Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Çoğulcu ve özgürlükçü demokrasinin otoriter ve totaliter sistemlerden bir temel farkı da "Yönetimlerden hesap sorulması"dır. Seçilmiş yönetimler özellikle dış politikadaki hatalarının bedelini, sonunda mutlaka öderler...
Saddam Hüseyin'in İran'a karşı başlattığı savaşta, milyona yakın Iraklı genç öldü ya da yaralandı. Bu savaşın hesabını vermesini hiçbir Iraklı Saddam'dan isteyemedi. Hitler'in Polonya'ya saldırarak başlattığı 2'nci Dünya Savaşı'nı Almanya çok ağır bedelle ödedi. Ama hiçbir Alman Hitler'den hesap soramadı.

Bazı örnekler
İki diktatörün ihtiraslarının boyunun akıllarının boyundan uzun olması sonucunda ülkeleri işgal edildi. Saddam asıldı, Hitler intihar etti.
Buna karşı İngiltere'de Başbakan Eden "Süveyş Harekâtı" sonunda siyaseten bitti... Fransa'da Çin Hindi ve Cezayir fiyaskoları sonunda 4'üncü Cumhuriyet demokrasisi De Gaulle'ü başa getirdi ve "5'inci Cumhuriyet"e geçildi. Amerika'nın Vietnam'da giriştiği haksız savaş yenilgiyle biterken, Amerikan demokrasisi "Watergate Olayı" ile sadece o dönemin kadrolarını temizlemedi, Başkan Nixon da yüz kızartıcı bir konumda istifa ettirildi.

Trajik sonuçlar

Dış politikadaki dramatik hatalarına rağmen kendilerinden hesap sorulamayan otoriter yönetimler, sonunda ülkelerinin felakete ve hatta yok olmaya sürüklenmesine neden olabilirler. Osmanlı'nın son dönemindeki İttihat Terakki yöneticilerinin ülkelerini 1'inci Dünya Savaşı'na sokmaları, İmparatorluğun yok olmasına dayanmadı mı? Ya da Sovyetler Birliği yöneticilerinin "Bilişim Çağı"nı nükleer dehşet dengesi ile karşılayabilecekleri şeklindeki yanılgıları sonunda Sovyetler parçalanıp çökmedi mi?

Özeleştiri de şarttır
Yöneticilerin hataları sonunda tüm ülkenin bedel ödemesini önlemenin bir yolu da, özeleştiri mekanizmalarının sağlıklı işletilmesidir. Bu açıdan bizim Türkiye olarak gerek hesap sorulabilirlik, gerekse özeleştiri yapabilmek yeteneklerimizi yeterince geliştirmiş değiliz.

Ders alınmalıdır
Örneğin askeri harekât ertesinde kalıcı bir siyasi çözüme ulaşmak mümkünken bunun iç politika malzemesine çevrilmesi nedeniyle, Kıbrıs'ın "Çözümsüz bir sorun" olarak Türk dış politikasının ipoteği haline dönüştürülmesinin hesabı, siyasetçilerden sorulmadı. Bugün gündemimizi hâlâ işgal eden PKK terörü ile mücadelede yeniden başlanan noktaya gelinmesinin değerlendirmesi de, demokratik bir ortamda hâlâ yapılabilmiş değil.
Bu hesap sorulabilme ve özeleştiri yapabilme kıtlığına şu andaki somut örnek, Rusya'daki Putin yönetimi değil mi? Yani ona ve tarihteki benzer örneklere bakarak ders almamızda, sayılamayacak kadar çok yarar vardır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER