmazlardı. Size uluslararası camiadan Bosna için bir çözüm önerisi gelirse, hemen buna sarılın" dedi. Arafat Özal'ın bu sözlerini yüzündeki acı gülümseme ile izliyordu.
Kısacası Kudüs kimsenin "Ebedi başkenti" değildir. Kudüs üzerinde Arapların da Yahudilerin de iddiaları, dinler tarihine değil siyasal gerçeklere dayalıdır. Keşke Netanyahu gerçekleri kabullenip, Siyonist sloganlarla krizi tırmandırmasa...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.